vpills

Bir yol filmi: On The Road

İlk kadın psikanalist Lou Andreas-Salomé

Ricardo Bofill, çimento fabrikasından büyülü bir ev yaptı

Tereddüt, erkek egemenliğinin kayalarına vuran dalgalar!

Patlamalar sonrası Türkiye ‘hayalet şehirler’e dönüştü

Derlemeler, Röportaj 22 Mart 2016

Son aylarda Türkiye bombalı saldırılara sahne oldu. Türkiye’de büyük şehirler başta olmak üzere yapılan canlı bomba eylemleri ve sonrasında dolaşan bombalı eylem söylentileri büyük şehirleri hayalet şehirlere dönüştürdü. Özellikle İstanbul’daki saldırı sonrası ülkede çok sık görülmeyen manzaralar yaşandı. İstanbul sokakları boşaldı, insanlar evlerinden çıkmadı. Peki, son aylarda giderek yoğunlaşan şiddet olayları toplum psikolojisini nasıl etkiliyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Murat Paker, Deutsche Welle Türkçe’den Başak Sezen’in sorularını yanıtladı.

 

Taksim’deki saldırının ardından İstanbul gibi bir metropolde, terör endişesi nedeniyle sokaklar bomboştu. Vatandaşlar evlerinde kalmayı tercih etti. Türkiye’de oluşan atmosferi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Murat Paker: Türk toplumu çok ciddi bir korku tüneline sokulmuş durumda. Bunu özellikle son bir haftada, 10 günde çok yoğun olarak yaşadık. Hafta sonu zirve yaptı bugün hala zirvede seyrediyor. İnsanlar büyük bir korku içerisinde, kaygı içerisinde evden çıkmamaya çalıştılar bütün hafta sonu. Şehir dışına çıkanlar oldu. Bugün işine gücüne, okuluna gitmeyen çok sayıda insan var. Epey ciddi bir korku tünelinde olduğumuz söylenebilir.
Bu durum sizce ne kadar sürecek? Daha da kötüleşebilir mi?
Murat Paker: Tahmin etmesi kolay değil ama hemen bitmesi zor gözüküyor Türkiye’nin siyasi dinamikleri açısından. Ama uzun süre böyle devam etmesini de Türkiye gibi karmaşık, kalabalık, çok değişik dinamikleri olan bir toplumun kaldırması da çok kolay gözükmüyor. Biliyorsunuz 7 Haziran seçimlerden sonra Türkiye yeniden bir şiddet sarmalına yuvarlandı. Zaten korku tüneline bir şekilde sokulmuştu Türkiye toplumu. Özellikle Kürt illerinde çok yoğun bir şiddet uygulandı. Kürt sorunu tekrar şiddetle çözülme yoluna sokuldu. Hükümetin bu politikasını PKK da kabul etti. O da şiddete şiddetle karşılık verdi. Bir sarmala yuvarlanıldı. Ve tahminimce AKP iktidarı bu şiddet sarmalını olabildiğince kontrollü tutarak kendi lehine kullanmak istedi. Bunda 1 Kasım seçimlerine kadar başarılı da oldu. 1 Kasım seçimlerinde toplumda yarattığı bu güvensizlik, istikrarsızlık, korku ortamından faydalanıp kendisini bir istikrar unsuru olarak ortaya koydu ve yüzde 50’ye yakın oy aldı, tekrar tek başına iktidara geldi. Yalnız, devam etti bu şiddet sarmalı ve istikrar için geldiğini iddia eden AKP hükümetinin politikaları, toplumu, toplumdaki derin gerginlikleri yatıştırmak yerine daha da artırıcı bir şekilde seyrettiği için artık gelinen noktada bu korku tüneli dediğim şey, eskiden olduğu gibi, geçen yıl aylarca olduğu gibi artık AKP iktidarının da faydasına olmaktan çıktı, kontrolsüz bir şekle geldi. Ve şimdiki korku tüneli artık ne AKP’nin ne PKK’nın, Türkiye’de siyaset yapan hiçbir gücün faydasına olan bir şekilde değil. Hiçbir rasyonelliği olmayan, tamamen irrasyonel, tamamen tüm kesimleri girdaba sokan, felce uğratan, hiç kimsenin yararına olmayan bir halde bir istikrarsızlık durumu yarattı. Maalesef böylesi durumlarda insanlar, korku tüneline sokulan toplum kesimleri ister istetemez bir güvenlik arayışına, bir istikrar arayışına girerler. Nereden bu istikrar arayışını bulabilirler diye baktığımızda artık bu ne Erdoğan ne AKP ne de herhangi bir başka güç değil. Var olan mevcut siyasi güçler maalesef değil. Çünkü kontrol edemiyorlar algısı, görüntüsü, güçlü bir şekilde ortaya çıktı. Maalesef demokrasi dışı durumlar mesela bir darbe ortamına uygun bir sosyo psikolojik iklim yaratılmaya çalışılıyor mu acaba sorusunu insanın aklına getiriyor. Mevcut siyasi güçler bu kadar irrasyonel davrandıklarında, herkesi girdaba sokar hale getirdiklerinde toplumun önemli bir kesimi darbe gibi tamamen anti demokratik bir durumdan medet umar hale getirilebilir. Böyle bir riskin de şu anda Türkiye toplumunda olduğu söylenebilir.
Bu atmosfer bireyler üzerinde psikolojik olarak ne gibi etkilere yol açar? İnsanlar bu ruh haliyle nasıl baş edebilir?
Murat Paker: Biz bunu en iyi İsrail’den biliyoruz aslında. İsrail biliyorsunuz çok uzun yıllar politik şiddet içinde hem kendisinin uyguladığı devlet terörizmi hem de kendisine yönelik uygulanan terör eylemleri nedeniyle çok ciddi bir sıkışmışlık içinde yaşamış bir toplumdur. Türkiye de benzer bir yolda hızla ilerliyor maalesef. Burada çok çeşitli tepkiler çıkıyor. Toplumun bir kesimi artık aşırı kuşkuculuk, paranoyaya varan, her şeyden her durumdan her yerden kuşkulanan ve hayatını olabildiğince sınırlandıran, kendisini korumak adına bir tür içe büzülme moduna geçebiliyor. Bu tabii birçok insan için, birçok kesim için çok sürdürülebilir, yapılabilir bir şey değil. Bunun tam zıttında sanki hiçbir şey yokmuş, olmuyormuş gibi bir inkâr, “Bizi etkilemez bunlar, hayatımıza bakalım, devam edelim” gibi bir inkâr durumu var. Bu iki uç arasında bir sarkaç gibi salınıyor. En sağlıklısı tabii ara bir yol bulabilmek. Hiçbir şey olmuyormuş gibi bir durum yok. Çok ciddi şeyler oluyor. Çok ciddi tehdit durumları var. Bunlara dair belli önlemler, temkinli davranışlar gerekiyor. Ama tamamen hayattan çekilmek evine kapanmak falan da makul şeyler değil. Dolayısıyla herkes kendi durumuna göre el yordamıyla, deneye yanıla kendi kaygı seviyesini nerede, ne kadar, hangi dengede tutabileceğine kendisinin ve yakın çevresinin karar vereceği yollar bulacak. Bunun hazır bir reçetesi yok maalesef. Ama toplumlar da insanlar da değişik durumlara adapte olmaya çalışıyorlar ama bu çok uzarsa tabii işte toplumun genel işlevselliğinde genel bozulmalar olabiliyor. İsrail’de biliyorsunuz bunun önemli bir sonucu demokrasiden, özgürlüklerden baya bir ödün verilmesi, İsrail’in sağ muhafazakâr, faşizan politikalara teslim olması şeklinde oldu. Türkiye için de bu risk var epeyce.
Savaş muhabirleri bu tür saldırıların ardından zamanla vatandaşlar tarafından kanıksanacağı ve iç savaşın bir önceki basamağı olduğu görüşünü dile getiriyor. Sizce de öyle mi?
Murat Paker: Evet, öyle bir risk var maalesef ve sağduyulu iktidar çevrelerinden de işte iktidarla mücadele ettiğini söyleyen PKK çevrelerinden de sağduyulu bir ses son zamanlarda duymuyoruz. Türkiye gibi bir ülkenin siyasi problemlerini, tansiyonlarını şiddetle çözebileceğini düşünmek iktidar için de iktidara muhalefet edenler için de büyük bir aymazlıktır. İktidar bu aymazlığı uzun bir zamandır sürdürüyor. Kürt meselesini şiddetle çözebileceğini sanıyor. Bu yönde politikalar uyguluyor. Tamiratı giderek zorlaşan büyük yıkımlara yol açıyor. Bunlar Kürtlerin kolektif hafızasında silinmez izler yaratıyor maalesef. Bununla mücadelenin de gene şiddet politikalarıyla, savaşla olabileceğini düşünmek de, bu yolla değiştirilebileceğini düşünmek de başka bir tür aymazlık bence. O da başka tür yıkımlara hüsranlara yol açıyor. O yüzden Türkiye o açıdan oldukça sıkışmış, zor bir durumda. Bir de bunlara tabii bir de IŞİD gibi belayı eklemek lazım. O da ayrı bir önemli faktör olarak devrede. İşi daha da karmaşıklaştıran, tam ne olduğu iktidar ve PKK kadar açık olmayan, daha karanlık yönleri olan başka bir faktör o da. Dolayısıyla çok bilinmeyenli karmaşık bir denklem var ve bu korku tüneli gerçekten Türkiye’nin, sağlıklı Türkiye toplumunun sağlıklı düşünebilme, rasyonel düşünebilme kapasitesini epeyce, ciddi biçimde aşındırmış durumda.
Almanya’nın terör uyarılarının ardından İstanbul’da bir saldırı düzenlenmesi üzerine sosyal medyada tartışmalar başladı. Teşekkürler Almanya etiketi bir anda popüler oldu. Birçok vatandaş paylaşımlarında Alman yetkililere teşekkür ederek güvenlikle ilgili kaygılarını dile getirdi. Türkiye’de resmi güvenlik makamları ve birimlerine güven sarsıldı mı?
Murat Paker: Türkiye toplumu öteden beri zaten resmi kurumlara güvenin çok yüksek olduğu bir toplum değil. Türkiye toplumu yaşayarak bunu biliyor, öğrenmiş durumda. Türkiye’de insana verilen değer maalesef öteden beri çok yüksek değil. Son olaylarda, bir önceki Ankara 13 Mart’ta ►TAK‘ın üstlendiği Ankara katliamında, orada bir iki gün önce ABD elçiliği bir uyarı yapmıştı. Bizimkiler böyle bir şey yapmamıştı Türkiye hükümeti. Yine aynı şey oldu. Bunu biliyor zaten Türkiye toplumunun önemli bir çoğunluğu. Resmi söylemde toplumun çoğunluğu belki bunu itiraf etmez ama içten içe sezgisel düzeyde bunu biliyordur.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.