karabuk haber

Tereddüt, erkek egemenliğinin kayalarına vuran dalgalar!

7 yaşında Google’a iş başvurusunda bulundu

İlk kadın psikanalist Lou Andreas-Salomé

Kuzguni Gömüt

Atanamayan bir öğretmenin portresi: Öğretmen masası yerine midye tezgahına

Eğitim, Röportaj, Yaşam 19 Aralık 2015

Atanamayan öğretmenler Türkiye eğitim sisteminin en büyük sorunu olmaya devam ederken, yükseköğrenimde son 10 yılda eğitim fakültelerinin sayısı 63’den 97’ye, fen edebiyat fakültelerinin sayısı ise 91’den 184’e yükseldi. Bu sürede eğitim fakülteleri %54, fen edebiyat fakülteleri %102 oranında büyüdü. Üniversitelerde yaklaşık 500 bin öğretmen adayı eğitim görüyor. Günümüz itibari ile eğitim fakültelerinde 220 bin, fen edebiyat fakültelerinde 280 bin öğrenci öğrenim görüyor.

Ancak bakanlığın açtığı kadro sayısı mezunlar için bir hayal olmaktan öte, hayal kırıklığı olmaya devam ediyor. Yıllarca gördükleri eğitim öğretimi üniversiteyle taçlandıran gençlerin atama sorunu, hayata karşı savunmasız kalmalarına da neden oluyor. Şöyle ki hayatı boyunca öğrenim gören öğrenciler başka meslekleri öğrenmeye vakit ayıramadıkları için, mezun olduklarında atanamayınca ortada kalıyorlar ve işsizliğin verdiği ruhsal çöküntüyle çoğu öğretmen adayı intiharı düşünür hale geliyor. Öğretmenlik eğitimi alan ve istihdam edilen kişi sayısı arasındaki uçurum, atanamayan öğretmen sayısının artmasında temel sebep. Atanamayan Öğretmenler Platformu’nun 2014’te 1127 atanamayan öğretmenle yaptığı ankete göre her 3 ataması yapılmayan öğretmenden 1’i intihar etmeyi düşünüyor. Korkunç bulguların yer aldığı ankette, “Atamanız yapılmadığı için intiharı hiç düşündünüz mü?” sorusuna “Evet” diyenlerin oranı yüzde 38.33, “Cevap vermek istemiyorum” diyenlerin oranı yüzde 26.44, “Hayır” diyenlerin oranıysa yüzde 35.23 oldu.

Dicle Üniversitesi’nde Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatı okuduktan sonra formasyon alan ve atanamayan Abdülhamit Ekdi, atanamayan yüzlerce öğretmenden biri ve Ankara’da midye satarak hayatını devam ettirmeye çalışıyor. Abdülhamit Ekdi ile atanamayan öğretmenleri ve hikâyesini konuştuk. Öğretmen masası yerine midye tezgâhının başına geçtiğini belirten Ekdi de KPSS mağduru atanamayan birçok öğretmen gibi umudunu yitirdiğini söylüyor.

İşte Abdülhamit Ekdi’nin Press Haber’e verdiği o röportaj ve Türkiye’de eğitim sisteminin gençlerde yarattığı tahribat…

 

Umut olmayınca çalışma isteği de olmuyor

En kötüsünden başlayalım, umudunuz var mı atanmak için, bir de kısaca sizi tanıyalım.

2009’da yapılan ÖSYM sınavıyla Dicle Üniversitesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatı bölümünü bitirdim, 2015’te de formasyon aldım. Atanamadığım için Ankara’da midyecilik yapıyorum.

Çalıştığım için KPSS’ye yeterince hazırlanmadan girdim ve istediğim puanı alamadım. Zaten hazırlanıp da giren arkadaşlarım da atanamadı. Çünkü okuduğum bölümde 45 bin civarında mezun var, fakat yapılan alımlar 1077 kişi. Bu 1077 kişi arasına girebilmek için ne kadar çalışmak gerekir ki! İnsanın yerleşmeye umudu olmayınca çalışma isteği de olmuyor.

 

Abdülhamit Ekdi

 

Öğretmen masası yerine midye tezgâhındayım

Ne umdun ne oldun? Üniversitedeyken nasıl bir hayatın hayalini kuruyordun?

Okul harçlığımı çıkarmak için 2006 yılından beridir her yaz gelip Ankara’da midyecilik yapıyordum. Okulu kendi imkânımla okudum. Liseyi buradan kazandığım parayla bitirdim. Dershaneye buradan kazandığım parayla gidebildim, üniversiteyi de böyle okudum. Sadece midyecilikle de değil, birçok farklı işte de çalıştım. Bizim köy tarihi eserlerin yoğunlukta olduğu bir köy, burada yapılan kazılarda da çalıştım, Mardin’de altyapı işinde de çalıştım okuyabilmek ve üniversite mezunu olabilmek için. Hem kendime, hem aileme hem de bu ülkeye faydalı bir birey olmak için mücadele verdim. 20 yıllık emeğimin ardından tekrar başladığım noktadayım. Bu çok acı verici, feci bir durum. Kelimelerle bunu anlatamam. Üniversite okuduk, formasyon gerekiyor dediler, aldık, ama öğretmen masası yerine yine midye tezgahındayım.

 

Ücretli öğretmenlik yapmak istemiyorum

Devlet ücretli öğretmenlik gibi bir imkân sunuyor (!) neden bu yola başvurmadınız?

Kırgızca, Rusça, Azerice, Gagavuzca, Kürtçe, Kiril alfabesini biliyorum ama bu dillerle ilgili hiçbir çalışma yapamıyorum. Ne okulda böyle bir imkân vardı ne de okul sonrası hayatımda malum nedenlerden dolayı.

Atanamayınca önümüze ücretli öğretmenlik gibi bir seçenek koyuluyor. Bütün samimiyetimle söylüyorum ücretli öğretmenliğe karşıyım. Dağ başında bir köye gidip ücretli öğretmenlik yapabilirdim, buradan bana verilecek en fazla bin liradır. Bugün Türkiye koşullarında düşündüğünüzde hangi aile bin lirayla geçinebilir? Bir insan bu parayla hayatını nasıl idame ettirebilir? Üstelik atanacak olan arkadaşlarımın da yerini işgal etmiş olacaktım. Çünkü ücretli öğretmenler oldukça atamalar da ona göre az olacaktır. Bilerek bunu istemedim, bunun dışında da bana bir seçenek sunulmadı.

 

Diplomanın bir hayrını görmedim

Farklı iş kollarında çalışmayı denediniz mi? Sonuçta Türkiye’de sadece öğretmenlik diye bir meslek yok. Başka mesleklere de bilginizi aktaramaz mıydınız?

Üniversite mezunuyum, bu yaşımda bir sürü borcun altına girmişim. Çalışmak için bir yere başvurduğumda, sıfırdan başlayacaksın diyorlar. Bunca yıl okul okudum, komi olmak için miydi? Üstelik birçok kişi böyle bir işi bulamıyor bile. Asgari ücretle komi olarak çalışmak 20 yıllık emeğin mükâfatı oldu. Pizzacıya başvurdum, bana mutfağın yolunu gösterdiler. Bugüne kadar diplomamın bir hayrını görmedim. Otelde bile günlük destek elemanı olarak çalıştırıldım, daha ne diyebilirim. Milyonlarca arkadaşımız bu şekilde. Bir sürü atanamamış öğretmen var sokakta.

Sadece öğretmenlik de değil üstelik mesleğimiz. Gümrüklerde pasaport çevirisi yapabilecek düzeydeyiz okuduğumuz bölüm itibariyle, merkezi kütüphanelerde çalışabiliyoruz, Osmanlıca çeviriler yapabiliyoruz. Kısacası bir Türkolog olarak mezun oluyoruz ama gelin görün ki dört yıl boyunca hakkında araştırmalar okuduğumuz Göktürk Hitabeleri hakkında bir araştırma yapmışlığımız yok, bilimsel çalışma alanımız da çok kısıtlı. Türkiye bilime yatırım yapmıyor.

 

Abdülhamit Ekdi Meki Ekin

 

Midyeciliğin kalıcı mesleğim olacağını düşünüyorum

Midyecilik nereden geliyor, baba mesleği mi?

Midyecilik Mardinlilerin mesleği diyebilirim, Türkiye’de midyecilik yapanların yüzde 95’i Mardinli. Mardinlilerin bu işi nereden öğrendiğini hiç bilmiyorum ama abilerim 20 yılı aşkın bir süredir bu işi yapıyorlar. Onlar okumadığı için başka bir meslekleri yok, ama düşününce biz okuduk da ne oldu diyor insan. Onlar midye satarken ben de harçlığımı ve giderlerimi karşılamak için onların biraz uzağında tezgâhımı açıp midyemi satıyordum. Şimdi ise midyeciliğin kalıcı mesleğim olabileceğini düşünüyorum.

 

Midyecilik kolay bir meslek mi peki? Onun da kendine göre zorlukları yok mu? Bildiğim kadarıyla Ankara’da tezgâhların belediyeyle başı belada?

Midye tezgâhını saat 9’dan sonra açabiliyoruz. O saatlerden sonra da gece geç saatlere kadar dışarıda bir yerlerde oturup içen insanlar geliyor. İnsanların yaşam tarzlarını kesinlikle yargılamak istemiyorum, ama bir saatten sonra kimin karşına çıkacağı belli olmuyor. Hırlısı var hırsızı var, mafyası var, kafası güzeli var, bir midye için kavga etmek isteyenler oluyor. Bir de hava şartlarıyla savaşıyoruz. Ankara’nın ayazını duymayan yoktur, sabahlara kadar o soğukla mücadele ediyoruz bir de. -20’lere kadar düşebilen hava şartlarında 15-20 liralık satışla evimize gittiğimiz oluyor.

 

Bu benim değil, devletin ayıbı

Üstelik buna da müsaade yok. Bunlarla mücadele ettiğimiz kadar bir de zabıtayla işimiz var.  9 buçuğa kadar bu tezgâhı açamazsın diyor. O saatten sonra da uygulama var deniyor, uygulamadan kaçmak zorundasın. Tezgâh elden gitmesin, evime ekmek götürmeye devam edebileyim diye amansız bir savaş veriyoruz. Bunca okumadan sonra seyyar satıcılık yapmaya zorlanıyoruz, devlet buna da izin vermiyor. Madem bunu istemiyorsun o zaman iş alanı sağla da yapmayalım bu işi. Okumayanları küçümsediğimden değil, ama 20 yıl okuduktan sonra bir insan gelip seyyar satıcılık yapıyorsa, bu benim değil, devletin ayıbıdır. Başka hiçbir şey değil. Bu aynı zamanda Türkiye eğitim sisteminin de barındırdığı çelişkileri açık bir şekilde gözler önüne seriyor.

 

Nasıl düzelecek peki? Var mı bunun bir yolu?

Bu sistemin düzelmesi için gençlik olarak, toplum olarak girişimlerde bulunmamız lazım. Ücretli öğretmenlik yapan arkadaşlarımız var, çok zor durumda olanlar var biliyorum, ama bir düzelme olması için ücretli öğretmenlerin başta bu sistemi geri çevirmeleri lazım. 140 bine yakın emekliye ayrılacak 65 yaş üzeri öğretmen var. Çoğu geçimini zar zor sağlıyor biliyorum, ama emeklilik şartlarının düzeltilip bu öğretmenlerin emekli edilmesi gerekiyor. Onun dışında birçok ilde okul eksiği var. Ankara’da bile okul eksikliği giderilmiş değil. Bu şekilde bile birçok atanamayan öğretmene iş imkânı sağlanabilir.

(Press Haber / Mustafa Ergün)

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.