izmir escort
Ana SayfaHaberlerEkonomiDr. Fulya Gürbüz’den ‘Makro-ekonomi’...

Dr. Fulya Gürbüz’den ‘Makro-ekonomi’ gündemi

Google News presshaber.com

[ad_1]

Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici trajikomik bir gazetecilik öyküsünü konu aldı bugün.  “Paraşütçüyü 400 km uçurup Lübnan’a kondurdular. Bu uçuk haberi yayımlarken “Paraşütle bu kadar uçabilir mi?” diye sormadıkları gibi gerçek ortaya çıkınca da haberi düzeltmediler” dedi.

Yazı şöyle:

O sabah “Türk paraşütçü rüzgara kapıldı Libya’ya indi” başlığını görünce çok şaşırmıştım. Paraşütle Türkiye’den Libya’ya uçmak, nasıl mümkün olabilirdi ki?

    Akşam gazetesinin birinci sayfasındaki bu başlığın altını okuyunca anladım ki, Türk paraşütçünün Libya değil, Lübnan’a inmesi söz konusuydu. Haberin başlığında Libya ile Lübnan karışmıştı. Başlıktan farklı olarak haberde paraşüt değil, motorlu paraşütten bahsediliyordu:

    “Lübnan’da sabah saatlerinde Zahrani bölgesindeki sahile planör olarak adlandırılan motorlu bir paraşüt iniş yaptı. Türk olduğu öğrenilen paraşütçünün inişi sahilde toplananlar tarafından ilgiyle izlendi. Lübnan polisi tarafından iniş yapan kişinin kimlik tespiti yapıldı. İngilizce konuşan paraşütçünün Mahmut Ertunç isimli Türk olduğu anlaşıldı.

    Gözaltına alınan paraşütçü, Türkiye’nin güneyinde uçuş yaptığı sırada rüzgara kapıldığını ve rüzgarın sürüklemesi sonucunda Lübnan kıyılarına zorunlu iniş gerçekleştirdiğini söyledi. Akıllara durgunluk veren olayla ilgili Lübnan tarafından soruşturma sürdürülürken Mahmut Ertunç’un durumu ile ilgili diplomatik görüşmelerin başlatıldığı öğrenildi.”

      Bu haberi birkaç kez okumama rağmen inanamadım. Gerçi “motorlu paraşüt” ten söz ediliyordu ama yine de Türkiye’nin güney sahillerinden Lübnan’a kadar uçması mümkün olamazdı!

    Haberde paraşütçünün indiği belirtilen Zahrani bölgesine haritadan baktım, Beyrut’un altındaydı. En iyi ihtimalle Türkiye’nin en uç noktası ile 400 kilometre kadar mesafe vardı arada.

   İnterneti tarayınca şaşkınlığım daha da arttı. Bu haberi Beyrut’taki İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabiri geçmişti. Onun da kaynağı Lübnan basınıydı. İHA’nın servis ettiği haber de hemen hiç değiştirilmeden, yeni bilgi eklenmeden “Türkiye’den uçtu, Lübnan’a düştü”, “Akıllara durgunluk veren olay”, “Türkiye’den Lübnan’a uçtu iddiası”, “Rüzgara kapılan Türk paraşütçü Lübnan sahiline iniş yaptı” gibi başlıklarla NTV, CnnTürk, KRT, Tele 1, A Haber, Sputnik, Haber7, airport haber, Sabah, Hürriyet, Milliyet, Yeni Şafak, Cumhuriyet, Türkiye, Milli Gazete’nin internet sitesinde kullanılmıştı.

    İnternetteki bu haberleri gören Türkiye’nin Beyrut Büyükelçisi Hakan Çakıl, akşam saatlerinde Anadolu Ajansı muhabirine açıklama yapmıştı. Haberlerin doğru olmadığını belirten Çakıl, “Türk vatandaşı Mahmut Ertunç’un birtakım etkinlikler çerçevesinde Lübnan’a geldiğini Büyükelçilik acil hattına ilettiğini” ifade etmişti.

      Büyükelçi Çakıl’ın yalanlamasına rağmen internet siteleri “Türkiye’den uçtu, Lübnan’a düştü” haberlerini düzeltmemişti. Üstelik de 21 Kasım’da Akşam’ın basılı nüshasında beni şaşırtan “Türk paraşütçü rüzgara kapıldı Libya’ya indi” başlıklı haber kullanılmıştı.

       Sosyal medyada “Paraşütçü yanlışlıkla Libya’ya mı inmiş, Lübnan’a mı? Akşam’ın bu haberi bir efsane” diye bir paylaşımda bulundum. Haberin garipliğine dikkat çekmeye çalıştım ama yeni bir bilgi olmayınca bu haberi takibe aldım.

    Paraşütle değil uçakla gitmiş

    Garip haberle ilgili beklediğim bilgi, geçen gün Sabah gazetesinin internet sayfasından geldi. Sabah muhabiri Cevdet Özdemir, Türkiye’den Lübnan’a kadar uçtuğu haberleri yapılan paraşütçü Mahmut Ertunç’u bulup konuşmuştu. “Yaşadıklarını Sabah’a anlattı” başlıklı haberde Mahmut Ertunç, Türkiye’den oraya kadar paraşütle uçtuğu yolundaki haberleri yalanlıyordu:

      “Paramotor kullanan herkes bunun mümkün olmayacağını bilir. Paraşütle değil uçakla gittim. Bu tür haberler uçmak isteyenlere zarar verir. Lübnan’a daha önce kamp yapmaya gitmiş, iki ay kalmıştım. 17 Kasım’da ikinci kez paramotorumla birlikte turistik amaçlı olarak Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan uçakla Beyrut’a gittim.

    Sahilde normal uçuş yaparken sert bir rüzgar vardı. Acil iniş yapmam gerekti. Bir gece gözaltında kaldım. Malzemelerime el koydular. Asker, polis çok iyi davrandı. Orada bir daha izinsiz uçuş yaparsam hapis cezasıyla cezalandırılacağımı bildiren bir taahhüt imzalattılar. Malzemelerimi aldıktan sonra Türkiye’ye döneceğim.”

    Mahmut Ertunç bu söyleşiyle Türkiye’den Beyrut’a kadar paramotorla uçtuğu haberlerini açıklığa kavuşturmuş oldu. Türkiye’den oraya kadar paraşütle uçulamayacağı, haberlerin de gerçek dışı olduğu netleşti!

    Ama neden Türkiye yerine Lübnan’a kadar gidip orada uçtuğu sorusunun yanıtı yine karanlıkta kaldı. Altı ay kadar önce yamaç paraşütü eğitimi aldığını belirten bir kişi, memleketi Gümüşhane’de ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde uçtuktan sonra neden Lübnan’a gider? Bu soruya çok da tatmin edici yanıtlar vermemiş, Büyükelçi Çakıl’ın bahsettiği “etkinlikler”in ne olduğunu da anlatmamış söyleşide.

      Dahası Mahmut Ertunç’un mesleğinin ne olduğunu bile söylememesi de enteresan, askeri bir bölgenin üzerinde uçmuş olması da…

   Gazetecilik hataları

   Bu bilgiler ortaya çıktığına göre, “Türkiye’den uçtu, Lübnan’a düştü” haberlerinin trajikomik bir gazetecilik öyküsü olduğunu söyleyebiliriz. Hadi yazan İHA muhabirini geçtim, İHA Haber Merkezi’nin gerçek olamayacağı bariz olan bir haberi servise koymaması gerekirdi.

    İHA abonelerine geçse bile medya kuruluşlarının haber merkezlerinin en azından şüphelenmesi, soruşturması ve yayımlamaması beklenirdi. Haber merkezleri’nin sadece “Bir paramotor bu kadar uzağa uçabilir mi?” sorusunu sormaları yeterliydi. Sorsalardı, en gelişkin ve yakıt deposu büyük paramotorun bile 100-150 Km uçabildiğini görür; bu haberin gerçeklerle bağdaşmadığını, farklı bir öykünün söz konusu olduğunu anlarlardı.

   Ama böyle uçuk bir haber geldiğinde şüphelenmek ve soru sormak yerine kopyala-yapıştır yöntemiyle aynen yayımlamak gazetecilik açısından büyük hata. “Türkiye’den Lübnan’a uçtu iddiası” ve “Akıllara durgunluk veren olay” başlığıyla haberi kullanan internet siteleri daha vahim. Belli ki, haberden şüphelenmelerine rağmen “iddia”, “akıllara durgunluk veren” gibi ifadelerin durumu kurtaracağını düşünmüşler. Oysa bu ifadelerin kullanılması da gerçek dışı bir öykünün doğruymuş gibi okura aktarıldığı gerçeğini değiştirmiyor.

     Bir de bu uçuk haber yayımlandıktan sonra yapılması gerekenler vardı; haberi takip etmek! Yayımlayanlar, haberin peşine de düşmemiş. Öykünün devamının ne olduğunu öğrenmeye gerek duymamış.

    En basit gazetecilik kuralı olan fikri takibi yapan sadece Sabah’ın internet sitesi, bir de oradan alıntılayan Milliyet’in internet sitesi ile Akşam gazetesi. Başkaca bir yerde göremedim paraşütçü Mahmut Ertunç ile yapılan söyleşiyi. Bu iki internet sitesi doğrusunu yapmışlar fakat eksikleri var; sanki daha önce kendileri de yanlış haberi hiç kullanmamışlar gibi davranmışlar.

  Oysa daha önce yayımladığınız bir haber yanlış çıktıysa bunu izleyen haberinizde belirtmeniz ve okurunuzdan özür dilemeniz gerekir. İlk yanlış haberi de düzeltmeniz ya da en azından düzeltme haberiyle ilintilendirmeniz okurların o yanlış bilgilendirilmeye devam etmesini önler. Milliyet ve Sabah’ın internet sitelerinde yanlış haberler hâlâ olduğu gibi duruyor.

   Aynı şekilde uçuk haberi yayımlayan onlarca haber sitesinin de gerçek ortaya çıktıktan sonra yanlış haberlerini düzeltmeleri gerekirdi. Bakıyorum onlarda da bir hareket yok.

    İnsan inanamıyor, bir paraşütçüyü 400 kilometre uçurup Lübnan’a kadar götüren uçuk kaçık bir haberi hiç sorgulamadan, şüphe duymadan kullanıyor, sonra takip etmiyor, yanlış olduğu ortaya çıkmasına rağmen de düzeltmiyorlar! Vah gazetecilik…



[ad_2]

Listeler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler haberler

İskoçya’da, tampon ve pedler bedava dağıtılacak: Dünyada bir ilk

İskoçya’da, regl dönemi ürünlerinin bedava dağıtılmasını öngören yasa tasarısı onaylandı....

61. Özel Güvenlik Sınavı ne zaman yapılacak?

61. Özel Güvenlik Sınavı ne zaman yapılacak? 61. Özel Güvenlik Sınavı...

Seçim sonuçları gayrimenkul sektörünü nasıl etkiler?

Türkiye bugün itibariyle bir genel seçimi daha geride bıraktı. Bıraktı bırakmasına...

Avusturya’da restoranlar, ibadet yerleri ve okullar 15 Mayıs’ta açılıyor

Avusturya corona virüsü tedbirlerini daha da gevşeterek 15 Mayıs’tan itibaren...

Tartışı-Yorum

Cumartesi Anneleri: Gözaltındaki kayıpların hikayesi

Kadir Gürhan“Kayıplar” ve “yargısız infazlar” denilince akla ilk gelen Latin Amerika ülkeleridir. Bu ülkelerde askeri cunta yönetimleri “gözaltında kayıplar” ve “yargısız infazlarla” kendisine muhalif olan tüm kesimlere karşı bir korku ve sindirme politikası uyguladı. Hayatın bir parçası haline gelen bu uygulamalarda kaybedilenlerin çoğunu; öğrenciler, öğretmenler, sendikacılar (örgütlü...

Ölümü öldürmek, sonsuz bir umudun baharıdır…

“Evîn Biharek e…”* - Arjen Arî Bir acılar sarmalıdır sancı, zamanın derinliklerinde gezinen ve hayatın kıyılarına vurur hafızalarının unutulmayacak sesleri. “Lal bû zimanê xwezayê, Girî herikî, jan bû banî” (“Dilsizdi doğanın dili, gözyaşı aktı, acı köprü oldu…”) dizeleri ile anlatıyor şair Semra Çelebî, ‘Birîn’ adlı şiir kitabında, gerçeğin...

Kalbi atan ölü bedenler

Bazı anlar vardır zihinlerimizde çocukluğumuza dair. Hayal mi gerçek mi olduklarını ömrü billah çözemeyiz. Bize anlatılanları, oradan buradan duyduklarımızı kurgulayarak bir görüntü yaratmış da olabiliriz, bizzat gözlerimizle tanık olduğumuz bu anlar zihnimizde mıh gibi tüm gerçekliğiyle çakılı da olabilir. Dediğim gibi hangisinin doğru olduğunu sınamak mümkün değil.Zihnimde...

Kuzguni Gömüt

Siyah kuzguni elbisesi içinde dilinde tek bir Arapça cümle ile Aisha Faris, sadece ağlıyordu. Bizim bilmediğimiz bir dilde, İç’inde kopan çığlıkların gümbürtüsü, siyah elbisesinde kara kara dalgalanıyordu. Aynı Arapça cümleyi tekrarlayarak Engin dertlerine bir de çağlayanlar ekliyordu. Gözyaşları bakışımızın değdiği her yerdeydi. Kara elbisesi; pul parlaklığını, onun...

Direniş Suflesi: Hayır

‘Oku’ diye başlıyor olmasına rağmen kutsal sayılan kelam; ilk maraza mevzunun başında ortaya çıkıyor.Taraflaşmanın daha kolay belirlendiği, hudutların keskin olduğu süreçler elbette yaşandı. Her konuya dair yaklaşımlar farklı idi ve tariflenen alandan hangi konuya nasıl yaklaşılması gerektiği de kendiliğinden açığa çıkıyordu. Karışık ama bence kesinlikle böyleydi.İnsanın yaşadığı...

Üşüyor bir coğrafyanın yüreği

'Eylül Mayıs'a dönüşecek...'Geo Milev Üşüyor bir şehrin yüreği,  geceler buzdan karanlık. Yan yana dizilmiş çadırlar kanıyor. Üşüyor yeryüzü ve şehrin sokaklarında geziyor soğuk. Bir çocuk gözlerinde acının izlerini taşıyor. Bir bahar var ve gelecek mutlaka çocuk. Umudun ışığını taşıyor, geleceğimiz umudumuz çocuk. En amansız fırtınalar diner çocuk, savrulur...

En çok mor

Sıcak beterdi. Bıyıkları terlememiş bir delikanlılık çağında boncuk boncuk ter atıyordu. Çimento torbaları eşek ölüleri kadar ağırdı. Tuğlalar, yamalı şalvarında kahverengi tozlar bırakıyordu. Yamasını çepeçevre saran alelacele dikişleri hep terden söküktü.Daha O Boy’uyla karar vermişti ev yapmaya. Bir evin temelini attı. Atış o atış..Seni inşaat işçisi; fayans...

Sınırlar ve rahatça uyunamayan ülkeye dair: Ordu, yeniden…

Levent Ünsaldı Devlet ve milletin yüksek çıkarlarını ait olduğu kurumun çıkarlarıyla eş gören, dolayısıyla bunları yorumlama tekelini de kendisine veren Türk subayı, kışladaki eriyle kurduğu paternalist ilişkisini (“oğlum” ifadesiyle çağrılan er) milletin geneliyle olan ilişkisine de kolayca yansıtabilmiştir. Aktarılan bu hususi ethos (değerler sistemi), subayın tüm yaşamını geçirdiği...

Rıza Yalçın Koçak yazdı: Olağanüstü zulüm

Rıza Yalçın Koçak Etrafımızdaki insanlar büyük bir şaşkınlıkla cevabı bir yanı ile çok basit bir yanıyla ise iler tutar yanı olmayan sorular soruyorlar. İşyerlerinden atılan arkadaşlarının masumiyetlerine iliklerine kadar inanıp ve ama ‘devletin de bir bildiği vardır’ fikriyatının serin sularında kol gezmeye devam ediyorlar. Hükümet ile ‘paralel’ devlet...

Halkın vicdanı; “Gelemem” diyorsun, peki sen bizdeki “öf öf” ü duyuyor musun?

Ne desek, ne etsek, nasıl yapsak bilemiyoruz… Az şey mi yaşadık? Yok, bir şeyler anlatabilmek için yeterli yaşadıklarımız. Çok şey mi yaşadık? Yok, bir şeyler yapabilmek için çok şey görmedik henüz… “Derin bir ah” çekiyoruz, çünkü şu kelimeler sayfaya değerken Hurşit Külter hala kayıp. Ve “ah vicdan”...

Rütbelerin Er’leri

Rıza Yalçın Koçak ‘Türk halkı sessiz kalarak onayladığı bu savaşın mağduru olmaya mahkumdur.’ (TAK-Haziran 2016)Erleri çekin rütbeliler gelsin! Erleri çekmeyecek rütbeliler ordusu. Ere göre tanımlı omuzlardaki apoletler. Kaç erin başı olduğunu bildiriyor unvanlar. Erlerle tanımlayıp erlerle var ediyorlar kendilerini. Erleri çekin rütbeliler gelsin çığlığını bir iyi niyet olarak okumak gerekiyor en başta....

Kadim Süryanilerin Akitu Bayramı

Yerinden yurdundan edilen, sürgün halkların derdini en içten şairler dillendirir. Bu sebeple Yuhanna Bar Madeni der ki:“Ey sağduyulu!Ana vatanında kalman,Saygınlığını korur.Hakareti ve acı dolu gurbeti hor gör.Saç, başta oldukça değerlidir.Olmadığında, küçümsenir ve ayaklar altına alınır”Bundan tam 6766 yıl önce (MÖ 4750) Asur ve Babil kaynaklarına göre, tarihte...