karabuk haber

Bir yol filmi: On The Road

İlk kadın psikanalist Lou Andreas-Salomé

Ricardo Bofill, çimento fabrikasından büyülü bir ev yaptı

Tereddüt, erkek egemenliğinin kayalarına vuran dalgalar!

Akademi ‘bir koltuk ve bir de çek defteri’ değildir

Eğitim, Politika, Yaşam 11 Ocak 2017

Varoluşculuk felsefesinin kurucularından, Nobel ödüllü, filozof, bilgin, eleştirmen ve bundan fazlası olan Bertrand Russel,  dogmatizme karşı özgür, tarafsız,  rasyonel bilginin ve bilimin önemine işaret ederken, “Yeni gerçeklerin ortaya çıkması pek çok kimsenin özellikle iktidar sahiplerinin rahatını kaçırır, dahası tepkisine yol açar. Öyle de olsa, sürüp gelen bağnazlığın militan fanatizmi karşısında en büyük umut dayanağımız bilgelikle birleşen bilgidir” sözlerini sarf eder.

1. Dünya savaşına dair sert tutumu ve savaşa dair yaptığı eleştiriler neticesinde Cambridge Üniversitesi’ndeki hocalık görevine son verilir ve akabinde 6 aylık hapis cezasına çarptırılır. Tabi tutulduğu bütün kötü muameleye rağmen, eleştirel dilini muhafaza eder, barışın savaşa nazaran daha akılcı ve sürdürülebilir bir alternatif olduğunu dillendirir, resmi ideolojinin yeniden inşasının bileşenlerinden biri olmaktan kaçınır.

Malumunuz üzere OHAL kanunu kapsamında yayınlanan 6 Ocak 2017 tarihli 3 KHK’dan biri olan 679 No’lu KHK ile çok sayıda kamu görevlisinin işine son verildi.  Yine bu KHK ile 631 akademisyen ve üniversite bünyesinde çalışan 155 idari personel de görevinden ihraç edildi.

İlki eylül ayında gerçekleştirilen mevcut akademisyen kıyımının mağdurlarının bir kısmını, ‘barış için akademisyenler’ çatısı altında örgütlenen ve bildirilerinde özetle ülke içinde hali hazırda devam eden savaşın bitmesine dönük sağduyulu bir politika geliştirilmesi gerektiğini belirten akademisyenler oluşturuyordu.

Ne bu alelacelelik?

Bildiriye atılan imzaların ertesinde barış akademisyenlerinin bir kısmı iktidarın ve onun yönlendirmesiyle iktidar tabanının hedefi haline geldi, linçe maruz kaldı, tehdit edildi, bir kısmı ise ‘terörle’ ilişkilendirilip tutuklandı. Barış akademisyenleri terör propagandası yapmakla, teröre destek olmakla, savaşın müsebbibi olarak devleti göstermekle suçlandı. Nihayetinde birçoğu Eylül ayındaki kıyımın bir devamı niteliğinde, bahsi geçen gerekçelerle, görev aldıkları üniversitelerde sahip oldukları kürsülerinden de kovuldular. Ne yazık ki benim de öğrencisi olduğum, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve fakültemin bir parçası olduğu Cebeci Kampüsü de, muhalif anlamda politik görünürlüğe sahip hocalarının yukardaki gerekçelerle ihraç edilmesine tanık oldu.

Sistemli ve planlı bir şekilde zaman dahi kaybetmeden KHK’ların yayınlanmasının hemen ertesinde, bağlı bulundukları fakülte sitelerinden resimleri kaldırılmış, mail adresleri sildirilmiş ve en kısa sürede odalarını boşaltmalarına dönük bir yaptırıma girişilmişti. Bu el çabukluğunu, alelaceleliği iktidarın kendinden olmayana dönük nefreti mi, yoksa yine birçok açıdan ortaklaşamadığı ve kendi emir, himayesi altına alamadığına dönük korkusu mu teşkil ediyor? Veyahut her ikisi mi,  bundan fazlası mı,  bütünüyle kestirmek zor. Fakat meseleye dair görünenden ve bilinenden yola çıkarak çıkarımlarda bulunmak gayetle mümkün.

Neye hizmet ediyor?

Mevcut iktidar aklının, niyetinin ve politikalarının farkında olarak bu kıyımın gerekçe gösterilenden ziyade neye hizmet ettiği çok açık. İktidarın uzun bir süredir istikrarlı bir şekilde içteki politik hamlelerinin birçoğunu tek tipleştirme, kurum ve kuruluşlarda kendi ideolojik hegemonyasını kurma üzerinden devam ettirdiği bir gerçek. Önceleri bu niyeti gizliden gizliye sürdürse de, yakın zamanda açığa çıkarıp, susturulan ve sindirilen muhalefetin boşluğunu fırsat bilerek bu niyeti pratiğe dökme imkanı buldu. Yine yakın tarihe değin, özerkliğini, politikliğini ve muhalif kimliğini muhafaza edebilmiş üniversiteler ve fakültelerde iktidar son süreçle birlikte bu niyeti somut hale getirecek atılımlarda bulundu.

Şahsi kanaatim yukarda bahsi geçen okulum da bu anlamda son sürece değin özgünlüğünü koruyabilmiş, öğrenci ve hocası ile hakim paradigmaya ve yaygın anlayışa karşı alternatif bir mecra görevi görebilmişti. Bu anlayışla donanan, tanık ya da dahil olduğu bu deneyim sürecinin sonunda eleştirel perspektife sahip bir şekilde mezun olan öğrenci,  sonraki yaşantısında, akademide, kamu kuruluşlarında ya da özel sektörde bu kimliğiyle kendini var edebilecekti ve etti de.  Bu durumu her alanda kendi ideolojik inşasına karşı bir tehlike olarak gören iktidar aklı, bütünüyle ilkel reflekslere kapılıp, belli kılıflar uydurup, bu demokratik, özgürlükçü ortam ve anlayıştan kurtulmanın yolunu öğrenci ve akademisyenin ihracında gördü.

‘Barış, savaştan daha makul değil mi?

Konumu itibariyle yönlendiren, eğitimci kimliği hasebiyle muhatabı olduğu öğrencinin zihnini, düşüncesini ve dış dünyaya dair algılarını şekillendiren bir akademisyenin bu kaygıyla savaşa karşı daha makul olan barış mefhumunu dillendirmesinde, dünyanın bütün coğrafyalarında kabul görmüş bir gerçekliği, yani savaş ve kargaşa karşısında çözüm ve akabinde çatışmasızlığı bir alternatif olarak belirtmesinde ne gibi bir sakınca var?

Temas edip bildiğim ya da derslerine dahil olma fırsatı bulup anlatılanların içeriğine vakıf olduğum, bu yolla yaşamın tüm kutsallardan daha kutsal olduğu fikrini bende sabit kılan hocalarımın savaşı derinleştirmekle, yurt ve yurttaş bekasını tehlikeye düşürmekle suçlanması ne tuhaf. Kalemi silaha üstün tutan, kişinin mevcudiyeti tehlike arz etmedikçe şiddeti öteleyen kolektif bir dili terörle tanımlamak ne gülünç.

Aydın ve insan olmanın bir gerekliliği olarak haksızlık karşısında muhalif bir tavır takınmanın, kanımca iktidar olmanın kibriyle yine iktidar tarafından bertaraf edilmiş çözümün tekrardan inşası için çabalamanın, bütün yaşamsal kaygıları bir kenara bırakıp ötekini dert edinmenin suç unsuru sayılması ne abes.

Zulüm payidar olmaz

Tek derdi öğrencisine onurlu, prensipli bir yaşamın, eşitliğin, adaletin, insan olmanın gerekliliğine dair anahtar ilkeler olduğunu aktarmak olan hocalarımın türlü bahanelerle, somut bir karşılığı olmayan gerekçelerle bağdaştırılarak işlerinden edilmesi ne acı. Zulmün karşısında ideoloji, inanış ve yaşam tarzı farklılığı gözetmeden durup, zulüm göreni kategorize etmeden zalim her kimse ona dönük mücadeleyi meşru bir zeminde önceleyen hocalarımın ideolojik kaygılarla, iktidar tarafından kürsülerinden edilmesi ne zor.

Her çağ, her tarih, her zaman dilimi eğer iktidar ve yurttaş arasındaki ilişkide bir uyum yoksa, yöneten kendini zorbalık üzerinden dayatıyorsa, yönetilen yönetenin yönetme biçimini birçok açıdan tasvip etmiyorsa, doğası gereği kaçınılmaz olarak kendi Spartaküs’ünü, Demirci Kawa’sını,  Şeyh Bedrettin’inini, Prometheus’unu yaratır, akademide ise Bertrand Russel’ını yaratır, yaratmıştır da. Zulüm payidar olmaz, kazanım bedel üzerinden temellenir, hocalarımız bu anlamda kazanıma evrilecek bedeli tazmin edenlerdir.

Biz kayıplarımızı, üzüntülerimizi, acılarımızı belli etmeyeceğiz, ama unutmayacağız da, ibrenin bize döneceği, yaşamı kimsenin oluruna bırakmadan kendi ellerimizle, emeğimizle, alın terimizle yaratacağımız günü bekleyeceğiz. O gün tarih de bizimle olacak, umutsuzluğa kapılmayacağız ve HOCALARIMIZ GERİ DÖNECEK.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.