19 C
İstanbul
Salı, Mayıs 11, 2021
spot_img

Fatih Özatay TCMB Rezervi Gizemi Üzerine Yazdı: Sorun Rezervden Çok Şeffaflık!




[ad_1]

Financial Times’ın fazlaca konuşulan 18 Nisan 2019 tarihindeki yazısı şöyleki başlıyor: “Türkiye’nin Merkez Bankası döviz rezervlerini milyarlarca dolarlık kısa vadeli borçlanma ile güçlendirdi. Bu, analistler ve yatırımcılar içinde yeni bir lira krizi olması halinde, Merkez Bankası’nın lirayı müdafa kabiliyetinin olduğundan daha çok görünmesi sonucunu doğurduğu algısını güçlendirdi.”

Yazının kapanışı da benzer: “Piyasadaki hepimiz Türkiye’nin, lirayı inandırıcı, güvenilir ve uzun soluklu bir şekilde savunabilecek düzeyde döviz rezervinin olmadığını biliyor.”

Financial Times’daki yazıyı şimdilik bir kenara bırakıp geçmişe gezi yapalım ve İngiltere’nin Avrupa Para Sistemi (ERM) macerasına bakalım. 1999 başlangıcında yürürlükten kalkan bu sistemde iki üye ülkenin para birimlerinin birbirlerine karşı olan değerinin belli bir aralıkta dalgalanmasına izin veriliyordu. Bu aralığın dışına çıkma eğilimi belirdiğinde ise merkez bankaları müdahale ederek döviz kurunu bu aralığa çekmeye çalışıyorlardı. Bu aralığın genişliği, orta noktadan yukarıya ve aşağıya yüzde 2,25’er olmak suretiyle toplam yüzde 4,5 kadardı. İngiltere 1990’da ERM’e üye oldu. Oldukça geçmeden, 1992 Ağustosunda sterline karşı spekülatif bir atakla karşılaştı.

Birkaç hafta içinde ERM’nin izin verdiği aralık içinde tutabilmek için parasının kıymetini 50 milyar dolara yakın döviz sattı piyasaya İngiltere Merkez Bankası. Fakat yetmedi. Eylül ortasında faizleri yükseltti. Gene yetmedi. Hükümet faizlerin daha çok yükselmesini istemedi. Sonuçta, İngiltere ERM’den çıkmak mecburiyetinde bırakıldı ve sterlin yüzde 15 oranında kıymet yitirerek ‘atlattı’ bu hücumu.

Bu örnekten alınacak ders şu: İngiltere benzer biçimde büyük ve gelişmiş bir ülkenin Merkez Bankası bile parasını savunamayabiliyor. 50 milyar dolar satıyor; olmuyor. Dikkat 50 milyar dolar 27 yıl öncenin 50 milyar doları. O zamandan bu yana doların anavatanında tüketici fiyatlarının 1,8 kat arttığı dikkate alındığında bugünün 90 milyar dolarına denk geliyor.

Bir mühim nokta da şu: İngiltere’de o dönemde ne finans siteminde ne kamu maliyesinde ne de gerçek sektörde mühim problemler var. Enflasyon fazlaca düşük. Aslolan problemi yüksek işsizlik oranı (%10). Aslına bakarsanız kriz emek harcamaları ile tanınmış iktisatçılara gore, sterline karşı spekülatif atak olmasının temel sebebi de bu: Yüksek işsizlik oranının, İngiltere’nin parasını korumak için faizleri yeterince yükseltmesini engelleyeceğini düşünerek spekülatörlerin spekülatif hücumu başlatmış olduğu görüşü var.

Sual şu: Financial Times’tan yaptığım alıntılarda öne sürülen görüşlerin ciddiye alınabilecek bir yanı var mı? Yanıt: Yok.

Birkaç nedenle yok. Birincisi, Türkiye’de dalgalı kur sistemi var. Parasını dolar karşısında belli bir düzeyde ya da aralıkta tutmak zorunda değil.

İkincisi, ortada inandırıcı, güvenilir ve Türkiye’nin sorunlarını çözmeyi hedefleyen bir ekonomik program yoksa lirayı korumak için çaba sarfetmek mümkün mü?

Velev ki lirayı döviz satarak korumak için çaba sarfetmek istedik, o zamanki İngiltere’ye kıyasla fazlaca daha çok ekonomik problemi olan Türkiye’ye parasını korumak için çaba sarfetmek için “kafi gelecek” döviz rezervi düzeyi nedir? İngiltere’ye yetmeyen (bugünkü fiyatlarla) 90 milyar dolarlık döviz müdahalesi Türkiye’ye yeter mi? Üçüncüsü, illa döviz satarak mı bir para birimi savunulur? Faiz artırımı ne güne duruyor?

Dördüncüsü, ortada inandırıcı, güvenilir ve Türkiye’nin sorunlarını çözmeyi hedefleyen bir ekonomik program olsa, niçin Türkiye’nin spekülatif bir atakla karşılaşması söz mevzusu olsun ki?

Beşincisi, diyelim ki inandırıcı, güvenilir ve Türkiye’nin sorunlarını çözmeyi hedefleyen bir ekonomik program mevcut. Spekülatif atak olsa ve lira mühim seviyede kıymet yitirse bile, bir süre sonrasında esasen döviz kuru hak etmiş olduğu düzeye geri dönmeyecek mi? Niçin döviz rezervi harcayayım ki? Bir ihtimal koşullara bağlı olarak birazcık döviz satarım birazcık faiz artırım, kim bilir hiçbirini yapmam.

Peki, Türkiye açısından döviz rezervinin ne düzeyde bulunduğunun asla mi önemi yok? Var elbet.

Sonuçta kredi derecelendirme kurumları bir ülkeye not verirken o ülkenin resmi döviz rezervi düzeyini, kısa vadeli borcuyla ya da örneğin kaç aylık ithalatı ile karşılayabileceği ile değerlendiriyorlar.

Fakat dikkat: Baktıkları fazlaca sayıda göstergeden bir tek birkaçı bunlar. Kaldı ki, ortada inandırıcı, güvenilir ve Türkiye’nin sorunlarını çözmeyi hedefleyen bir ekonomik program var ise bu tür karşılaştırmaların yapılmasına neden olan şok ihtimalleri gerçekleşmeyecektir esasen.

Dolayısıyla, aslolan problem Merkez Bankası’nın döviz rezervinin net şu kadar ya da brüt bu kadar olması değil. Aslolan problem, Türkiye’nin içinde bulunmuş olduğu fazlaca mühim ekonomik problem yumağını çözecek bir ekonomik programın hemen hemen ortaya konulmamış olmasında.

Evet, bir izahat var. Niyet beyanı var. Fakat beyan edilen niyet ile uyumlu kararlar, kararnameler, kanunlar hemen hemen yok ortada.

Financial Times’ın yazısının geriye kalanına, şu demek oluyor ki döviz swapları ile ilgili kısmına ulaşınca. İşin bir apaçık boyutu var. Şu: Bu tür işlemler, herhangi bir merkez bankasının bankalara likidite sağlamak suretiyle yapacağı bir işlem. Gürültüye, patırtıya gerek yok. Fakat bir de işin gizemli boyutu var. Yazıda yer edinen iddiaları çözümlemek suretiyle Jo Nesbo’nun romanlarından çıkıp gelecek bir dedektif Harry Hole’a ya da Michael Connely’nin romanlarındaki maceralarından fırsat bulursa gelecek dedektif Harry Bosch’a ihtiyacımız var. Muhtemelen ikisine birden. Fakat esasen problem da burada. Saydam olsak, dolayısıyla çözümleyecek bir gizem olmasa da bu dedektiflerle okuyucuları arasına girmesek…

 

 

 

FATİH ÖZATAY KİMDİR?

Fatih Özatay, ODTÜ Makine Mühendisliği Kısmı’nden 1978 senesinde mezun oldu. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları’nda 1978-1979 yılları aralığında mühendis, Devlet Planlama Teşkilatı’nda 1979-1985 yılları aralığında uzman yardımcısı ve uzman olarak çalıştı. 1986 senesinde Ankara Üniversitesi’nde ekonomi doktorasını aldı.

Hususi sektördeki iki senelik deneyiminden sonrasında, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Araştırma Genel Müdürlüğü’ne geçti. Uzman, ekonomist ve genel müdür yardımcısı olarak çalıştı. Şubat 1995’te Ankara Üniversitesi İktisat Kısmı’nde destek doçent olarak vazife almak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’ndan ayrıldı. Aynı yıl Kasım ayında doçent unvanını aldı. Ankara Üniversitesi haricinde ODTÜ ve Bilkent Üniversitesi’nde de ders verdi. 1995-1999 yılları aralığında Gömü Müsteşarlığı’nda Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nde danışman olarak vazife aldı. 2001 senesinde profesör olduktan derhal sonrasında, beş yıllığına Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi. Başkan Yardımcısı ve Para Politikası Kurulu’nun bir üyesi olarak para politikasının oluşturulması ile ilgili sorumluluğu paylaştı. Nisan 2006’dan 2008 başına kadar TOBB Iktisat ve Teknoloji Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanlığı görevini yürüttü. Halen aynı üniversitenin öğretim üyesi olan Fatih Özatay, bununla birlikte TEPAV Finans Enstitüsü Direktörü’dür.



[ad_2]






Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bağlantıda Kal

10,188BeğenenlerBeğen
1,091TakipçilerTakip Et
276AboneAbone Ol
- Advertisement -spot_img

Popüler Listeler