karabuk haber

Bir yol filmi: On The Road

İlk kadın psikanalist Lou Andreas-Salomé

Ricardo Bofill, çimento fabrikasından büyülü bir ev yaptı

Tereddüt, erkek egemenliğinin kayalarına vuran dalgalar!

20 Yazarın Dilinden Unutulmaya Yüz Tutmuş 20 Kelime

Edebiyat, Listeler 21 Kasım 2016

“Bazı kelimeler çok güzel… Tüm hikâye bunun ayırdına varmamızla başladı. Tüm kelimeler güzel fakat bazıları diğerlerinden daha güzel.”

Lûgat365 adlı kitabı hazırlayan Banu ve Onur Ertuğrul yukarıdaki cümleyle özetliyorlar çalışmalarını. Ve ekliyorlar, “Öğretmen değiliz. Yazar değiliz. Çevirmen bile değiliz. Dilbilimci hiç değiliz. Bizim kelimelerle ilişkimiz bir aşk ilişkisi. Kelimelere ve birbirine sevdâlı iki kişiyiz.”

Kelimelere karşı platonik aşk duyan ve birbirine sevdalı iki kişi, gündelik yaşamın gereksinimlerinden uzak, bugünün ideolojilerinden muaf, başka başka dertleri olan kelimelerin, hayatlarımızdan tümden ellerini ayaklarını çekmezden evvel, son bir saygı duruşunda bulunduklarını, globalleşen dünyanın, yeniden hiyerogliflere dönüşünün arifesinde, son bir sunî teneffüs denemesinde olduklarını söylüyor.

İlk olarak 2014’ün son aylarında başlayan çalışmaları, 1 Ocak 2015 tarihinde Twitter, İnstagram ve Facebook üzerinden her gün bir kelime paylaşılıp 365 kelimeye ulaşılmasıyla sona eriyor. Ve “Lûgat365” adlı kitap ortaya çıkıyor.

Biz de bazılarını yeni öğrendiğimiz bazılarını hatırladığımız güzel kelimelerden 20 tanesini yazarların kullanımıyla sizler için liste olarak derledik.

Bütün kelimelere ulaşmak için, Can Yayınları’ndan çıkan “Lûgat365”adlı kitabı almanızı şiddetle tavsiye ederiz.

 

1. Tahayyül

sabahattin-ali-kelime

Gözünün önüne getirme. Hayalde canlandırma. İmgeleme. Zihinde tasarlanan şey mânâsına gelen hayal kelimesinden türetilmiş olup Türkçeye Arapçadan geçmiştir.

“Onu bir an evvel kollarımın arasında tutmak… Yahut sadece yüzüne bakmak, uzun uzun ellerini okşamak ve artık beraber, her zaman için beraber olduğumuzu bilerek karşı karşıya oturmak… Bu artık bir hakikattir, hâlbuki ben şimdiye kadar bunu tahayyül etmekten bile çekiniyordum.”

Sabahattin Ali / İçimizdeki Şeytan

 

2. Tumturak

attila-ilhan

Gösteriş. İhtişam. Debdebe. Türkçeye Farsçadan geçmiş olan kelime daha ziyâde kulağa hoş gelen kelimelerle konuşma mânâsında kullanılmaktadır.

“ah nerede gençliğimiz

sahilde savruluşları başıboş dalgaların

yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller

elde var hüzün”

Attilâ İlhan / Elde Var Hüzün

 

3. Müstesna

peyami-safa

Benzeri az bulunan. Bir bütünün dışında duran. Kâide dışında kalan. Türkçeye Arapçadan geçmiştir.  İstisnâ edilmiş, istisnâ olan mânâsına gelir.

“İnsan bu dünyada aldıklarının hepsini iade eder. Müstesna yoktur.”

Peyami Sefa / Bir Akşamdı

 

4. Yeknesak

halide-edip-adivar

Devamlı aynı halde olan. Değişmez. Tekdüze. Farsçada bir anlamına gelen yek kelimesi ile Arapça düzen, nizam anlamlarına gelen nasak kelimelerinin melezlenmesiyle ortaya çıkmıştır.

“Gök açık bir mavi. Yerler hiç tükenmiyor, saatler geçiyor, biz hâlâ solunda dağlar yükselen bir nevi düzlük içinde çalkana çalkana gidiyoruz. Ne ıssız ve insansız, yeknesak edebî bir arz.”

Halide Edip Adıvar / Ateşten Gömlek

 

5. Vuslat

ahmed-arif

Kavuşma. Ulaşma. Birleşme. Bir araya gelme. Erişen, ulaşan mânâsındaki Arapça vâsıl kelimesinden türetilmiş olan kelime, bilhassa sevgiliye kavuşma anlamında kullanılır.

“Duvarları katı sabır taşından

Kar altındadır varoşlar,

Hasretin nazlıdır Ankara.

Dumanlı havayı kurt sevsin

Asfalttan yürüsün Aralık,

Sevmem, netameli aydır.

Bir başka ama bilemem

Bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat

Kalbim, bu zulümlü sevda,

Kar altındadır.”

Ahmet Arif / Karanfil Sokağı

 

6. Nâmütenâhî

orhan-veli-kanik

Nihâyeti olmayan. Sonsuz. Uçsuz bucaksız. Nâmütenâhî olarak Türkçeye Farsçadan geçmiştir. Fakat nihâyet kelimesinden türetilen ve sonlu mânâsına gelen mütenâhî kelimesi, aslen Arapçadır.

“Bir sahile varacak günlerimiz

Günler ki namütenahi ıstırap;

Kalmayacak bu günkü hasta, harap

Yüzlerde bahtın karanlığından bir iz.”

Orhan Veli Kanık / Uzun Bir Istırabın Sonunda ve Bir Saadet Anında Gelecek Ölümün Türküsü

 

7. Meşakkat

kemal-tahir

Zahmet. Sıkıntı. Güçlük. Türkçeye Arapçadan geçmiştir. İkiye bölünmüş şeyin her bir parçası mânâsına gelen şıkk kelimesinden türetildiği rivayet edilir.

“Dünya meşakkatinden kurtulmamış hiç yoktur, ama sırayladır. Meşakkatten kurtulmayı özleyeceğimize yaşamaya bakalım Alişar Bey, yaşama meşakkatine kurban olayım!”

Kemal Tahir / Devlet Ana

 

8. Bedbin

elif-safak

Her şeyi kötü tarafından gören. Karamsar. Kötümser. Türkçeye Farsçadan geçen kelime, kötü mânâsındaki bed ile gören mânâsındaki bin sözcüklerinden oluşmuştur.

“Her adımda kendini inkâr eden, her mahallede mizaç değiştiren, aynı anda hem nikbin hem bedbin olabilen bir kentti İstanbul; bir yandan cömertçe verirken, bir yandan cümlesini geri alırdı.”

Elif Şafak / Ustam ve Ben

 

9. Hasbelkader

hasan-ali-toptas

Bir şekilde. Tesadüfen. Rastlantı sonucu. Türkçeye Arapçadan geçen kelimenin birebir tercümesi, kaderin hasebi, yani kaderi gereği şeklindedir.

“Evet, işte kırk yıl önce insanın aklını bir şemsiye gibi tersine çeviriçeviren bu şehir hikâyelerinden birkaçını hasbelkader ben de duymuştum.”

Hasan Ali Toptaş / Uykuların Doğusu

 

10. Vakur

nazim-hikmet-ran

Ağırbaşlı. Ciddiyet sahibi. Temkinli. Vakarlı. Türkçeye Arapçadan geçen kelime, vakar sözcüğünden türetilmiştir.

“Ne güzel şey hatırlamak seni:

Bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin

Ve saçlarında

Vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının…”

Nâzım Hikmet / Piraye İçin yazılmış: Saat 21-22 Şiirleri

 

11. Nâçizâne

ORHAN PAMUK

Haddi olmayarak. Önemsenmeyecek şekilde. Türkçeye Farsçadan geçen kelime, değersiz ve çok küçük mânâsındaki naçiz kelimesinden türetilmiş olup haddi olmayarak anlamını zaman içerisinde edinmiştir.

“Oturdum: Zaman, dedim bir kazadır, bir kaza sonucu buradayız. Dünyada olmak da öyle. Meşin ceketli bir çiftçiyi çağırdılar, sen onu dinle o zaman dediler. Çok ihtiyar değildi, ama oflaya puflaya, “estağfurullah,” dedi, “naçizane” keşfini iç cebinden çıkardı: Bir cep saatiydi, ama mutlu olduğun zamanı anlıyordu ve o zaman kendiliğinden duruyordu ve o vakit mutluluğun da sonsuza kadar uzuyordu.”

Orhan Pamuk / Yen Hayat

 

12. Vesvese

nazan-bekiroglu

 

Huzursuz eden dayanaksız ihtimaller. Kuruntu. Endişe. Türkçeye Arapçadan geçen kelimenin, bir o yana bir bu yana yalpalamak mânâsından evrildiği rivayet edilmektedir.

“Kalbin kapıları vardı. Korunması kolaydı. Ama vesvese, kapıları aşarak girmiyor, kalpte doğuyordu. Olan, doğrudan kalp evinde, gönül hanesinde oluyordu.”

Nazan Bekiroğlu  / Lâ: Sonsuzluk Hecesi

 

13. Müteessir

resat-nuri-guntekin

Üzgün. Etkilenmiş. Olumsuz etki altında kalmış. Türkçeye Arapçadan geçmiştir. Etki ve içe işleme mânâsındaki tesir kelimesinden türetilmiştir.

“Ben seni bırakıp gideyim mi?” diye sorana başka türlü cevap bulunur mu? Öte taraftan, Kâmran da, bu ayrılığı bu kadar kolay kabul etmeme müteessir oluyordu.”

Reşat Nuri Güntekin / Çalıkuşu

 

14. Tahammülfersâ

yakup-kadri-karaosmanglu

Dayanılmaz, çekilme. Tahammülü aşan. Arapçada taşımak mânâsına gelen haml kökünden türeyen tahammül kelimesi ile, Farsçada aşındıran mânâsındaki fersâ kelimesinin melezlenmesi sonucu oluşmuştur.

“Bunu görünce öbürü için taşıdığı hasret yüz kat daha artıyor, tahammülfersa bir hale giriyor, bağrı onulmaz bir yerinden yaralanıyordu.”

Yakup Kadri Karaosmanoğlu / Kiralık Konak

 

15. Hemdem

Ece Temelkuran

Samîmî dost. En yakın arkadaş. Canciğer arkadaş. Türkçeye Farsçadan geçmiştir. Birlikte mânâsındaki hem kelimesiyle, nefes mânâsındaki dem kelimesinin birleşmesinden oluşmuştur.

“Bilmez şimdikiler “hemdem” nedir? Demi benimle bir olan kim kaldı ki zaten!”

Ece Temelkuran / Devir

 

16. İhtiyat

oguz-atay

Gerçekleşmesi muhtemel olan konularda tedbirli ve sakınarak davranma. Yedek. Türkçeye Arapçadan geçmiştir. Gözetmek mânâsına gelen havt kelimesinden türetilmiştir.

“Derler ki tarla kuşu bütün gece öttüğü zaman, tarla faresi bütün ihtiyatı elden bırakır ve yuvasından çıkarmış.”

Oğuz Atay / Tehlikeli Oyunlar

 

17. Efsunkâr

namik-kemal

Büyülü. Çarpıcı. Karşı konulmaz şekilde etkileyici. Türkçeye Farsçadan geçmiştir. Büyü mânâsına gelen efsun keimesinin, yapan mânâsındaki –kâr ekiyle türetilmesi sonucu oluşmuştur.

“Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet,

Esîr-i aşkın olduk, gerçi kurtulduk esaretten.”

Namık Kemal / Hürriyet Kasidesi

 

18. Pâyidar

yasar-kemal

Sonsuza dek yaşayacak olan. Devamlı. Kalıcı. Türkçeye Farsçadan geçmiştir. Ayak mânâsına gelen pây kelimesinin, tutan mânâsındaki –dar ekiyle türetilmesi sonucu oluşmuştur.

“Zulüm hiçbir zaman pâyidar olamamıştır.”

Yaşar Kemal / İnce Memed

 

19. Pinhan

yunus_emre

 Saklı. Gizli. Gizlenmiş. Türkçeye Farsçadan geçen kelime, saklı ve gizli mânâsındaki nihan kelimesinden türetilmiştir.

“Ben derd ile ah ederim, derdim bana derman imiş

İster idim hasret ile, dost yanımda pinhan imiş”

Yunus Emre / Ben Derd İle Ah Ederim

 

20. Velhâsıl

ece-ayhan

Kısacası. Sözün kısası. Türkçeye Arapçadan geçmiştir. Meydana gelen, ortaya çıkan mânâsındaki hâsıl kelimesinden türetilmiştir.

“Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim.”

Ece Ayhan / Yalınayak Şiirdir

 

 

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.