izmir escort

En çok mor

Google News presshaber.com

Sıcak beterdi. Bıyıkları terlememiş bir delikanlılık çağında boncuk boncuk ter atıyordu. Çimento torbaları eşek ölüleri kadar ağırdı. Tuğlalar, yamalı şalvarında kahverengi tozlar bırakıyordu. Yamasını çepeçevre saran alelacele dikişleri hep terden söküktü.

Daha O Boy’uyla karar vermişti ev yapmaya. Bir evin temelini attı. Atış o atış..

Seni inşaat işçisi; fayans ustası, duvar ustası..

Çimento torbasını boşaltırken gözüne kaçan tozun haddi hesabı yoktu. Hala kan kırmızı gözleri! Küreğiyle daire haline getirdiği çimentonun içine doldurduğu suda dalgalanan kafasında, terini parlarken görüyordu. Gözlerini ise kara. Ayaklarından tavana asılıp günlerce öyle bekletildiği işkencelerde, akan kanında da gözlerini kızıl görmüştü. Esmer Ten’in mordan ayrı kaldığı ne duyulmuş ne de görülmüş şeydi.  Vücudu mosmordu sallandığı tavanda!

Bin dokuz yüz doksan Şırnak yıllarında bir evin temeli atıldı, ben diyeyim iki siz deyin üç tuğla üst üste konuldu. Hepsi bu! O zamanda o kadardı! Şimdi de o kadar!

Kırıcının operatörü geçti kırıcı makinesinin başına yıktı o tuğlaları başımıza.

tak, tak, tak.. tuk, tuk, tuk.. çık, çık, çık.. terk, terk, terk..

Her günü ablukalı, katırları üstünde ölüleri, yanık ağıtları, inatçı değil ürkek keçileri, etli etli dutları, ceviz ağaçlarının gölgesinde çekilen kaçak uykularıyla, Uludere de alışılmadık biçimde bulutsuz bir gündü. O günün gecesi, işçinin derme çatma evi basıldı. Atlara nal çakma işini de yapardı. Nallar bir bir yerde. Ceviz ağacı heybetle az ötede. Kırıcı makinesinin operatörleri, işçiyi aldılar götürdüler, atlet don..

Tuğla mı lazım? O kolay.

Hımm demek çimento o bizde gani gani.

Kırıcı makinesi mi lazım? ooohh gırla.!

Evi işi, bebek işi.. Sen, Korucu ol hele!

Olmam, dedi! Yapmam dedi!!.

Sallandırın tavanda!

Gün içerisinde tuğladan dökülen kahverengi tozlar, gece yarısı işkence vakitlerinde yerini lop lop akan kanların kızıllığına bıraktı. Mor hoş gele.. Bir süre kahverengi, kırmızı ve mor ile geçimini sürdürdü. En çok mor yedi!

Bir işçinin ‘rengârenk’ yaşamına sonradan yolların, göçebeliğin rengi de eklendi. Yamalı şalvarına az toprak ekledi. Göç bu! Gidişlerin en zoru. Göç yollarında terine ter ekledi, sarp kayalık yolların taş yaralarını ekledi her adımında, tütününe sarılık ekledi, nasır sarısı ellerinden, gözyaşlarına bu sefer o eklendi! Eklemelerin maşallahı vardı ekledi de ekledi. Kalmayı asla kendisinin istemediği yeni bir şehirde, etrafta bir ceset gibiydi. Fayans bilir, duvar bilir elinden her iş gelirdi de dil bilmezdi. Hala da bilir sayılmaz! Köyden aldığı haberler hep köz gibi cayır cayır yakardı ciğerini. Bazen ihanet duyardı bazen dürüstlük. Hepsinde her defasında efkârlanır, cebinden cep tarağını çıkartır kızının altın sarısı saçlarını tarardı. O da öyle bir meşgalesiydi! Kışları sobaya attığı her odunda köyde, eşeğiyle gittiği oduncu günlerini anımsardı. Yıllar geçtikçe küçülen gözleri nemlenir, göz kafesi içindeki akışkan gözbebekleri tütün kesesine kayardı. Göğüs kafesindeki aynı daraltıcı sıkışma ile hararetle gümleyen sobanın vuruşları arasında bir fark yoktu. Bir ihtiyar ağız ‘’Daran bikin şeş agir bibe xweş’’ sözü ağzından düşmezdi. Özlem, soğuk, acı ve sürgün kış günlerinde ki tek güzel kelime o Kürtçe deyimin içinde geçen ‘’xweş’’ sözcüğüydü. Bir süre geçimini bedeninin kafeslerinden yayılan acılar ve sancılarla geçirdi. Bildiği dilin xweş ile başlayan cümleleri en güzel demleriydi. Sürgün şehirlerin kar’ı da adam gibi yağmazdı ki! O, köyde yaptığı kar üstü pekmezlerle tatlandırırdı hayallerini.. Tütünden sararan el ne bilir yaş cevizden kararan elin güzelliğini. Ellerini güzel hayal ederdi!

Yeniden sefer vakti, sürgün yollarının köye gidişlerine bu sefer hayallerini ekledi. Valla utanmasa, ceylan gibi sekerek gidecekti! Çocukluğun bilyeleri yaşlanmaz. Hep şeffaf, onları da ekledi. Ceviz reçeline bandırıp durduğu tandır ekmeğinin kokusunu hissetti bedeninin kafesinde. Madene indiği zamanlardan, yollardan geçecekti. Nal çakma vakitleri atlara duyduğu hasreti giderecekti. Dutları gözünden öpecekti. Dağlardan köye inen patika yollardan geçmez olur mu? Ne bulduysa ekledi yamalı şalvarına. Şalvarda şalvarmış haa!  Az gram mutluluk ekledi. Gramı şehirde öğrenmişti. Yoksulluğun ekmek arası, soluk ve utanmaz rengi. Gram! Dutları gözünden öpecekti.. Xweş Xweş köye yeniden gitti.

Yıkık tuğla parçaları doğadan, belki de her türlü rengi almıştı. Önce bi süpürdü, parçalananları, basılanları.. Yine çimento harcını yaptı, bir iki tuğla üst üste koydu, yok yok koyacak gibi oldu daha doğrusu koy-ma-ya ya-kınnn kırıcı operatörlerinin eli ensesinde! İşkence vakti gelmişti. Tuğla kahverengisi, kırmızı ve en çok mor’lu bir gecede bir kez daha ‘‘Korucu olacaksın’’ küfürlerini duydu.

Olmam, dedi!

Yara eklemeleriyle sürgün yollarının o büyükşehre gidişlerini yeniden kat etti.

Doksanlı yıllardan bu yana hayatı hep bu renk dönüşümleriyle geçti. Renklerin vardiyasında en çok mor’un tadına baktırıldı! Savaşın, sürgünlüğün, yoksulluğun izleri hep daha baskın. Baskınlar, baskılar yetmiyormuş gibi baskın! Kaçakçı dilbilimcilerin söylemleri az mı derin yaralar bıraktı? Ablukalı günlerde vazgeçildi mi ki tandır ekmeği yemekten, ambargolu kıt günlerde asla vazgeçilmedi umutlardan..

Ama;

Adı gibi biliyor ki o evin teslim tarihi, Barış’ın gelişi..

Listeler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler haberler

Atatürk’ü Kaybetmenin Derin Üzüntüsünü Yansıtan 10 Kasım Sözleri ve Mesajları

10 Kasım 2020… Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, askeri ve siyasi bir...

Dolunay Koç burcunda: Sabrın sonu selamet!

Merhaba Arkadaşlar; 13 Ekim Pazar günü, gece yarısına doğru 20....

FED Başkanı: “Ekonomik Görünüm Pandemiye Bağlı”

ABD Merkez Bankası (FED) faiz oranlarının 2023 yılına kadar yüzde...

4. çeyrekte İhracat Beklenti Endeksi 108,9 olarak gerçekleşti

2019 yılı 4. çeyrekte İhracat Beklenti Endeksi 108,9 olarak gerçekleşti. İhracat...

Tartışı-Yorum

Cumartesi Anneleri: Gözaltındaki kayıpların hikayesi

Kadir Gürhan“Kayıplar” ve “yargısız infazlar” denilince akla ilk gelen Latin Amerika ülkeleridir. Bu ülkelerde askeri cunta yönetimleri “gözaltında kayıplar” ve “yargısız infazlarla” kendisine muhalif olan tüm kesimlere karşı bir korku ve sindirme politikası uyguladı. Hayatın bir parçası haline gelen bu uygulamalarda kaybedilenlerin çoğunu; öğrenciler, öğretmenler, sendikacılar (örgütlü...

Ölümü öldürmek, sonsuz bir umudun baharıdır…

“Evîn Biharek e…”* - Arjen Arî Bir acılar sarmalıdır sancı, zamanın derinliklerinde gezinen ve hayatın kıyılarına vurur hafızalarının unutulmayacak sesleri. “Lal bû zimanê xwezayê, Girî herikî, jan bû banî” (“Dilsizdi doğanın dili, gözyaşı aktı, acı köprü oldu…”) dizeleri ile anlatıyor şair Semra Çelebî, ‘Birîn’ adlı şiir kitabında, gerçeğin...

Kalbi atan ölü bedenler

Bazı anlar vardır zihinlerimizde çocukluğumuza dair. Hayal mi gerçek mi olduklarını ömrü billah çözemeyiz. Bize anlatılanları, oradan buradan duyduklarımızı kurgulayarak bir görüntü yaratmış da olabiliriz, bizzat gözlerimizle tanık olduğumuz bu anlar zihnimizde mıh gibi tüm gerçekliğiyle çakılı da olabilir. Dediğim gibi hangisinin doğru olduğunu sınamak mümkün değil.Zihnimde...

Kuzguni Gömüt

Siyah kuzguni elbisesi içinde dilinde tek bir Arapça cümle ile Aisha Faris, sadece ağlıyordu. Bizim bilmediğimiz bir dilde, İç’inde kopan çığlıkların gümbürtüsü, siyah elbisesinde kara kara dalgalanıyordu. Aynı Arapça cümleyi tekrarlayarak Engin dertlerine bir de çağlayanlar ekliyordu. Gözyaşları bakışımızın değdiği her yerdeydi. Kara elbisesi; pul parlaklığını, onun...

Direniş Suflesi: Hayır

‘Oku’ diye başlıyor olmasına rağmen kutsal sayılan kelam; ilk maraza mevzunun başında ortaya çıkıyor.Taraflaşmanın daha kolay belirlendiği, hudutların keskin olduğu süreçler elbette yaşandı. Her konuya dair yaklaşımlar farklı idi ve tariflenen alandan hangi konuya nasıl yaklaşılması gerektiği de kendiliğinden açığa çıkıyordu. Karışık ama bence kesinlikle böyleydi.İnsanın yaşadığı...

Üşüyor bir coğrafyanın yüreği

'Eylül Mayıs'a dönüşecek...'Geo Milev Üşüyor bir şehrin yüreği,  geceler buzdan karanlık. Yan yana dizilmiş çadırlar kanıyor. Üşüyor yeryüzü ve şehrin sokaklarında geziyor soğuk. Bir çocuk gözlerinde acının izlerini taşıyor. Bir bahar var ve gelecek mutlaka çocuk. Umudun ışığını taşıyor, geleceğimiz umudumuz çocuk. En amansız fırtınalar diner çocuk, savrulur...

Sınırlar ve rahatça uyunamayan ülkeye dair: Ordu, yeniden…

Levent Ünsaldı Devlet ve milletin yüksek çıkarlarını ait olduğu kurumun çıkarlarıyla eş gören, dolayısıyla bunları yorumlama tekelini de kendisine veren Türk subayı, kışladaki eriyle kurduğu paternalist ilişkisini (“oğlum” ifadesiyle çağrılan er) milletin geneliyle olan ilişkisine de kolayca yansıtabilmiştir. Aktarılan bu hususi ethos (değerler sistemi), subayın tüm yaşamını geçirdiği...

Rıza Yalçın Koçak yazdı: Olağanüstü zulüm

Rıza Yalçın Koçak Etrafımızdaki insanlar büyük bir şaşkınlıkla cevabı bir yanı ile çok basit bir yanıyla ise iler tutar yanı olmayan sorular soruyorlar. İşyerlerinden atılan arkadaşlarının masumiyetlerine iliklerine kadar inanıp ve ama ‘devletin de bir bildiği vardır’ fikriyatının serin sularında kol gezmeye devam ediyorlar. Hükümet ile ‘paralel’ devlet...

Halkın vicdanı; “Gelemem” diyorsun, peki sen bizdeki “öf öf” ü duyuyor musun?

Ne desek, ne etsek, nasıl yapsak bilemiyoruz… Az şey mi yaşadık? Yok, bir şeyler anlatabilmek için yeterli yaşadıklarımız. Çok şey mi yaşadık? Yok, bir şeyler yapabilmek için çok şey görmedik henüz… “Derin bir ah” çekiyoruz, çünkü şu kelimeler sayfaya değerken Hurşit Külter hala kayıp. Ve “ah vicdan”...

Rütbelerin Er’leri

Rıza Yalçın Koçak ‘Türk halkı sessiz kalarak onayladığı bu savaşın mağduru olmaya mahkumdur.’ (TAK-Haziran 2016)Erleri çekin rütbeliler gelsin! Erleri çekmeyecek rütbeliler ordusu. Ere göre tanımlı omuzlardaki apoletler. Kaç erin başı olduğunu bildiriyor unvanlar. Erlerle tanımlayıp erlerle var ediyorlar kendilerini. Erleri çekin rütbeliler gelsin çığlığını bir iyi niyet olarak okumak gerekiyor en başta....

Kadim Süryanilerin Akitu Bayramı

Yerinden yurdundan edilen, sürgün halkların derdini en içten şairler dillendirir. Bu sebeple Yuhanna Bar Madeni der ki:“Ey sağduyulu!Ana vatanında kalman,Saygınlığını korur.Hakareti ve acı dolu gurbeti hor gör.Saç, başta oldukça değerlidir.Olmadığında, küçümsenir ve ayaklar altına alınır”Bundan tam 6766 yıl önce (MÖ 4750) Asur ve Babil kaynaklarına göre, tarihte...

Şiddete Davet

Rıza Yalçın Koçak Tamam, ölümün dondurucu ayazını buz kesme tehlikesine rağmen düşürmeyelim dilimizden. Kan kokusunun karşısına dikiverelim baharın buğusunu. Envai çeşit çiçekten, yağmuru çekiverince içine buram buram eden topraktan ilham aldığımız hikâyelerle çevreleyelim etrafı. Göz bebeklerimize gelip konan yaşları hesapsızca salıverelim yaşamın göbeğine, çağlayan misali. Tamam, yaşamdan yana...