karabuk haber

İlk kadın psikanalist Lou Andreas-Salomé

Ricardo Bofill, çimento fabrikasından büyülü bir ev yaptı

Tereddüt, erkek egemenliğinin kayalarına vuran dalgalar!

7 yaşında Google’a iş başvurusunda bulundu

Türkiye’de organik tarımın ilk adımı tüketici ve üreticiyi bilgilendirmektir

Röportaj 17 Aralık 2015

“Organik tarımın ilk adımı; tüketici ve üreticiyi bilgilendirmektir”

Son yıllarda organik tarım dünyada hızla yayılmakta ve global organik gıda pazarı da giderek büyümektedir. Türkiye, organik tarımını ihracat potansiyeline dayalı olarak geliştiren ülkelere tipik bir örnektir. Organik ürün üretimimizin çok büyük bir bölümü ihraç edilmektedir. İç pazarımız da giderek büyümektedir. Türkiye organik üretim için çok uygun ekolojik şartlara ve yüksek ihraç potansiyeline sahip olmasına rağmen, dünya organik gıda pazarındaki payı yeterli düzeyde değildir. Organik tarım nedir? bir ürünün organik olup olmadığını nasıl tanıyabiliriz? ülkemizde tüketici ve üreticinin organik tarım konusundaki bilinçsizliği ve buna bağlı olarak bu tarımın karşılaştığı temel sorunları Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki koruma Bölümü öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Özkan, Press Haber’e değerlendirdi.

 

Toplum olarak organik tarıma bakış açımız hakkında neler düşünüyorsunuz?

Ülkemizde eğitimli kesim dahil olmak üzere toplumumuzun büyük bir kesiminde organik tarım kavramı, yeterli düzeyde anlaşılmış değildir. Olayı netleştirmek için toplumumuzun organik ürüne bakış açısını gösteren bazı ifadelere yer vermek ve bu ifadelerin doğruluğuna veya yanlışlığına kısaca yanıt vermek faydalı olacaktır.

 

Prof. Dr. Cem Özkan

 

Bazılarına göre tarım ilacı kullanılmadan üretilen ürün organik üründür. Sizce bu tanım doğru bir tanım mıdır?

Organik tarımda sentetik tarım ilaçlarının kullanımı yasaktır. Organik tarımda sorun olabilecek hastalık, zararlı ve yabancı otlara karşı öncelikle insana, doğal kaynaklara ve biyolojik çeşitliliğe dost olan kültürel önlemler, biyoteknik yöntemler, parazit ve predatörlerin kullanıldığı biyolojik mücadele yöntemi kullanılır. Organik tarımda zorunlu kalındığı durumlarda da olası riskleri düşük düzeyde olan sertifikalandırılmış organik kökenli tarım ilaçları kullanılabilir. Ancak üreticilerimizin organik tarım bilinç düzeyi yeterli olmadığı için mevcut zararlı sorunların çözümünde birinci derece çevre dostu mücadele yöntemleri yerine organik kökenli ilaçların kullanımını tercih etmektedirler. Bilinçsiz organik kökenli tarım ilaçlarını kullanmak, organik tarımın kurallarına uymamakla birlikte organik tarım doğasına gölge düşürmektedir. Bu hatanın önlenmesi için özellikle üretici eğitimine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konuda verilecek etkili bir eğitim hem üretim maliyetini düşürecek hem de daha sağlıklı üretim modeline geçilmesine olanak sağlayacaktır.

 

Özellikle satıcılar üzerinde arı resmi olan ürünlerin hormonsuz ve organik olduğunu söylüyorlar. Bu ne kadar doğrudur?

Organik tarımda meyve tutumuna yardımcı olan hormon kullanımı özellikle insan sağlığına olan olumsuz etkilerinden dolayı yasaktır. Organik tarımda hormon yerine, Bombus adlı arı kullanımı söz konusudur. Ancak bir ürünün hormonsuz olduğu, o ürünün organik olduğu anlamına gelmez. Maalesef bugün birçok pazarda organik sertifikası olmayan ancak arı etiketi yapıştırılmış domatesler, organik adı altında satılmaktadır. Bilinçli bir üretici bu satıcılara ürünün organik sertifikasını sorduğunda, ürünün görüntüsünün, kokusunun sertifika yerine geçtiği gibi çok ilginç yanıtlar almaktadır. Bu durum toplumda organik tarım konusunda bilinç eksikliği olduğunu göstermekle birlikte belli bir kesiminde hileli gıda satışı ile kendisine haksız bir çıkar sağladığının göstergesidir.

 

Toplumumuz kurtlanmış, şekli bozuk, albenisi olmayan ürünün organik bir ürün olduğunu söylüyor. Sizce bu kanı doğru mudur?

İster organik, ister geleneksel ürün olsun tüm üretim sisteminde yetiştiricilik esnasında gerekli özenler gösterilmediği veya yanlış uygulamalar yapıldığında şekli bozuk kurtlanmış ürünler olabilir. Eğitimli kesim dahi birçok tüketici şekli bozuk-kurtlu ürünleri, bu ürünlere karşı herhangi bir tarım ilacı, gübre ve hormon kullanılmadığına dair bir işaret olarak algılamaktadır. Şekli bozuk ve kurtlu ürünlerin, organik olarak algılanması veya bu şekilde ifade edilmesi doğru değildir. Çünkü bu ürünlerde insan sağlığını tehdit eder kalıntılar içerebilir. Bir ürünün organik olup olmadığı ancak laboratuvar ortamında koşullarında yapılan kalıntı analizleriyle anlaşılabilir. Tekrar etmekte fayda var bir ürünün görüntüsünden organik olup olmadığı kimse anlayamaz. O halde organik ürünü seçerken sertifikasını sormalıyız.

 

Kimilerine göre organik ürün, atadan nineden kalma öğretilerle yapılan üründür. Toplumda yaygın olan bu açıklama hakkında neler söylemek istersiniz?

Tarım nesilden nesile geçen on bin yıllık bir kültür, ancak organik tarımın salt atadan nineden kalma öğretilerle gerçekleştirilen bir üretim sistemi olduğunu söylemek doğru olmaz. Bu tanım genellikle organik tarım felsefesini anlamayan kesimlerce veya organik tarımın felsefesini bilip de üreticiye aktarmakta sorun yaşayan kesimlerce yapılmaktadır. Bu açıklama, üretici ve tüketicilerde organik tarımın ilkel bir tarım sistemi olduğu izlenimi yaratmaktadır. Tarım da yeşil devrim öncesinde sentetik tarım ilaçları, sentetik gübreler ve hormonlar yoktu. Bu dönemde üretilen ürünler, organik tarım üretiminde olduğu gibi gerçekten sağlıklı idi. Ancak önce de belirtildiği gibi organik tarımın sadece sağlık boyutu yoktur. Bugün organik tarım, çevre, üretici ve tüketici boyutlarıyla ele alınan modern bir tarım yöntemidir. Bu yöntem öncelikle ürüne kalite artışını öngörmekle birlikte, mevcut insan nüfusu dahil, tüm biyolojik çeşitliliğin durumunu da değişik boyutlarını ele alarak gerçekleştirilen bir üretim sistemidir.

 

Toplum olarak organik tarımı çok iyi kavrayamamışız. Sizce burada yapılan temel hatalar nelerdir?

Organik tarım ülkemizde 1984 yılında başlamış fakat ilk düzenlemeler 2010 yılında yapılmıştır. Değerlendirmelere bakıldığında eğitimli kesim dahil toplumda organik tarım bilincinin yeteri düzeyde gelişmediği yönündedir. Ülkemiz organik tarım istatistiklerine baktığımızda ise yeteri derecede sağlıklı verilere ulaşmamakla birlikte durumun olduğundan çok daha iyi gösterilmeye çalışıldığı kanısına varıyoruz. Bütün yetki ve sorumlulukları elinde tutan ve sadece dışardan kısmi olarak eğitmen ve danışman katkısı alan bakanlık, strateji geliştirme konusunda bir hayli geç kalmıştır. Belki konvensiyonel tarımda olduğu gibi organik tarımda da istenilen düzeyde olmayışımızın en büyük nedeni strateji yapma konusundaki eksikliğimizdir. Bakanlık ilk stratejik eylem planını 2010 yılında yani organik tarımın başlangıcından 26 yıl sonra ele alıyor. Ülkemizde kervan yolda dizilir diye bir atasözü vardır. Organik kervanın dizilmesi gerektiği 26 yıl sonra anlaşılmış, 28 yıl sonra da nasıl dizileceği konusunda bir adım atılmaya başlanmıştır. Ancak organik tarım konusunda alınan bu strateji çok geç yapıldığı için, toplumda organik tarım konusunda oluşturulan yanlış yargıların kırılması biraz daha zaman alacağa benzer. O halde biraz kervanın dizilişini bir yana bırakalım organik tarımda zararın neresinden dönülürse kardır anlayışını kabullenelim derim. Bakanlığın yetki ve sorumluluklarını daha çok paylaşması bu sorunları daha çok azami seviyeye indirecektir.

(Press Haber / Kadir GÜRHAN )

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.