Dünyanın en ilginç sanatçısından en ilginç savaş aracı

Evlenecek çiftlere 25 poz önerisi

Ortadoğu’nun kadife sesi Mohsen Namjoo ve 10 şarkısı

Vadim Stein’in 32 fotoğrafıyla dansçılar

ABD Müslüman Kardeşleri (İhvan) erör örgütü ilan etmeye hazırlanıyor

Ekonomi 1 Mayıs, 09:22'de eklendi


Beyaz Saray’ın Müslüman Kardeşleri yabancı terör örgütleri listesine almak için emek harcama başlatmış olduğu açıklandı. Beyaz Saray’ın basın sözcüsü Sarah Sanders, elektronik posta ile yapmış olduğu bilgilendirmede “Başkan ulusal güvenlik ekibi ve kendisiyle aynı kaygıları taşıyan bölge liderleri ile iştişarede bulunmuş oldu. Sınıflandırmaya ilişkin içerideki süreç işletiliyor” dedi.

Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah el Sisi, ABD Başkanı Donald Trump’a 9 Nisan’da Washington’da yapmış olduğu ziyarette Müslüman Kardeşlerin terör örgütü olarak tanınması talebini iletmişti. ABD’nin bu şekilde bir karar alması durumunda, Müslüman Kardeşlere yönelik yaptırımlar da gündeme gelebilecek.

Ortalama 1 milyon üyesi olduğu kabul edilen Müslüman Kardeşler, Hüsnü Kutsal yönetiminin halk ayaklanması ile devrilmesinin arkasından Mısır’da 2012 senesinde meydana getirilen seçimlerle iktidara gelmişti. Sisi, bir yıl sonrasında Muhammed Mursi’nin liderliğindeki Müslüman Kardeşler yönetimini görevden indirmişti. Muhaliflere yönelik sert bir siyaset izleyen Sisi, Müslüman Kardeşlerin üyesi ve yöneticisi binlerce kişiyi hapse atmıştı. Müslüman Kardeşler, şu an Mısır’daki yasaklı gruplar içinde içeriyor.

1928’de Mısır’da kurulan Müslüman Kardeşlerin ABD tarafınca terör örgütü olarak tanınmasının, NATO müttefiki Türkiye ile ilişkilerde soruna niçin olabileceği belirtiliyor. Türkiye Müslüman Kardeşlere destek veren ülkeler içinde içeriyor.

91 senelik Müslüman Kardeşler iyi mi ortaya çıktı?

O dönemde darbeye karşı çıkan ve Mısır sokaklarında eylemler düzenleyen fazlaca sayıda Müslüman Kardeşler destekçisi, güvenlik güçleriyle çıkan çatışmalarda öldürülmüş yada gözaltına alınmıştı.

Bugün Mısır’da fazlaca sayıda şahıs, Aralık 2013’te “terör örgütü” duyuru edilen Müslüman Kardeşler ile ilişkili olma suçlamasıyla cezaevinde bulunuyor.

T24’ün derlemesiyle, Orta Doğu’nun en eski İslamcı örgütlerinden kabul edilen ve İhvan olarak da malum Müslüman Kardeşler, ideolojisini Kuran öğretileriyle temellendiriyor.

1928 senesinde Mısır’da Hasan El Benna tarafınca kurulan teşkilat, siyasal aktivizmle İslami yardım işlerini bir arada yürüten modeliyle dünyanın dört bir yanında İslamcı hareketlere esin verdi.

Başlangıçta hedeflerini “İslami ahlakı ve hayır işlerini yaymak” olarak açıklayan teşkilat ilerleyen yıllarda, bilhassa de Mısır’ın İngiliz sömürge yönetiminden ve Batı etkisinden kurtarılması sürecinde siyasallaştı.

Teşkilat demokratik prensipleri desteklediğini söylese de bununla beraber şeriatla yönetilen bir devlet düzeni hedefliyor. En popüler sloganı da “Çözüm İslam’da”.

Paramiliter kanat

İhvan, seneler içinde Mısır genelinde şube açmaya başladı. Her şubede birer cami, okul ve spor kulübü yer alıyordu. Örgütün üye sayısı hızla artmaya başladı.

1940’lara gelindiğinde Mısır’da 500 bin üyesinin olduğu tahmin ediliyor, örgütün fikirleri Arap dünyasında da yayılıyordu.

Hasan El Benna o dönemde Gizli saklı Aygıt adlı bir paramiliter kanat oluşturdu. Bu silahlı kanat, İngiliz yönetimine karşı çıktı, bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Mısır hükümeti 1948’de Müslüman Kardeşler’i yasakladı.

Teşkilat fazlaca geçmeden Başbakan Mahmud el Nukraşi’nin makamında uğramış olduğu suikaste karışmakla suçlandı.

Nukraşi’nin öldürülmesini kınayan Benna da kimlikleri bilinmeyen, sadece güvenlik güçlerine bağlı olduğu tahmin edilen kişilerce düzenlenen suikaste kurban gitti.

Mısır’da 1952 senesinde, kendilerini “Hür Subaylar” diye adlandıran bir grubun düzenlemiş olduğu askeri darbeyle Kral Faruk tahttan indirildi, sömürge rejimi bitti.

Müslüman Kardeşler bu gruba destek verdi. 1970’te Mısır Cumhurbaşkanı olan Enver Sedat, bir zamanlar Hür Subaylar’ın örgütle bağlantılarını yürütüyordu.

Mısır yönetimiyle ilişkiler iyi mi bozuldu?

İhvan başta hükümetle ortaklaşa iş içinde olsa da bu ilişki, kısa süre sonrasında bozuldu.

Askeri darbeden kısa süre sonrasında 1954’te Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır’a yönelik suikast girişimi İhvan’la ilişkileri kopardı.

Fazlaca sayıda üyesi hapse atıldı, işkence görmüş oldu. Müslüman Kardeşler, gizlice örgütlenmeyi sürdürdü.

Yetkililerle olan anlaşmazlıklar, Müslüman Kardeşler’in ideolojisinde de mühim bir değişikliği getirdi.

Bu değişikliği, örgütün önde gelen üyelerinden Mısırlı düşünür Seyyid Kutub’un yazdıklarında da görmek mümkün.

Kutub’un yazdıklarında, “bilgisiz” olarak adlandırdığı Batı’ya ve köktencilik bir toplumsal ıslaha gerekseme duyduğunu savunduğu “sözde İslami” topluluklara karşı cihat duyuru edilmesi gerektiği belirtiliyordu.

Bilhassa 1964’te piyasaya çıkan “Yoldaki İşaretler” adlı eseri ve düşünceleri, İslami Cihad ve El Kural şeklinde köktencilik İslamcı gruplara esin kaynağı oldu.

Mısır hükümeti 1965 senesinde da Müslüman Kardeşler’e karşı sıkı önlemler aldı. Seyyid Kutub’un idam edilmesi onu teşkilat üyelerinin ve bölgedeki pek fazlaca kişinin gözünde “şehit” mertebesine yükseltti.

Müslüman Kardeşler, 1980’li yıllarda siyasal bir harekete dönüşebilmek ve politikada etken rol alabilmek için çeşitli denemelerde bulunmuş oldu.

1984 senesinde Wafd Partisi’yle, 1997 senesinde İşçi Partisi ve Liberal Parti’yle ittifak yaparak Mısır’ın en kuvvetli muhalif gücü haline dönüştü.

Müslüman Kardeşler, 2000 yılındaki seçimlerde Mısır Meclisi’nde 17 iskemle kazanmayı başardı.

5 yıl sonrasında ise o güne kadarki en iyi seçim sonucunu elde etti. Yasak sebebiyle seçime bağımsız giren Müslüman Kardeşler adayları, Meclis’teki sandalyelerin yüzde 20’sini kazanmıştır.

Netice devrin Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Kutsal’i sarstı. Hükümet, bir kez daha Müslüman Kardeşler’i çökertmeye yönelik operasyon başlattı, yüzlerce Müslüman Kardeşler üyesi tutuklandı, tekrardan örgütlenmeleri önünde engel oluşturabilecek bir ekip düzenlemeler yaşama geçirildi.

Kutsal’in lideri olduğu Ulusal Demokratik Parti (NDP) bununla beraber 2010 yılındaki seçimlerden de muhalefetin daha da kuvvetli çıkmasını önlemek için çalıştı.

Hareketin yükselişi

Müslüman Kardeşler adaylarının 2010’daki seçimde ilk turda tek bir iskemle bile kazanamamaları, yaygın usulsüzlük iddialarını bununla beraber getirdi.

Teşkilat, öteki karşıcılık partileriyle seçimlerin ikinci turunu boykot sonucu aldı ve NDP, Meclis’teki sandalyelerin yüzde 80’inden fazlasını elde etmek şeklinde bir durumla baş başa kaldı.

Muhalefete yönelik baskılar, Tunus’ta başlamış olan ve “Arap Baharı” diye adlandırılan süreçle birleşince, 2011 yılının Ocak ayında binlerce Mısırlı sokaklara döküldü.

Fazlaca sayıda üyesi eylemlere katılsa da Müslüman Kardeşler başlangıçta Kahire’deki Tahrir Meydanı’nda görünür olmamayı tercih etti.

Sokak gösterileri, devrimle ve Hüsnü Kutsal’in çekilme etmesiyle sonuçlandı.

Kutsal’in istifasından sonrasında, Şubat 2011’de meydana getirilen ilk parlamento seçimlerinde Müslüman Kardeşler’in kurduğu Özgürlük ve Hakkaniyet Partisi, Meclis’teki sandalyelerin neredeyse yarısını kazanmıştır.

Köktencilik İslamcı Nur Partisi de seçimde ikinci olunca, İslamcı güçler parlamentonun yüzde 70’ini eline geçirmiş oldu. Böylece yeni anayasayı hazırlamakla görevlendirilen 100 üyeli kurucu meclisin çocuğunu da İslamcılar oluşturdu.

Liberaller, sekülerler, gençler, bayanlar ve Kıpti Hristiyanlar Meclis’te yeterince temsil edilememekten ve Meclis’in Mısır toplumunun çeşitliliğini yansıtmamasından suç duyurusunda bulundu.

Müslüman Kardeşler, daha ilkin cumhurbaşkanı talibi çıkarmayacağını taahhüt etmesine rağmen, Nisan 2012’de aday göstereceğini deklare etti.

Bu durum liberaller, laikler ve orduda hareketin fazla güçlenebileceği kaygılarını doğurdu.

Hareketin pek fazlaca muhalifi, Müslüman Kardeşler’in 2007’de yayımladığı bir siyasal bildiriye işaret ediyor. Bildiride yasama ve yürütme organlarına İslam hukuku mevzusunda tavsiye verecek bir Din Adamları Konseyi kurulması çağrısı yapılıyordu. Deklarasyonda ek olarak, bazı dini görevler de üstlenecekleri için Müslüman olmayanların ya da bayanların cumhurbaşkanı ya da başbakan olamayacağı vurgulanıyordu.

Aslen Müslüman Kardeşler üyeleri de, bildirideki bu ikinci nokta mevzusunda bölünmüştü ve sonrasında bazıları ikinci maddenin bağlayıcı olmadığını söylemişti. Hareketin mensupları ek olarak anayasada da “Devletin dini İslam ve Şeriat ve başlıca yasa deposudur” ifadesinin bulunduğuna dikkat çekiyordu.

2012 senesinde Özgürlük ve Hakkaniyet Partisi’nin lideri Muhammed Mursi, kutuplaşmanın yoğun olduğu seçimde yüzde 51 oyla Mısır’ın demokratik yollarla seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu.

Devrimden bu yana Müslüman Kardeşler liderleri Şeriat uygulanmasından fazlaca, yasalara “İslami bir çerçeve” kazandırılmasından bahsediyordu.

Muhammed Mursi de cumhurbaşkanlığı döneminde dini özgürlükleri ve barışçıl gosteri hakkını güvence altına alan “demokratik, sivil ve uygar” bir devlet kurulması icap ettiğini söylüyordu.

Mursi ek olarak, Kıpti Hristiyan bir danışman atayacağını ve İslami giyim kurullarının uygulanmayacağını belirtmişti.

Mursi yönetiminden askeri darbeye

Mursi ve İhvan’a karşı Kasım 2012’den itibaren büyük bir karşıcılık oluşmaya başladı.

Kurucu Meclis’in yeni anayasayı hazırlamasının sekteye uğramamasını hedefleyen Mursi, geçici bir anayasal deklarasyon yayımlayarak yetkilerini artırdı.

Protestolar sonucunda deklarasyonun süresini kısıtlamayı kabul etse de aynı ay içinde Kurucu Meclis’in süratli bir halde ve liberal, seküler ve Kıpti Hristiyanların boykotuna karşın anayasayı onaylaması gerilimi artırdı. Bu gruplar anayasanın ifade ve din özgürlüğünü yeterince güvence altına almadığını düşünüyordu.

Kurucu Meclis tarafınca hazırlanan anayasa taslağının Aralık 2012’de referanduma götürülmesi sürecinde Mursi, silahlı güçlere ulusal kurumları ve seçim yerlerini koruma görevi verdi. Bu süreçte yaşananlar, karşıcılık tarafınca bir sıkıyönetim sürecine benzetildi.

Anayasa onaylandıktan sonrasında ordu kışlasına çekildi fakat Ocak 2013’te Mursi’nin muhalifleri ile destekçileri içinde çıkan çatışmalarda fazlaca sayıda şahıs yaşamını yitirdi.

Aynı ayın sonunda ordu, ülkedeki durumun “devletin çöküşüne yol açabileceği” uyarısında bulunmuş oldu.

Nisan sonunda muhalif aktivistler Temerrüt (İsyan) isminde yeni bir taban örgütü kurdu. Temerrüt, Mursi’nin ülke çıkarlarını değil İhvan çıkarlarını düşündüğünü belirten, güvenlik ve iktisat politikalarını eleştiren bir metni imzaya açtı. Metinde Mursi’nin güvenlik ve iktisat politikalarının başarısızlığından da yakınma ediliyordu.

Temerrüt Mursi’nin iktidara gelişinin yıldönümünde de halkı sokaklara çağırdı ve 30 Haziran 2013’te kitlesel bir gosteri düzenledi.

Ülkedeki kargaşanın ve çatışmalarda yaşamını yitiren insanların artmasının arkasından 1 Temmuz’da ordu Mursi’yi uyararak 48 saat içinde halkın taleplerini kabul etmemesi durumunda müdahale ederek “kendi yol haritasını” hazırlayacağını duyurdu.

3 Temmuz günü askeri birlikler sokağa çıktı. Anayasanın askıya alındığı açıklandı ve Mursi ordu tarafınca görevden alındı.

İhvan bunun “seçilmiş cumhurbaşkanına ve halkın iradesine karşı bir askeri darbe” bulunduğunu deklare etti ve darbecilerle pazarlık yapmayacaklarını deklare etti.

Müslüman Kardeşler ve destekçileri Rabia’tül Adeviyye camisi civarlarındaki Nahda Meydanı’nda kamp kurarak darbeyi protesto etti.

Haftalar devam eden protestonun arkasından 14 Ağustos’ta güvenlik güçleri buradaki protestoculara müdahale etti, çatışmalarda fazlaca sayıda şahıs yaşamını yitirdi ve muhteşem hal deklare edildi.

Darbenin arkasından

Katar, Mısır hükümetinin yasakladığı Müslüman Kardeşler’in üyelerine belli bir platform sağlamış oldu.

Müslüman Kardeşler’in faaliyetleri ilk olarak 2003’te Rusya’da yasaklanmıştı.

Suriye ve Mısır 2013’te, 3 Körfez ülkesi Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri de 2014’te İhvan’ı “terör örgütü” duyuru etti.

Örgütün yöneticileri Katar’a yönelirken Haziran 2017’de bu durum Körfez ülkelerinin Katar’la ilişkilerini kesmesinin gerekçelerinin biri olarak yayınlandı.

Suudi Arabistan ve Mısır, Katar’ı “Müslüman Kardeşler’e siyasal ve finansal destek vermekle” suçladı. Türkiye ise bu kriz esnasında Katar’a asker konuşlandırdı.

Katar ve Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi’ndeki öteki ülkeler, Arap Baharı’ndan sonraki siyasal değişimde karşı cephelerde yer aldı.

Türkiye de bu süreçte Katar’la aynı cephedeydi. Mısır’da en başından beri darbeye karşı çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İhvan’ı “terör örgütü” olarak görmediğini söylemiş oldu.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, darbeden bu yana web sitesinde Mısır Ülke Künyesi sayfasında Abdülfettah Sisi’nin adını ‘Devlet Başkanı’ olarak yazmıyor.

Amerikan New York Times gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Sisi ile görüştükten sonrasında İhvan’ı “terör örgütü” listesine eklemeye karar verdiğini yazdı.

Gazete bu adımın “sağlam bir Müslüman Kardeşler destekçisi” olarak tanımladığı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin “daha da gerilmesine” yol açabileceği yorumunda bulunmuş oldu.



Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.