karabuk haber

Bir yol filmi: On The Road

İlk kadın psikanalist Lou Andreas-Salomé

Ricardo Bofill, çimento fabrikasından büyülü bir ev yaptı

Tereddüt, erkek egemenliğinin kayalarına vuran dalgalar!

Türk sinemasında 12 Eylül

Sinema 4 Nisan 2017

Osman Akyol

“Türkiye tarihi darbeler tarihidir” şeklinde herkesçe bilinen klişe bir söz vardır: 27 Mayıs (1960) Darbesi, 12 Mart (1971) Muhtırası, 12 Eylül (1980) Darbesi, 28 Şubat (1997) Post-modern Darbesi, 15 Temmuz (2016) Darbe Girişimi…

Talat Aydemir’in başarısız darbe girişimlerini (22 Şubat 1962 ayaklanması ve 20 Mayıs 1963 ayaklanması) ve 27 Nisan (2007) E-Muhtırası’nı saymadık…

Saydığımız darbeler arasında “darbelerin şahı” diyebileceğimiz darbe, hiç kuşkusuz 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi.

Dikkat ettiyseniz başlarda her on yılda bir düzenli olarak yapılan darbeler 12 Eylül Darbesi’nden sonra 20 yılda bire düşüyor. Bir başka açıdan 12 Eylül, milat olmuş diyebiliriz.

Demirkırat: Bir Demokrasinin Doğuşu (1991), 12 Mart: İhtilalin Pençesinde Demokrasi (1994), 12 Eylül (1998), Son Darbe: 28 Şubat (2012) gibi Türkiye’deki darbeler üzerine pek çok belgesele imzasını atmış, şimdi aramızda olmayan, Mehmet Ali Birand’a göre ise 12 Eylül, sadece yeni darbeler için bir milat değildir: Türkiye’nin miladıdır. (Mehmet Ali Birand, 12 Eylül: Türkiye’nin Miladı, Doğan Kitap, İstanbul 2010)

Osman Akyol

Elbette böylesine önemli bir toplumsal olaya Türk sinemasının ilgisiz kalması beklenemez:

Yol (Şerif Gören, 1982), Ses (Zeki Ökten, 1986), Sen Türkülerini Söyle (Şerif Gören, 1986), Prenses (Sinan Çetin, 1986), Dikenli Yol (Zeki Alaysa, 1986), Av Zamanı (Erden Kıral, 1987), Sis (Zülfü Livaneli, 1988), Bütün Kapılar Kapalıydı (Memduh Ün, 1989), Uçurtmayı Vurmasınlar (Tunç Başaran, 1989), Bekle Dedim Gölgeye (Atıf Yılmaz, 1990), Darbe (Ümit Efekan, 1990), Suyun Öte Yanı (Tomris Giritlioğlu, 1991), Uzlaşma (Oğuzhan Tercan, 1991), Çözülmeler (Yusuf Kurçenli, 1994), 80. Adım (Tomris Giritlioğlu, 1995), Babam Askerde (Handan İpekçi, 1995), Gülün Bittiği Yer (İsmail Güneş, 1999), Eylül Fırtınası (Atıf Yılmaz, 2000), Gönderilmemiş Mektuplar (Yusuf Kurçenli, 2002), Vizontele Tuuba (Yılmaz Erdoğan, 2004), Babam ve Oğlum (Çağan Irmak, 2005), Beynelmilel (Sırrı Süreyya Önder, 2006), Eve Dönüş (Ömer Uğur, 2006), Zincirbozan (Atıl İnaç, 2007), O… Çocukları (Murat Saraçoğlu, 2008), Bu Son Olsun (Orçun Benli, 2012), Bir Ses Böler Geceyi (Ersan Ersever, 2012), Eksik (Barış Atay, 2015), Kafes (Mahmut Kaptan, 2015)

Listeyi incelediğimizde bu yoğun ilginin 1986 yılında küçük çaplı bir furyaya da yol açtığını görebiliyoruz.

Seksenlerde çekilen filmlere geçmeden bu filmleri topluca değerlendirdiğimizde; bu filmlerin, öncü (avangard) filmler olmak gibi önemli bir avantaja sahip olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ancak bu önemli avantaja karşılık darbenin etkisinin henüz sürüyor olması gibi önemli bir dezavantajı da içlerinde barındırdıkları söylemek durumundayız.

Bu dezavantajın doğal yansıması olan sansür ve beraberinde getirdiği “derdini” anlatamamak, bu dönemde çekilen filmlerin en belirgin özelliği olarak karşımıza çıkıyor.

Doksanlara gelindiğinde sansür baskısının nispeten azalmış olduğunu görüyoruz. Fakat bu sefer de bir başka kriz kendini gösteriyor: Ekonomik kriz.

Ar direktörsüz, kostümsüz, dekorsuz çekilen filmler, 12 Eylül’ü canlandırmaktan öte onun bir parodisi gibidir.

İki binlerde çıtanın yükseldiğini söyleyebiliriz. Fakat bu sefer de konu güncelliğini yitirmiştir ta ki 15 Temmuz 2016 saat 22.00’ye gelinceye kadar.

Acaba listelediğimiz filmler, 12 Eylül’e hangi bakış açısıyla yaklaşıyordu ve bu bakış açısını izleyiciye nasıl yansıtıyordu?

Şimdi genel çerçeveden çıkıp bu filmleri yakından görelim:

Senaryosunu hapisteki Yılmaz Güney’in yazdığı, başrolünü Tarık Akan’ın oynadığı, Şerif Gören tarafından yönetilen (aslında Yılmaz Güney’in içerden yönettiği) 1982 yapımı Yol filminde 12 Eylül, İmralı Yarıaçık Cezaevi’nden bayram iznine çıkan 5 mahkûmun yol boyunca ve sonrasında yaşadıkları olaylar üzerinden anlatılmış.

Film, Yılmaz Güney’in en iyi filmi olmakla birlikte, filmde 12 Eylül’ün bir atmosfer ve arka fon olmanın ötesine pek geçmediğini söyleyebiliriz. Filmde 12 Eylül’den ziyade; töreler, vahşi doğa ve ezilen kadınlar vurgusu öne çıkmış.

Senaryosunu Fehmi Yaşar’ın yazdığı, Zeki Ökten tarafından yönetilen 1986 yapımı Ses filminde ise 12 Eylül, “hesaplaşma” teması üzerinden aktarılmış seyirciye.

Darbe’de gözaltına alınıp sorgulanan ve sorgusunda gördüğü işkence sonucu bir kolunu kaybeden genç bir adam (Tarık Akan), altı yıl hapis yattıktan sonra yurt dışına kaçmak üzere bir sahil kasabasına gelir. Kasabadaki bir lokantada yemek yerken arka masalardan bir ses duyar. Bu ses, işkencecisinin sesidir.

Aslında güzel bir konu yakalanmıştır ama sansür baskısı yüzünden kurbanla işkenceci arasındaki hesaplaşma istenen düzeye bir türlü çıkamaz.

Senaryosunu Turgay Aksoy’un yazdığı, Şerif Gören tarafından yönetilen 1986 yapımı Sen Türkülerini Söyle filminde ise, 12 Eylül, “değişim” ve “yozlaşma” temaları üzerinden aktarılmış seyirciye.

12 Eylül’de içeri düşüp yedi yıl hapis yatan Hayri (Kadir İnanır), dışarı çıktığında eski çevresini ve arkadaşlarını çok değişmiş bulur.

Politik bir film olma iddiasıyla yola çıkan film, sık sık araya giren Çağdaş Türkü’nün “türküleri” yüzünden derdini anlatmaya pek vakit bulamıyor.

Sinan Çetin’in yazıp yönettiği, 1986 yapımı Prenses filminde ise, Marksizm-liberalizm ideolojilerinin çatışması üzerinden aktarılmış 12 Eylül seyirciye.

12 Eylül’ün hemen öncesindeki kaotik ortamda geçen (elbette 86’nın kostümleriyle) filmde olaylar, Marksist-devrimci militan Tarık (Tunç Okan) ve liberal fotoğrafçı Selim (Mahmut Hekimoğlu) arasında bocalayan üniversite öğrencisi Nevres (Serpil Çakmaklı)’in etrafında gelişiyor.

Senaryosunu Çetin Öner’in yazdığı, oyuncu-yönetmen Zeki Alasya tarafından yönetilen 1986 yapımı Dikenli Yol filminde ise 12 Eylül, “suçluluk psikolojisi” teması üzerinden aktarılmış seyirciye.

12 Eylül öncesinde istemeden abisinin (Eşref Kolçak) ölümüne neden olan Hüseyin (Kadir İnanır), 12 Eylül’le birlikte politik nedenlerden tutuklanır ve yedi yıl hapis yattıktan sonra dışarı çıkar.

Dışarı çıkan Hüseyin, yengesine (Hülya Koçyiğit) ve yeğenine karşı kendini suçlu hisseder.

Senaryosunu Ferit Edgü’nün yazdığı, Erden Kıral tarafından yönetilen 1988 yapımı Av Zamanı filminde ise 12 Eylül, 12 Eylül’ün hemen öncesindeki kaotik ortamdan başlanarak anlatılmaya başlanmış seyirciye.

Bu kaotik ortamda Cunda Adası’na sığınan bir yazar (Aytaç Arman), adada yenilenir ve yeniden yazmaya başlar.

Zülfü Livaneli’nin yazıp yönettiği, başrollerinde Rutkay Aziz ve Uğur Polat’ın oynadığı 1988 yapımı Sis filminde ise, 12 Eylül öncesinin kaotik ortamı, sağ-sol çatışmasının bir adım ötesine taşınır: Avukat Ali Fırat (Rutkay Aziz)’ın oğlu Murat (Fikret Kuşkan)’ı öldüren kişi karşıt görüşe sahip kardeşi midir?

Senaryosunu Süheyla Acar’ın yazdığı, Memduh Ün tarafından yönetilen 1989 yapımı Bütün Kapılar Kapalıydı filminde ise, 12 Eylül, “adaptasyon” sorunu üzerinden anlatılıyor.

12 Eylül’de tutuklanan ve işkenceye maruz kalan Nil (Aslı Altan), yıllarca hapis yattıktan sonra dışarı çıkar fakat, tüm çabasına rağmen, dışarıdaki yaşama adapte olamaz, sevgi dâhil, bütün iletişim kapılarını kapatır ve derin bir karamsarlığa sürüklenerek ucunda ölüm olan intihara doğru yol alır.

Senaryosunu, aynı adlı romanından, Feride Çiçekoğlu’nun uyarladığı, Tunç Başaran tarafından yönetilen 1989 yapımı Uçurtmayı Vurmasınlar filminde ise 12 Eylül faşizmi, beş yaşındaki bir çocuğun (Ozan Bilen) gözünden anlatılmış izleyiciye.

Annesinin işlediği bir suçtan dolayı hapishane ortamında büyümek zorunda olan küçük Barış (Ozan Bilen), özgürlüğüne kendisinden önce kavuşan, çok sevdiği siyasi tutuklu İnci (Nur Sürer) ablasının bir uçurtma olarak bir gün geri döneceğine inanmaktadır.

Ümit Kıvanç’ın aynı adlı romanından senaryosunu Barış Pirhasan’ın uyarladığı, başrollerini Hale Soygazi ve Aytaç Arman’ın paylaştığı, Atıf Yılmaz tarafından yönetilen 1990 yapımı Bekle Dedim Gölgeye filminde ise 12 Eylül, 68 kuşağından gelen dört arkadaşın darbe sürecinde yaşadıkları üzerinden anlatılmış.

Film, bir Atıf Yılmaz filmi, oyuncu yönetimi ve kurgu açısından belli bir başarı çıtası var elbette fakat yazının girişinde söylediğimiz sorunlar burada da karşımıza çıkmakta gecikmiyor: Kırmızı bir Vosvos ve bir klasik gitarla dönem kotarılmaya çalışılmış.

Senaryosunu, Bekir Yıldız’ın Darbe adlı romanından, Haşmet Zeybek ve Bekir Yıldız’ın uyarladığı, başrolünü Kadir İnanır ve Nilgün Akçaoğlu’nun paylaştığı, Ümit Efekan tarafından yönetilen 1990 yapımı Darbe filminde ise 12 Eylül, “Pişmanlık Yasası” uygulaması üzerinden kurgulanan bir öyküyle aktarılmış izleyiciye.

Pişmanlık Yasası’ndan yararlanarak itirafçı olan ve plastik cerrahi ile yüzü değiştirilen Hamdullah Şimşek (Kadir İnanır), her şeyi geride bırakıp yepyeni bir hayata başlar…

Senaryosunu, aynı adlı romanından, Feride Çiçekoğlu’nun uyarladığı, başrollerini; Selçuk Yöntem ve Nur Sürer’in paylaştığı, Tomris Giritlioğlu tarafından yönetilen 1991 yapımı Suyun Öte Yanı filminde ise 12 Eylül, bir atmosfer olmanın ötesine geçmemiş.

Darbe’nin hemen ertesinde gözaltına alınıp tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan öğretim üyesi Ertan (Selçuk Yöntem), eşi Nihal (Nur Sürer)’i de alıp tatil yapmak üzere Cunda Adası’na gelir…

Senaryosunu Sabahattin Çetin’in yazdığı, başrollerini; Halil Ergün, Nur Sürer ve Berhan Şimşek’in paylaştığı, Oğuzhan Tercan tarafından yönetilen 1991 yapımı Uzlaşma filminde ise, 12 Eylül’ün hemen öncesindeki kaotik ortam, “Abdi İpekçi Suikasti” üzerinden, anlatılmış seyirciye.

Yine; kostüm, dekor ve makyaj faciası olduğunu söylememe gerek yok herhalde. Özellikle üniversitelerdeki sağ-sol çatışmalarının canlandırıldığı sahnelerde yetmişlerin modası İspanyol paça pantolondan, uzun yaka gömlekten, yumurta topuk ayakkabıdan, kulakları kapatan uzun favorilerden ilaçlık da olsa tek bir kare göremiyoruz.

Senaryosunu Cezmi Ersöz’ün yazdığı, başrollerini Tarık Akan ve Nurseli İdiz’in paylaştığı, Yusuf Kurçenli tarafından yönetilen 1994 yapımı Çözülmeler filminde ise 12 Eylül, darbenin kendisinden çok yarattığı toplumsal tahribat üzerinden aktarılmış izleyiciye.

12 Mart Muhtırası’na ve 12 Eylül Darbesi’ne tanık olan muhasebeci Uğur (Tarık Akan), darbelerin geriye götürdüğü ve yozlaştırdığı topluma uyum sağlamakta bir hayli zorlanır…

Senaryosunu Mehmet Eroğlu’nun yazdığı, Tomris Giritlioğlu tarafından yönetilen 1995 yapımı 80. Adım filminde ise 12 Eylül, darbe sonrası bir araya gelen ve geçmişi sorgulayan bir grup arkadaşın geçmişe dönük anıları üzerinden anlatılmış seyirciye. Bu haliyle film, biraz “12 Öfkeli Adam”a benzemiş diyebiliriz.

Handan İpekçi’nin yazıp yönettiği, 1995 yapımı Babam Askerde filminde ise, babaları tutuklanan, üç farklı toplumsal katmandan (alt, orta ve üst gelir grubundan) çocuğun gözünden bakılarak aktarılmış seyirciye 12 Eylül.

Senaryosunu Ömer Lütfi Mete’nin yazdığı, başrollerini Cüneyt Arkın, Tolga Tibet ve Yağmur Kaşifoğlu’nun paylaştığı, İsmail Güneş tarafından yönetilen 1999 yapımı Gülün Bittiği Yer filminde ise 12 Eylül, izleyiciye, pek çok kez karşılaştığımız bir yöntemle aktarılmış.

Darbe’de gözaltına alınıp günlerce süren işkenceli sorgulardan sonra suçsuz olduğu anlaşılan bir gencin (Tolga Tibet) yaşadıkları, trenle köyüne dönerken, flash-back sahnelerle aktarılır izleyiciye.

Filmin olay örgüsünün 2006’da Ömer Uğur tarafından çekilen Eve Dönüş’le müthiş benzerliği dikkat çekiyor.

Senaryosunu Gaye Boralıoğlu’nun Habip Bektaş’ın Gölge Kokusu romanından uyarladığı, Atıf Yılmaz tarafından yönetilen 1999 yapımı Eylül Fırtınası filminde ise 12 Eylül, küçük Metin (Kutay Özcan)’nin gözünden aktarılmış izleyiciye.

Annesi gözaltında ve babası kaçak olan küçük Metin, dedesi Hüseyin Efe (Tarık Akan) ile Büyükada’da yaşamaya başlar.

Yusuf Kurçenli’nin yazıp yönettiği, başrollerini Kadir İnanır ve Türkan Şoray’ın paylaştığı, 2003 yapımı Gönderilmemiş Mektuplar filminde ise 12 Eylül, bir kez daha “suçluluk psikolojisi” teması üzerinden aktarılır izleyiciye.

Yılmaz Erdoğan’ın yazıp yönettiği, 2004 yapımı Vizontele Tuuba filminde ise 12 Eylül, batıdan sürülen bir öğretmenin (Tarık Akan) köye taşıdığı yeni değerler ve köyde rekabet halindeki iki sol örgüt üzerinden anlatılmış izleyiciye.

Vizontele Tuuba filmiyle birlikte ilk defa dört başı mamur bir 12 Eylül filmiyle karşılaştığımızı söyleyebiliriz. Peşinden gelecek olan Babam ve Oğlum filmi ise çıtayı bir tık daha yükseltir.

Çağan Irmak’ın yazıp yönettiği, 2005 yapımı Babam ve Oğlum filminde ise, 12 Eylül’den ziyade sonuçları üzerinde durulmuş diyebiliriz.

12 Eylül 1980 sabahı karısı doğum sancıları içinde kıvranan gazeteci Sadık (Fikret Kuşkan) hemen dışarı fırlar fakat karısını hastaneye yetiştirecek bir taksi bulamaz. Çünkü darbe olmuş ve ülkede hayat durmuştur…

HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in yazıp yönettiği, 2006 yapımı Beynelmilel filminde ise, 12 Eylül’ün kendisinden ziyade bir komedisi yapılmış. Bu yönüyle film bir ilk olma özelliği taşıyor.

Ömer Uğur’un yazıp yönettiği, başrollerini Memet Ali Alabora ve Sibel Kekilli’nin paylaştığı, 2006 yapımı Eve Dönüş filminde ise 12 Eylül, “işkence” ve “lümpenlik” temaları üzerinden anlatılmış.

İstanbul’un bir kenar mahallesinde karısı Esma (Sibel Kekilli) ve kızıyla lümpen bir yaşam süren işçi Mustafa (Memet Ali Alabora), ödeyemediği kiralar yüzünden ev sahibiyle sürekli tartışmaktadır. Bu tartışmalar süredursun bir sabah evini polis basar. “Şehmuz” kod adlı azılı bir terörist olduğu yönünde hakkında ihbar vardır…

Film; mekânı, dekoru, kostümü, aksesuarıyla ve özellikle işkence sahneleriyle dönemi yansıtan en iyi filmlerden biri olarak öne çıkmaktadır.

Senaryosunu gazeteci Avni Özgürel’in yazdığı, Atıl İnaç tarafından yönetilen 2007 yapımı Zincirbozan filminde 12 Eylül, yavan bir belgesel tadında aktarılmış izleyiciye.

Senaryosunu yine Sırrı Süreyya Önder’in yazdığı, Murat Saraçoğlu tarafından yönetilen 2008 yapımı O… Çocukları filminde ise 12 Eylül, şimdilerde çocuk bakıcılığı yapan eski bir hayat kadınının yaşadığı ilginç olaylar üzerinden aktarılmış seyirciye.

Orçun Benli’nin yazıp yönettiği, 2012 yapımı Bu Son Olsun filminde de yine 12 Eylül’ün bir komedisi yapılmış.

Sokağa çıkma yasağıyla birlikte “evsiz” kalan evsizler; Yaşar (Mustafa Uzunyılmaz), Apo (Orhan Eşkin), Kovboy Ali (Ferit Kaya), Cevat (Volga Sorgu Tekinoğlu) ve Ertuğrul (Ufuk Bayraktar), kurtuluşu, kendilerine siyasi suçlu görüntüsü vererek hapse girmekte bulurlar.

Ersan Arsever’in yazıp yönettiği, 2012 yapımı Bir Ses Böler Geceyi filminde ise, 12 Eylül, bir trafik kazasında yaralanan araştırma görevlisi Süha (Cem Davran)’nın geçmişe, 12 Eylül’e yaptığı yolculuklar üzerinden aktarılmış izleyiciye.

Yönetmenliğini, yapımcılığını ve başrolünü Barış Atay’ın üstlendiği, çekimleri Hatay’da gerçekleştirilen 2015 Eksik filminde ise 12 Eylül, “parçalanma” teması üzerinden aktarılmış seyirciye.

Bir anne (Nur Sürer), darbeden otuz yıl sonra, darbede parçalanmış ailesini toparlamaya girişir.

Halkanın eksik parçaları, ayrı büyümek zorunda kalan Türker (Barış Atay) ve Devrim (Özgür Emre Yıldırım) adındaki kardeşlerdir.

Senaryosunu Lütfü Şehsuvaroğlu’nun yazdığı, Mahmut Kaptan tarafından yönetilen, 2015 yapımı Kafes filminde ise daha çok, 12 Eylül darbesine zemin hazırlayanların kirli tezgâhları deşifre edilmiş.

Film, ilk kez sağ cenahtakilerin hikâyesini anlatan bir film olması dolayısıyla ayrı bir önem taşıyor.

Saydığımız filmler, 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin ardından ikinci bir darbe olasılığının tartışıldığı şu günlerde tekrar izlenmeye değer.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.