Altın Koza ile yeniden

0


Bu sene yeni yönetim ile yola devam eden 26. Uluslararası Adana Film Festivali, ismine yeniden Altın Koza’yı ekleyerek ulusal yarışmasını önplana çıkardı.

Belediye seçimleri, festivalleri de doğrudan etkiliyor ülkemizde. Hatırlanacağı gibi, yakın dönemde Adana Film Festivali’nin isminden Altın Koza çıkarılmıştı. Nedenin, festivalin uluslararası kimliğini önplana çıkarmak olduğu söylenmişti. CHP adayı Zeydan Karalar’ın Adana Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesinin festivale değişim getireceği tahmin ediliyordu. Öyle de oldu. Kadir Beycioğlu’nun direktörlüğündeki festival için yapılan ilk icraatlardan biri, festivalin resmi ismine Altın Koza’yı geri getirmek oldu. Böylece ulusal bölüm önplana çıkarıldı; uluslararası yarışma ve açılış filmi uygulaması kaldırıldı. 

Ulusal Uzun Metraj Yarışma filmleri

Bu sene 12 film yarıştı ulusal kategoride. “Aden” ve “Görülmüştür”, İstanbul Film Festivali’nde yarışmıştı daha önce. “Şehitler” ise yine İstanbul’da belgesel kategorisinde yarışmıştı. “Kapı” ve “Bağlılık-Aslı”, vizyona girmiş yapımlardı. “Nuh Tepesi”, “Aidiyet”, “Küçük Şeyler”, “Kronoloji”, “Kovan”, “Uzun Zaman Önce” ve “Kraliçe Lear” prömiyerini Adana’da yaptı.

İlk filmini çeken yetenekli genç yönetmenlerin ikinci filmini göremediğimizden şikayet ediyoruz genelde. Bu yıl ulusal yarışmada, geçtiğimiz senelerde başarılı ilk filmlerini izlediğimiz yönetmenlerin ikinci filmlerini görmek, sinemamızın devamlılığı açısından ümit vericiydi. Barış Atay’ın “Aden”i, Burak Çevik’in “Aidiyet”i, Kıvanç Sezer’in “Küçük Şeyler”i, Ali Aydın’ın “Kronoloji”si gibi… Ulusal Yarışma’nın beş yapımı ise ilk filmdi; Cenk Ertürk’ün “Nuh Tepesi”, Serhat Karaaslan’ın “Görülmüştür”ü, Cihan Sağlam’ın “Uzun Zaman Önce”si, Köken Ergun’un “Şehitler”i ve Eylem Kaftan’ın “Kovan”ı. Pelin Esmer (Kraliçe Lear), Semih Kaplanoğlu (Bağlılık-Aslı) ve Nihat Durak (Kapı) kıdemli yönetmenler olarak yarışmada yer aldılar.

Türler ve annelik üzerinden kadın konumlamaları

Sinemamızda kadın hikâyelerinin ve kadın bakışının eksikliğini duymaya devam ediyoruz. Ulusal yarışmada sadece iki kadın yönetmenin filmi yarıştı; “Kraliçe Lear” ve “Kovan”. İki filmde de kadın bakışıyla kadın öyküleri izledik. “Kovan”, doğaya yönelik meselesinin ve kadın karakterinin dönüşümünün altını dolduramazken “Kraliçe Lear” ise öncülü olan “Oyun”un gerisinde kalsa da kadın cesaretini vurgulaması açısından öne çıktı. 

Ulusal Yarışma’daki diğer yapımlara baktığımızda genel olarak neredeyse tüm filmlerde güçlü, dirayetli kadın karakterlerden bahsetmek mümkün ama bunlar çoğunlukla başkahraman olan erkeğin sorunlu hayatının çözümsüzlüğü olarak görünüyor. “Bağlılık-Aslı”, kadının doğum yaptıktan sonra çalışmasını, modernizmin zehri ve fıtratına aykırı bir isyan olarak nitelendirmekte. “Kovan” filminde Meryem Uzerli’nin canlandırdığı karakter, kız kardeşine “ben senin gibi başarılı olmadım hayatta, ne kocam var ne de çocuğum” diyor. Münevver Karabulut cinayetinden yola çıkan “Kronoloji”de ise erkek, karısını kısır olmasından dolayı yargılıyor. Benzer şekilde “Küçük Şeyler”de de işsiz koca, karısını “psikolojik kısırsın” diye aşağılıyor. “Nuh Tepesi”nde ise hamile eş, baba travması yaşayan kocasının istememesine rağmen boşanmaya karar veriyor. 

Birbirinden bağımsız ve alakasız gibi duran bu yapımlarda kadının annelik üzerinden konumlandırılması ve ilişkinin problemli ayağını anneliğin oluşturması, günümüzün politik ikliminden bağımsız düşünülebilir mi? Dolayısıyla perdede hem kadınların asıl mesleğinin annelik olarak görüldüğü baskıcı bakışın tezahürünü hem de buna isyanı izliyoruz.   

Erkek dünyasında

Yarışmadaki filmler içerisinde tür olarak en dikkat çeken yapımlar “Aden” ve “Kronoloji”. “Aden”, sinemamızda görmeye alışık olmadığımız western ve postapokaliptik türde gerilim üretiyor. En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazanan Funda Eryiğit’in erkek dünyasında mücadele eden kadın performansı, günümüz kadınına mesajlarla dolu. “Kronoloji” ise yakın geçmişimizden bir cinayeti çıkış noktası alıp kadına şiddetin eğitim ya da statü tanımadığını göstermesi açısından değerli bir yapım. Kurguda yaptığı tercihler, filmi sağlam bir gerilime dönüştürüyor. “Aidiyet”te de benzer bir durum söz konusu aslında. İki bölüm olarak tasarlanan film, seyircinin sinema algısını değiştirmek gibi iddialı bir görev ediniyor kendine ve yenilik denemesini üstünlük olarak görüyor. Bu da bir yere kadar seyirciyi şaşırtıyor, sonra üst bakış algısına neden oluyor. Alican Yücesoy’a erkek oyuncu ödülü kazandıran “Küçük Şeyler” ise işsizlik travmasını anlatırken boğucu ama absürt bir aile/toplum portresi çiziyor.  

Yarışmada seyirci ödülü kazanan “Kapı” ise teknik açıdan sorunsuz, daha çok televizyon için hazırlanmış izlenimi veren ama konusuna bakınca keşke daha derin bir bakışla ele alınsaydı dedirten bir yapım. Bu haliyle bile Süryanilerin uğradığı trajedileri perdede görmek, yürekleri dağlıyor.  

“Aden” gerilimle birlikte mültecilik, ötekileştirme, iktidar kurma gibi konularda eleştirilerini yaparken “Şehitler” belgeseli de kendi fikrini açık etmeden Çanakkale Savaşı’nın zaman içinde dini tarafa yaslanışını ve şehitlik ticaretine dönüşmesini kameraya alıyor. Hayal dünyası ve sert gerçeklik arasında dolaşan “Görülmüştür” ise politik eleştiri yapmanın kıyısından dönüyor.      

Ödül töreni ve ödüller

Festival ödül törenlerinin en anlamlı yanı, sinemacıların sitemlerini, serzenişlerini, şikayetlerini, uğradıkları haksızlıkları, mağduriyetlerini, taleplerini ve ülke adına yanlış bulduklarını sahneden özgürce söyleyebilmeleri. Bu, sanata siyaset karıştırmak değil; sanatın özgürce yapılması için söz hakkını kullanmak. Bunun cezasız kalmadığını da biliyoruz tabii. Antalya Film Festivali’nin ulusal yarışmalarının kaldırılmasında, ödül alan sinemacıların eleştirel slogan ve konuşmalarının etkisi büyüktü. 26. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali ödül töreninde sisteme yönelik en sağlam eleştiri ise kısa filmcilerden geldi. Barış vurgusu yapıldı ve Kültür Bakanlığı’nın desteğini hakkaniyetli kullanması istendi. Bu çağrının izlerini ulusal yarışmada da bulmak mümkün. Zira yarışmada bakanlıktan 1 milyon 200 bin TL destek almış “Bağlılık-Aslı” da vardı, bakanlık desteği almadığını son jeneriğinde gururla belirten “Aden” de, bakanlıktan destek alamayınca elbirliğiyle çekilen “Küçük Şeyler” de…   

Uzun metrajcılar sıkıntılardan, sorunlardan bahsetmemeyi tercih ettiler. Pelin Esmer’in konuşması ve Füsun Demirel’in Almanya’dan gönderdiği not dışında sadece kısa teşekkürler duyuldu mikrofondan. Hakaret suçlamasıyla ceza alan Zuhal Olcay’ın Yaşam Boyu Onur Ödülü alırken söylediği “Onur insan hayatından uzundur” sözü festivalle anılacak muhtemelen. Muhalefet partisinin kazandığı belediye seçiminden sonra sanata, sanatçıya, ödüllere bakış açısındaki farklılıkları önümüzdeki senelerde daha etkili hissedeceğiz.   

Ödüllerde büyük sürpriz yaşanmadığını söylemek mümkün. İlk film olmasına rağmen karakter yaratımı ve diyalog yazımındaki olgunluğu önplana çıkmıştı “Nuh Tepesi”nin. Dolayısıyla en iyi film ve en iyi yönetmen ödülünü alması sürpriz olmadı. Klasik bir baba-oğul çatışmasından yola çıkarak din adı altındaki hurafelere dair işaret ettikleri cesurcaydı. Oyuncu kategorilerinde de aşağı yukarı tahminler tuttu. Bolca erkek odaklı yapımlar içinde en iyi oyuncuyu seçmek muhtemelen zor olmuştur. Kadın oyuncu ödüllerinin seçiminde ise şöyle bir sıkıntıdan bahsetmek mümkün: Semih Kaplanoğlu’nun “Bağlılık-Aslı” filminde oynayan Kübra Kip ve Ece Yüksel’in performansı, filmi şiddetle eleştirenlerin bile beğenisini kazanmıştı. Filmin sağlıksız zihniyeti, bu oyunculukları heder etti. Kadına yönelik şiddeti konu alan ve başarılı kurgusuyla dikkat çeken “Kronoloji” de daha fazla taltif edilmeyi hak ediyordu.

Festival bu sene, yaşamını yitiren sinema sanatçıları ve emekçileri düşünerek bazı ödüllere kaybettiğimiz değerlerin ismini verdi ve vefalı bir duruş sergiledi. SİYAD ödülünün Cüneyt Cebenoyan, kurgu ödülünün Ayhan Ergürsel, yardımcı kadın oyuncu ödülünün Cengiz Sezici ve erkek oyuncu ödülünün Aytaç Arman adına verilmesi sinemamız adına güzel bir jestti. Özellikle Cüneyt’in kızı Elif, babasının adını taşıyan ödülü verirken insanın arkasında iyi bir isim en değerli varlık sebebi olduğunu derinden hissettirdi.

 

 

 

 

 

  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here