7 madde ile Film seçiminde IMDb’den yararlanmak

Sema Moritz’in hikayesi ve taş plak sesi

Tomris Uyar ve aşıkları

Mutlu olmanın formülü

“Nasıl Olacak?” 25 Kasım’da sahneleniyor!

Röportaj, Tartışı-Yorum, Tiyatro, Tüm Haberler 23 Kasım, 08:37'de eklendi

İki genç yönetmen, Ümit Anaç ve Berke Yüksel’in genç bir kadroyla hayat verdiği Tiyatro 8 ANKARA, sekizinci yaşına giriyor. Yeni sezona çok farklı tarzda kurgulanmış bir oyunla başlayan ekip, tek perdelik “Nasıl Olacak?” adlı 70 dakikalık komediyle, şimdiden çok konuşulacağa benziyor. Ümit Anaç’ın yazdığı ve geçmiş oyunlardaki gibi Berke Yüksel – Ümit Anaç ikilisinin yönetmenliğini yaptığı Nasıl Olacak?, 25 Kasım’da Ankara Yılmaz Güney Sahnesi’nde saat 20:00’de seyirciyle buluşacak. Boşuna internetten biletlerini aramayın deriz. Oyunu izlemek istiyorsanız grubun Facebook sayfasından ulaşabilirsiniz, ya da 25 Kasım’da Yılmaz Güney Sahnesi’ndeki gişelerden biletinizi temin edebilirsiniz. Şimdi dilerseniz başarılı yönetmen Berke Yüksel ile, tiyatrodan, toplumdan ve tabi oyundan konuştuğumuz keyifli söyleşimize geçelim.

 

Merhaba, kimdir Berke Yüksel, kısaca tanıyabilir miyiz? 10 yaşında tiyatroyla tanışmışsınız, o yaşlarda sokakta arkadaşlarıyla “maç oynaması gereken” bir çocuk nasıl oldu da tiyatroya merak saldı?

Şöyle ki, o sokaklarda top oynuyorduk zaten, ama bir yandan da içimizde bir şey varmış ki, okulda yapılan bir seçmeye arkadaşımın zoruyla katılmak durumunda kaldım. Ben bu işi yapamam, bu iş için yaratılmadım dediğim bir dönemde basketbolcu olmayı düşünürken zorla tiyatro seçmelerine katılmak zorunda kaldım. Eğer seçmeye adını yazdırıp katılmıyorsan not ortalamanı düşürüyorlardı. Ben de katıldım. Katılınca da o gün hocalar tarafından içimdeki cevher keşfedildi. Doğrudan baş röle seçtiler beni, başlayış o başlayış.

Var olan tiyatrolarda istediklerinizi gerçekleştiremediniz mi? Neden Tiyatro 8 ANKARA’yı kurma ihtiyacı hissettiniz?

Var olan tiyatrolarda istediklerimizi yaptık tabi, ama orada söyleyebileceğin şey bir yere kadar. Sonuçta o tiyatronun bir değeri var, bir bakış açısı var, toplumsal anlamda durduğu bir yer var. Bazen ideolojiler çarpışıyor. Kendi ideolojini yaratmak zorundasın. Ben İstanbul’da okudum. İstanbul’da kendime ait bir tiyatrom vardı yine. Orada da istediğim şeyi söylüyordum. Daha çok ideolojimi paylaşmak adına. Herhangi bir ideoloji ile çarpıştığı zaman bir yere kadar bir şeyler söyleyebilirsin. Ben söylemek istediğim şeyi söyleyemiyorsam oraya ait değilimdir. Dolayısıyla iyi yada kötü demiyorum. Sadece ideolojimi, bakış açımı yansıtabilmek için, herkesi, güzelce özgür bir ortamda eleştirebilmek için kendi kurduğum bir platformda olmayı tercih ederim.

Sizce tiyatro toplumsal hayatın neresinde durmalı? Her oyun bir mesaj taşır mutlaka, sizce bu mesaj neye yönelik olmalıdır?

Tabi ki toplumsal olmalıdır. Niye bir şeyler yapıyoruz? Hayatı, bakmadıkları bir bakış açısıyla bir kez daha anlatıyoruz insanlara. Ama dediğim gibi tiyatroda sahneye çıkmak her zaman bir taraf olmak demek değildir. Eğer bir tarafın yanında yer alıyorsan anlattığın şey de bir kesime hitap eder. Dolayısıyla toplumsal olmaz. Ama bütün toplumlara hitap etmek istiyorsanız her yeri eleştirmek zorundasınız. Tuttuğun bir şey, benimsediğin bir ideolojin vardır, ama onu çok dile getirmeden herkesi eleştirebiliyorsan o zaman gerçekten toplumsal anlamda bir iş yapıyorsun demektir.

Nasıl olacakSanat sineması gibi tiyatro da izleyicisini kaybediyor, bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?

Tiyatro izleyicisini uzun süredir kaybediyor, kaybetti de zaten. Yani bunun sebebini devlete bağlamadan önce, dönüp kendimize bakmamız lazım. Tiyatroya gerçek değeri verdik mi? Tiyatro adına iyi işler yaptık mı? İnsanlar niye artık tiyatroyu tercih etmiyor? Bunu oturup düşünmek lazım. Tabi fahiş fiyatlarla bilet satarsanız, istediğin kadar ünlü bir oyuncu ol, izleyicinizi kaybedersiniz. Sonuçta toplumsal bir sanatla uğraşıyorsunuz. Toplumu düşünerek maddi çıkarı göz ardı edebilmelisiniz. Devlet tiyatrolarının geldiği durumu biliyoruz şu anda. Acemi gözlerle bakıyoruz, ama haklı yönleri de var bir yandan. Tamamen devlet tiyatrosunu bitirmek demek, var olan izleyiciyi de tamamen yok etmek demektir. Devlet tiyatrolarının biletleri düşük olduğu için insanlar onu tercih ediyor. Meydan tamamen özel tiyatrolara kalırsa bu fiyat daha da artacak. Dolayısıyla kimse tiyatroya yanaşmayacak. Bir de zaten insanları evden çıkarmak zor. Gerçekten iyi işler yapılması lazım. Toplumsal anlamda baktığımız zaman da Türk toplumunun daha duygusal işler sevdiğini söyleyebiliriz. Zaten televizyon da onu fazlasıyla yerine getiriyor. Akşama kadar çalışan adam tiyatroya mı gideyim eve gidip dinleneyim mi sorusuyla karşı karşıya kalınca evi tercih ediyor. Dolayısıyla bunu en baştan ele almak lazım. İş yükü niye bu kadar ağır, işçi niye bu kadar çalıştırılıyor? Sadece kendi işini mi, başkasının da mı işini yapıyor’a kadar dayanır. Bu anlamda sistemin gerçekten değişmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

Toplum duygusal konuları daha çok tercih ediyor dediniz, topluma seslenmek için duygusal oyunları ele alır mısınız?

Duygusal bir milletiz Türk milleti olarak. Empatiyi iyi yapan bir insan grubuyuz. Bu yüzden dizilerden biri ölür millet onun cenazesini kılmaya gider. Annemiz, babamız dizi izler. Dizide biri birine bir şey yapar, oturur ağlar. Empatiyi iyi kurabiliyoruz anlamına geliyor bu, ama tiyatroda böyle değil, anlıktır, gerçektir. Gerçeği o an yaşarken yansıtabilirsin ama iş bittiği zaman onun tiyatro olduğunu bilerek kalkıp alkışlıyorsun. Oyuncuyu dışarıda farklı bir halde görüyorsun, orada farklı görüyorsun. Yani o yüzden bu iş başka. Evet duygusal bombardımanı hem iş hayatında hem özel hayatında  hem televizyonda alıyorsun da gerçekten. Gülmeyi biliyor muyuz? Biz artık bunun üzerinde duruyoruz. Çok duygusal oyunlar yaptık, insanları ağlattık, empati kurmalarını sağladık. Şu an da toplumun ihtiyacı olan şeyin gülmek eğlenmek olduğunu düşünüyoruz. Daha çok bunun üzerine gidiyoruz ama tabi yine mesajlarımız ağır, gülerek, güldürerek bu mesajları vermeyi tercih ediyoruz. Çünkü zaten ağır mesajları ağır bir ortamda verirsen seyirci kaldıramaz, bunu kabullenmek istemez. Ama gülerek alınan mesaj her zaman daha geçerli oluyor yani bu mantıkla ilerlemeye çalışıyoruz.

Sahnede vazgeçilmez kurallarınız var mı? Varsa bu kurallar nelerdir? Sahnedeyken repliklerinizi hiç unuttuğunuz oldu mu?

Çok, (Gülüyor.) Yani oluyor tabi, veya bir aksilik oluyor. Seyirciden bir reaksiyon geliyor, bir kişiyle oynamıyorsun; bir sürü kişiyle oynuyorsun. 40 kişilik kadroda da yer aldım 60 kişilik kadroda da yer aldım. Birinden biri bir şey yapıyor, dolayısıyla sahne akışı değişiyor. Sahne akışını değiştirdiği için sen farklı bir şey söylemek zorunda kalıyorsun. Sadece unutmak değil de, misal A’dan sonra B’yi demen gerekiyorsa ve adam A’yı söylemiyorsa B’yi söylemen anlamsız olacak. Dolayısıyla ya A’yı söyletmem lazım ya da A’yı ve B’yi söyleyip akışı sağlamam lazım. Tabi benim de unuttuğum oldu birileri kurtardı, birileri unuttu ben kurtardım, bu çok olur. Gayet de normaldir. İşin keyifli kısmıdır, en keyif aldığım kısmı unutulan yerlerde doğaçlama katılan yerlerdir. Sahnede olmazsa olmaz dediğim şey; sahneye olan saygı. Sahne bir karış bile olsa yüksek bir yerdir. Oraya değer verilmesi lazım. Seyirciden yana, mesela adaplı seyirci diye bir tabir vardır, o da şu; bir şey yiyip içerek, sakız çiğneyerek  -geçtiğimiz zamanlarda çok yaşadık bunun acısını- telefon sesini açıp falan yani orası özel bir yer bunların olmasını istemeyiz. Aynı saygıyı seyircilere de oyuncuların göstermesi gerekiyor. Oyunda kullandığı kelimeler, seyircinin kadın-erkek olması. Toplumsal bir şey sonuçta. Çok fazla üstüne varmadan bazı lafların, varsa küfürlerin gerçekten bir amaca hizmet ettiği için kullanılmalı. Onun dışında herhangi bir totem, şöyle olmazsa böyle olur gibi falan filan bir şeyimiz yok. Saygı esas kuralımız. Karşılıklı herkes birbirine saygı duysun.

Yabancı Damat ve Hepsi 1 dizilerinde oyunculuk yaptınız. Bildiğiniz üzere Türkiye’de ilk dönem sinemanın gelişmesine katkıda bulunanlar tiyatro kökenliydi. Tiyatro ve sinemanın farklı dinamikleri olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet, evet, hem televizyon hem sinema farklı, sinema bambaşka yani. Sinema daha sanatsal değeri olan bir platform, televizyon her hafta her zaman güncel olduğu için ve devamlılık arz eden bir mecra olduğu için daha az sanatsal değeri olan, ama daha çok toplumsal bir şey. Devamlı dizinin içindeyiz. O dizinin bir yerden sonra parçası, bağımlısı oluyoruz. Ama tiyatro bambaşka bir şey tabi ki, anlık. O an varsan varsın, yoksan yoksun. O an lafını unuttun, “kestik, baştan” deme şansın yoktur. Tiyatro anlıktır. O an her şey olur ve hepsinden daha zordur. Hepsinin telafisi var; kaydı silersin baştan denersin, o gün sevgilinden ayrılmışsındır üzgünsündür ama gülen bir rolü oynaman gerekir bir türlü beceremezsin. Arkadaşların seni motive eder sonunda olur. Ama bir gün daha kötü bir durum olur annene, babana bir şey olur ve senin sahne alman gerekir, doya doya kahkaha atman gerekiyorsa o kahkahayı atacaksın. O perdeyi kapatacaksın.

Geçtiğimiz yıl “why Uşak Why” oyunuyla kapalı gişe oynadınız. Aynı başarıyı “Nasıl Olacak?”tan da bekliyor musunuz?

Tabi ki bekliyoruz. Çünkü dedim ya, biz bir takım toplumsal algıları, ağır konuları, komedi diliyle vermeyi tercih ediyoruz. Geçen seneki oyunumuz biraz uzun ama ciddi komedi bir oyundu. Hani insanların doya doya kahkaha attığı, bazen interaktif olduğu… Biz şöyle mailler almaya başlamıştık; ‘Keşke orada yanınızda olabilseydik, ufak bir cümle bile söyleye bilseydik’ diye mailler almaya başlayınca işin modunu değiştirdik. Öyle bir şey yaptık. Kafamızdan bir karakter uydurduk olmadık bir sahneye. Gerçekten tam şu şekilde bir mail geldi: “Ben ölmeden önce o sahneye çıkmak, o kokuyu almak istiyorum.” diye bir mail geldi. “Bana yardımcı olur musunuz” dediler. Bunun üzerine ufak bir rol yazdık. Vatandaşı da çağırdık provaya, o da seve seve katıldı. Çok istiyordu. O sahneye çıktı ölmeden önce. Bunun mutluluğu da bizim için inanılmaz bir şey. Biz bir şekilde motive ettiğimizi düşünüyoruz, demek ki gerçekten keyif almış. Bunun gibi bir sürü mail aldık. Ve bu istihdamı sağlamaya çalışıyoruz bir yandan da. Çünkü bunu yazanlar 60-70 yaşında insanlar, öyle mailler atıyorlar. Demek ki keyif almışlar. Bu oyundan da aynı şeyi bekliyoruz. Tabi bu oyun biraz daha sanatsal değeri olan, daha ağır mesajları olan bir oyun. Ama yine komedi dilini kullanıyoruz, daha dün konuştuk hatta, umarım bu oyunda da interaktif katılım olur.

25 Kasım’da seyirci ile buluşacak olan Nasıl Olacak? oyunu hakkında biraz bilgi verir misiniz, ekipteki diğer dört kişiyle nasıl bir araya geldiniz?

Zaten var olan bir ekibimiz var, Why Uşak Why’dan beri. Çünkü arkadaşların çoğu üniversiteye hazırlananlardan oluşuyor. Konservatuar okuyanlar, konservatuara hazırlananlar var, çalışanlar var. Dolayısıyla ekibin bir günü bir gününe uymuyor. Bu sirkülasyonu sağlayabilmek için de bir sürü arkadaşla çalışıyoruz. Ama kemik bir kadromuz var. O kemik kadroyla uğraşıyoruz. Şu an sahnede gördüğünüz arkadaşlar esas kemik kadrodur. O yüzden bir araya gelmemiz çok devasa bir sürprizle olmadı. Yani çok bilinçli, rollerin kişilere adaptasyonu konusunda sıkıntı çekmeyeceği şekilde yazılmış bir oyun, ama anlattığı hikaye bambaşka bir durum. Bir şey söyleyeyim oyunla ilgili, bol sürprizi olan bir oyun. Sonunda “hadi ya, e yuh” gibi tepkiler verilecek bir oyun. Zaten oyunu değerli kılan da bu sürprizler. Dediğim gibi esas bir şey söylemek gerekirse “Nasıl olacak?” kelimesini seyirciye söyletecek bir oyun. Şu yaşadığımız hayata nasıl bağlı olacağız? ya da ben bu hayata bir çocuk getirmeli miyim? Şuan yaşadığım topluma bir birey katmalı mıyım? Onun sorumluluğunu üstüme almalı mıyım? sorularını bir kez daha kafalarda canlandıracak. Birtakım loblarımız, amaçlarımız var. Mantık olur, duygu olur, bunlar gibi şeyleri yönetmek üzere bir takım fikirler edinebilecekleri bir oyun. Yani aslında bu hayatı nasıl yaşayacaklarıyla ilgili soru işaretlerini bir kez daha zihinlerinde gündeme getirecek bir oyun.

nasıl olacak2Oyunculuğun yanında yazarlık ve yönetmenlik de yapıyorsunuz. Bu roller arasında özellikle bu rolü daha çok seviyorum dediğiniz oldu mu?

Çok ayırmıyorum. Gülriz Sururi ile çalıştım seneler önce, müzikalin duayenlerinden biridir zaten. Ala luna programından tanır bizim jenerasyon onu, ama işte yabancı müzikalleri Türkiye’de ve Türkçe oynayan bir insandır. Annesi de sahneye çıkmış biridir. Bilen bilir sevgili eşi Engin Cezzar, o da çok önemli bir oyuncu ve yönetmendir, onlarla çalışma fırsatı buldum ve bir premier yemeğinde şöyle bir şey söyledi Gülriz Sururi; ‘Arkadaşlar ne kadar şanslısınız biliyor musunuz?’ Evet dedik biz. Hani yetenekliyiz, oyuncuyuz, sahneye çıkıyoruz diye, “hayır” dedi! “Herkes bir hayat yaşarken, Ahmet Ahmet olarak bir hayatı yaşarken siz yüzlerce hayatı yaşıyorsunuz, bunun değerini bilin.” dedi. Evet, işte tam bundan bahsediyorsunuz. O yüzden ben bir rolü daha çok seviyorum değil de, o rolü daha çok hissedip anlayıp, o insan olabilirsem onun hayatını yaşarım. Tabi oradan çıktıktan sonra kendi hayatıma geri dönüyorum. Ama o insanın o hayatında öyle bir durumu yaşadığımda kendi hayatıma dönüp öyle durumlardan ders alabiliyorum. Şu daha iyi, bu daha da iyi demek yerine, evet, hepsinin farklı duyguları var, ama hepsini tatmak müthiş bir duygu farklı hayatlar yaşıyoruz çünkü.

Son olarak şöyle bir şey sormak istiyorum, Nasıl olacak?’ı izlemek isteyen biri biletini nereden temin edebilir? Anlaşmalı olduğunuz bir yer var mı?

Anlaşmalı olduğumuz kurumlar var da daha doğrusu anlaşmakta olduğumuz kurumlar var. Biz çok fazla o kurumlara başvurmayı tercih etmedik. Ama toplumsal anlamda biraz teknolojinin eseri olduğumuz için ona da ayak uydurmak lazım. İnsanlar bir şekilde bir oyun olduğunu duyuyor, hemen telefondan nerede gösterilecek bu oyun diyor. O yüzden artık elden ya da gişeden bilet satmak yok. Çok şaşırdım, İstanbul’da öyle bir şey yoktu. Ama Ankara’da gişeden bilet alma diye bir şey olmadığını gördüm. Herkes internette hallediyor işini, gişenin yanında falan duruyoruz bazen, ama gişeye uğramıyor insanlar. Ya arkadaşına bilet almış, ya da arkadaşı internetten üç tane bilet almış. Toplum bu şekilde bir yere kaynamış artık biz de ona eyvallah demek zorundayız. My bilet’le görüştük anlaştık. Önümüzdeki ay internetten satışlarımız olacak, ama şimdi daha çok Facebook sayfamız var. Oradan bize mesaj atanlara, sahneye gelin, gişeden alın, hani oradan yönetiyoruz bilet işini. Eş, dost, akraba, bizi takip edenler bize telefonla ulaşabiliyorlar. O şekilde bilet olayını yönlendiriyoruz, ama şimdi almak isteseler internetten bulamazlar. Önümüzdeki aydan itibaren büyük ihtimalle bulurlar.

Çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim sizi de bekliyoruz oyunumuza.

 

Berke Yüksel kimdir?

1986′ da Ankara’da doğdu. İlkokuldan sonra aktif olarak modern dans, bale ve oyunculuk eğitimleri aldı. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Modern Dans ve Bale bölümünde eğitimini tamamlamış, aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Yarı Zamanlı Müzikal Oyunculuğu bölümünde eğitim almıştır. İstanbul’da çeşitli müzikallerde oynayıp, dizi ve reklamlarda da rol aldıktan sonra kendi tiyatrosunu kurmuş ve 3 sene aktif olarak İstanbul’da sahne almıştır. Şu anda, Ankara Devlet Tiyatrolarında aktif olarak sahne almakta ve çeşitli sanat okullarında ve okullarda ders vermektedir. ‘Tiyatro 8 Ankara’ isimli tiyatro grubunun ortağıdır ve oyuncusu olarak sahne almaktadır.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.