20.2 C
İstanbul
Cuma, Haziran 18, 2021
spot_img

Godard’tan Haneke’ye Avrupa sinemasından en iyi 10 sanat filmi




Press Haber | Avrupa sinemasının kuşkusuz Hollywood ile ayrılan en büyük noktası, sanat filmlerinin varoluşunu sağlayan bir alana sahip olmasıdır. Avrupa sinemasında bir çok büyük yönetmen sinemaya yeni bir soluk getirecek filmlere imza atmış, bu filmler ise bir çok sinema akımının öncüsü olmuştur. Sanat filmleri ‘topluma hitap etmiyor’ görüşüne, aslında bu filmlerin topluma tanıtılmadığından kaynaklandığını düşündüğümüz için bu listeyi yapma gereksinimi hissettik. Umarız bu listeyle unutulmaya yüz tutan filmleri ve yönetmenleri keşfedersiniz.

Bir diğer listemizde sizin için Türkiye sinemasından en iyi 10 sanat filmini listelemiştik.

Şimdi ise Avrupa sinemasından en iyi 10 sanat filmi ile karşınızdayız:

 

1.

Wild Strawberries (Ingmar Bergman,1957)

Muhteşem görüntüleri, tüyleri diken diken eden rüya sahneleriyle, kendini anlatma kaygısı gütmeden, bir insanın içsel yolculuğunu, kendisiyle yüzleşmesini, en derin korkularını, hassasiyetlerini anlatan İngmar Bergman filmi. Bergman sineması izlerken dünya klasiklerinden güzel bir kitap okuyor hissine kapılacaksınız. Kendinizi onun kolları arasına bırakın.

smultronstället

 

2.

L’Avventura (Michelangelo Antonioni,1960)

Sinemasında insanların birbirine ve kendisine yabancılaşmasını konu alan büyük yönetmen Antonioni, bu filmiyle sinema tarihinde bir devrim yaratmıştır. Duyguların ve isteklerin çabuk bir şekilde değişimini anlatmaya dayalı, insanın iç karmaşasını irdeleyen naif bir filmdir.

Le Avventura

 

3.

Vivre Sa Vie (Jean-Luc Godard,1962)

Godard‘in Fransız yeni dalga akımının siyah-beyaz estetiğini, Anna Karina‘nın hüzünlü yüzüyle ve Michel Legrand’ın müziğiyle birleştirmesinin filmidir. Kısıtlı imkanlarla, yaratıcı ancak basit çekimlerle sinemada devrim yaratan dev bir sanatçı Godard bu filmini ‘kadın özgürlüğü’ne adamıştır.

vivre-sa-vie

 

4.

8½  (Federico Fellini,1963)

Bir doktor kendi otopsisine girebilir mi? Giremez. Ama söz konusu bir yönetmense dengeler biraz değişebilir. Dünyanın en büyük yönetmenlerinden biri olarak görülen Federico Fellini’nin sineması sizi büyülemekle kalmayacak, illüzyona uğramış bir şekilde filmin nasıl bittiğini bile anlayamayacaksınız.

otto meza

 

5.

Andrei Rublev (Andrei Tarkovsky,1966)

Her ne kadar Tarkovsky denilince akla diğer ünlü filmleri (Stalker, Solaris, Nostalghia vs.) gelse de, aslında bu filmi ile büyük bir yönetmeninin doğuşunu müjdelenmiş ve sinema tarihini derinden etkilenmiştir. Mest edecek sahneleri ve tarihin en ünlü ikonograflarından Andrei Rublev’in büyüleyici hikayesi sizi ekrana kilitleyecek bir başyapıttır.

andrei rublev 2

 

6.

Mouchette (Robert Bresson,1967)

Sinemanın Dostoyevskisi, en sıkı hayranları dünyaca ünlü yönetmenler olan Robert Bresson’un bu filmi kaybetmeye mahkum hayatlar üzerinedir. Mouchette, toplumun sancılı çocuğu, vicdanlara seslenen, savaşın artıklarından kalan bir kız çocuğunu anlatmaktadır.

Mouchette

 

7.

The Discreet Charm of Bourgeoisie (Luis Bunuel)

Dünyaca ünlü İspanyol yönetmen Luis Bunuel‘in Oscar kazanan başyapıtıdır. Film, burjuvazi sınıfını merkezine alarak devletin yapısı içerisinde bulunan mekanizmalara ağır eleştirilerde bulunmakta ve sembolik  anlatımıyla seyirciyi bir rüyanın içine katmaktadır. Bu rüyadan uyandığınızda ise gerçeklerin yüzünüze tokat gibi çarptığını hissedeceksiniz.

The Discreet Charm of Bourgeoisie

 

8.

Ulysses Gaze (Theodoros Angelopoulos,1995)

Arnavutluk, Romanya, Bosna-Hersek, ve Yunanistan’da geçen yolculuk temalı bir filmdir. Balkanların ilk filmi olduğu söylenen Manakis Kardeşler‘in filminin peşine düşen ünlü bir yönetmenin konu alındığı film, bu coğrafya’nın tarihinde yer alan can çekişmelerine ve insanlığın varoluşuna ışık tutmaktadır. Komşu ülkemizin yetiştirdiği ve dünyanın en önemli yönetmenlerinden biri olan Angelopoulos bu filmiyle insanlık tarihine ağıt yakmaktadır.

Ulysses Gaze

 

9.

The White Ribbon (Michael Haneke,2009)

Michael Haneke son dönemin belki de en önemli ve en karın ağrıtan konularına sadelikle değinen yönetmenidir. Şiddetin sineması olarak adlandırılan Haneke sinemasının bu filminde ise faşizmin toplumda nasıl filizlendiğini, küçük bir köye odaklanarak büyük ölçekli bir biçimde gösteriyor. Bir ustadan akıl dolu bir hikaye dinlemek kadar güzel bir film.

The White Ribbon

10.

The Turin Horse (Bela Tarr,2011)

Buram buram varoluşçuluk kokan bu film, Nietzsche’ye adanmış bir şaheserdir. Nietzsche, İtalya’da seyahat ederken bir atın kırbaçlanmasına tanık olur. Atı korumak için boynuna sarılır ve daha sonra yere düşer. Bir ay içinde Nietzsche’ye ciddi bir akıl hastalığı teşhisi konur. Bu hastalık nedeniyle yatalak olacak ve konuşamayacaktır. Peki ata ne olmuştur? İşte bu atın hikayesini yoğunlaşan film, saf üzüntünün yönetmeni Bela Tarr’ın da son filmi olma özelliğini taşımaktadır.  

The-Turin-Horse






Son Haberler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bağlantıda Kal

10,177BeğenenlerBeğen
1,088TakipçilerTakip Et
276AboneAbone Ol
- Advertisement -spot_img

Popüler Listeler