karabuk haber

Bir yol filmi: On The Road

İlk kadın psikanalist Lou Andreas-Salomé

Ricardo Bofill, çimento fabrikasından büyülü bir ev yaptı

Tereddüt, erkek egemenliğinin kayalarına vuran dalgalar!

Tereddüt, erkek egemenliğinin kayalarına vuran dalgalar!

Kültür Sanat, Sinema 22 Şubat 2017

Tarihin en eski çağlarından beri binlerce yıldır, kadınlar ve çocuklar yeryüzünde yaşanan savaşların ve yaşanan ağır süreçlerin sonucunda meydana gelen sürgün, göç ve yoksulluk hallerinde en çok acı çeken ve büyük bedeller ödeyerek; uzun bir zaman diliminde oluşan ekonomik, sosyal ve kültürel sistemlerin şekillendirdiği erkek egemenliğinin gölgesinde yaşamak zorunda bırakılmış kesimlerdir.

Savaşların ve acıların sarmalında kendilerini saran eril egemen dünyada her türlü dışlanmanın ve özgürce yaşayıp kendini ifade edememenin sancılı süreçlerinde yaşamak zorunda kalan kadınlar, çocuklar ve toplumsal cinsiyet normları dışındaki cinsel yönelimler ve cinsiyet kimliklerinden olanlar; günümüz dünyasında da geçmişte olduğu gibi yaşanan acıların sarmalı ile karşılaşıyor, öldürülüyor, cinsel baskıya uğruyor, şiddetin her türlüsüne maruz kalıyor ve istediği gibi bir hayatı yaşayamıyor.

Geçmişten bu yana sürüp devam eden bu acıları ortaya çıkaran nedenleri ve yanlışlarını dile getirip mahkûm eden kadın mücadelesi tüm zorluklarına rağmen devam ediyor. Sinema da kadınların hak arama mücadelesinde, hayatın ve sanatın diğer dalları gibi bir mecra olarak şekilleniyor.

Sinema gerçeği cesur bir şekilde göstermek ve geniş kitlelere aktarmak bakımından çok önemli ve etkili bir bilinçlendirme aracı olarak yayılıyor.

Bir arayış hikâyesi olarak Ustaoğlu sineması!

İşte bu mecrada Yeşim Ustaoğlu sineması da her bir filmi bir arayış hikâyesi olarak;  ezilen, emekçi ve ötekileştirilenlerin sesi soluğu olup var olan sistemin ortaya çıkardığı acıları dile getiriyor.

Meseleleri toplumsal açılardan değerlendirip bir kurtuluş reçetesi sunan yönetmen Ustaoğlu, sanatsal kaygıları gözeten ve farklı bakış açılarının ufukları genişlettiği bir dil yaratarak seyircisi ile buluşuyor. Filmleri ulusal ve uluslararası birçok film festivalinde en iyi film, senaryo ve yönetmen ödülleri dâhil birçok ödüle layık görülen Ustaoğlu sineması, günümüz sinemacılarını derinden etkileyen, sinema sanatı ve kuramı ile ilgilenenlerin en çok yazı yazdığı, araştırmalar yaptığı ve fikir beyan ettiği bir noktada duruyor.

İnsana, doğaya ve hayata odaklanan sinema!

Kamerasını insana, doğaya ve hayata dair olana odaklayan Yeşim Ustaoğlu, 1994 yılında çektiği İz filminde yüzü yok olmuş halde intihar eden bir müzisyenin sırlarla dolu hayatını beyaz perdeye aktararak, seyirciyi İstanbul’un bilinmeyen ve görülmeyen mekânlarına ve insanlarının acılarına doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

Ustaoğlu, 1998 yılı yapımı ikinci uzun metrajlı filmi olan Güneşe Yolculuk’ta büyük şehirde büyüyen bir gencin bir karşılaşma sonrası hayatında meydana gelen değişimleri konu alıyor. Diasporada oluşan Kürt Sineması açısından bir ‘dönem filmi’ olarak görülen film; kendini bulma isteğini, benliğinin farkına varışı, gurbeti, aşkı, arayışı, empati duygusunu, acıların boyutlarını ve dostluğu anlatan en anlamlı filmlerden biri olarak halen güncelliğini koruyor.

Güneş’e Yolculuk’tan bir fotoğraf

2004 senesinde sinema seyircisi ile buluşan Bulutları Beklerken filmi ile yaşamlarını sürdürdükleri Karadeniz coğrafyasında yaşanmış sürgün sonrasında bir Türk ailesine evlatlık olarak verilen bir Rum kızının ve kardeşinin hayatını beyaz perdeye aktaran yönetmen Ustaoğlu, Rum kızının evlatlık olarak verildiği ailenin kızı olan ve en yakını olarak gördüğü arkadaşının ölümünün ardından, 50 yıllık sırrını ve kardeşini arayışını konu alıyor.

2008 yılında vizyona giren Pandora’nın Kutusu filminde de büyük şehirde yaşamlarını sürdüren üç kardeşin, sonradan Alzheimer hastası olduğu öğrenilen annelerinin kaybolduğu haberini aldıktan sonra memleketleri Karadeniz’e gidiş hikâyesini konu ediniyor. Film ile büyük şehirlerin, insanları yalnızlaştıran, ilişkileri olumsuz etkileyen ve kendine yabancılaştıran etkilerini anlatan yönetmen Yeşim Ustaoğlu, Alzheimer hastası Büyükanne ile torunun karşılaşmasını beyaz perdeye aktarıyor.

2011 yılında sinema izleyicisi ile buluşan Araf filminde, benzin istasyonunda bulunan bir lokantada çalışan iki arkadaşın yaşamını sinemaya aktaran Ustaoğlu; aşkı, beklentileri, umudu ve hayatın getirdiği olumsuzlukların sonuçlarını ele alarak,  teknolojinin ve televizyonun gençler üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri ve yabancılaşma olgusunun boyutlarını anlatıyor.

Tereddüt, erkek egemenliğinin kayalarına vuran dalgalar!

Binlerce yıllık bir zaman süresince; sosyal, ekonomik ve kültürel sistemlerin etkisi ile oluşup eril egemenliğine dayanan günümüz dünyasında geçmişten bu yana kadınlar, çocuklar ve farklı cinsel yönelimleri olanlar; toplumsal yaşamda en çok ezilen, sömürülen ve baskı altında kalan kesimler olarak öldürülüyor, şiddetin her türlüsüne maruz kalıyor ve hayatı istedikleri gibi yaşayamıyor. Yönetmen Ustaoğlu, 2016 yılında vizyona giren Tereddüt filminde erkek egemenliğinin toplumsal yaşamda şekillenen boyutlarını sinema perdesine aktararak bir karşı çıkış çığlığı olarak seyirciye sesleniyor.

Karanlığa, fırtınaya ve soğuğa karşı bir bahar güneşi olup açıyor!

Farklı yaşam tarzlarının ve sınıfsal farklılıkların olduğu kesimlerden gelen, 16 yaşında istemediği bir adamla evlendirilen Elmas adındaki genç kadınla, mecburi hizmetin ardından İstanbul’dan bir kasabaya yerleşen Psikiyatrist Şehnaz’ın hayatlarına odaklanan Tereddüt filmi, erkek egemen dünyayı farklı boyutları ele alıyor. İki kadının soğuk ve fırtınalı bir günün sabahında hastanede karşılaşmalarının ardından birbirlerinin hayatlarında yeni bir dünyayı keşfetme sürecini aktaran yönetmen Ustaoğlu, filmin başlangıcında suyun derinlik hissi ile yer yer film boyunca deniz ve su imgesini bir anlatım biçimi olarak kullanıyor.

İki kadının yaşadıkları acı dolu günlerin ardından yeni bir hayata kavuşmak için mücadelelerini ve kurtuluşlarını konu edinen film deniz kenarındaki kayalara vuran dalgaların sahneleri, ses efektleri ve müziğin tonu ile imgesel çağrışımlar yaratıyor. Eril egemenliğinin kıyılarının kayalarına vuran dalgalar; karanlığa, fırtınaya ve soğuğa karşı bir bahar güneşi olup açıyor…

Yönetmen Yeşim Ustaoğlu’nun Kısa Filmleri:

  • Bir Anı Yakalamak(1984)
  • Magnafantagna(1987)
  • Düet(1987)
  • Otel(1992)
Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.