İki yıldır savaşı izleyen gazetecinin gözünden ‘Suriye’!

0

Francesca Borri serbest çalışan bir İtalyan gazeteci. 34 yaşında. Mayıs 2012’den bu yana Suriye’deki savaşı alana giderek takip ediyor.

 

İki buçuk yıl boyunca Halep’in içinden, Suriyeli sivillerin arasında yaşayarak yaptığı haberlerin birinde, sekiz yaşındaki bir kız çocuğunun şu sözlerini paylaşıyordu: “Buradaki tek uçaksavar sistemi yağmur. Tek sığınak kader…”

Borri Suriye’ye, Halep’e gidip gelmeye ve savaşın içinden bildirmeye devam eden az sayıda yabancı gazeteciden biri. Syria Deeply’ye verdiği mülakat, hem Suriye’deki savaşı anlamamız açısından önemli hem de adeta bir gazetecilik dersi…
Syria Deeply: 2011’deki ayaklanmadan bu yana Suriye’ye defalarca gidip geldiniz. Her ziyarette nasıl değişiklikler gördünüz?

İnsanlar benden Suriye’deki durumu birkaç cümlede özetlememi istiyor. Zor. Suriye’deki savaşta dört taraf var: Beşşar Esad ve rejimi, İslam devleti ve radikal İslamcı gruplar, isyancı gruplar ve en önemli taraf, bu savaşın bedelini asıl ödeyen Suriyeliler.

Bir anlamda, değişiklik var çünkü bu özgürlük ve onur talebiyle başlayan bir devrimdi, derken silahlı bir direnişe dönüştü ve sonra da topyekün savaş haline geldi.

Biz alandaydık, o nedenle ilk yabancı savaşçıların gelişine ve hem onların hem de Suriyelilerin giderek nasıl radikalleştiğine tanık olduk. Benim izlenimim herkesin farklı bir tarafı desteklediği yönünde ama bu, insanların ideal tercihler yaptığı anlamına gelmiyor. Yani insanlar rejimi sevmediklerini söylüyorlar ama halifeliği de istemiyorlar ya da isyancı grupların yol açtığı anarşiyi de. Bu açıdan bakıldığında değişen bir şey yok Suriye’de. Aktörler ve çıkarlar çoklu.

Sürekli varil bombalarının ve hava saldırılarının tehdidi altında haber yapmak nasıl bir şey?

Halep’teki en kötü zamanlarım varil bombalarının atıldığı nisan ve mayıs aylarındaydı. Halep’teki varil bombalarıyla yapılan bombardıma benzer birşey daha önce hiç görmedim. İnsanlığa karşı işlenen suçlar açısından bugüne dek görülmemiş boyutta…

Suriye’de sivil-savaşçı ayrımı yok. Bugün Suriye’de siviller tüm tarafların hedefi. Gerçeküstü bir durum ama, cephede olmak daha güvenli. Çünkü hava saldırıları cephelere düzenlenmiyor. Varil bombaları sadece sivillerin yaşadığı mahallelere atılıyor. Savaşçıların yanında habercilik yaptığınızda, sığınağınız ve yiyeceğiniz oluyor. Yani bazı bakımlardan onların yanında olmak daha güvenli.

Nisan ve Mayıs’ta Halep’teki yaklaşık 80 bin sivil cephe neresidir, nerede çatışma var bilemiyordu. Bu nedenle nereye kaçacaklarını da bilmiyorlardı. Tamamen çıldırtıcıydı durum.

Halep nasıl değişti? Kültürel mirasın, sosyal dokunun yıkımı ne ölçüde gözlenebiliyor?

Artık Halep diye bir yer yok. Yerle bir oldu. Kilometreler boyunca enkaz üzerinde yürüyorsunuz. Kültürel mirastan bahsetmek anlamsız. Artık fiziksel olarak var olmayan bir şeyden bahsediyoruz çünkü. Halep’te yürüyorsunuz, yürüyorsunuz ve hiçbir şey yok (yolunuz boyunca).

Suriye derken, 3 milyon insanın kayıtlı, binlercesinin de kayıtsız mülteci olduğu; nüfusunun yarısının evini terk etmek zorunda kaldığı ve -bilgiyi kimden aldığınıza bağlı olarak az çok değişse de- 300 bin kişinin öldüğü bir ülkeden söz ediyoruz.

İşim için planlama yaparken, Suriye’yi dört bölgeye ayırıyorum: Güney, orta, kuzey ve doğu Suriye olarak. Bildiğimiz Suriye bitti, artık yok. Ama Suriyeliler var ve odaklanmamız gerekenler de onlar.

Son makalenizde genç bir aktivistten alıntı yapmışsınız: “Biz sadece devrimi kaybetmedik… Suriye’yi de kaybettik.” Biraz açar mısınız?

Cuma Protestoları’nın liderlerinden Ebu Meryem, Suriyelilerin ve Suriye’nin ne hale geldiğinin sembolü gibi. Ebu Meryem rejim tarafından baskılara maruz kaldı; sonra isyancı grupların saldırısına uğrayıp dövüldü ve en sonunda da İslam Devleti tarafından kaçırılıp öldürüldü.

Suriyeliler öldürüldüğünü öğrendiklerinde, Halep’te, varil bombalarının altında yine bir Cuma Protestosu düzenlediler. Halep dünyada cehenneme en yakın yer ama yine de insanlar Ebu Meryem anısına sokağa çıktı.

Bugüne kadar, hala, her cuma Suriye’de protesto gösterileri düzenlenmeye devam ediyor. Tek fark, insanlar artık sadece Beşşar Esad aleyhtarı değiller, diğer isyancı gruplar ve İslam Devleti aleyhinde de gösteriler düzenleniyor. Suriyelilerle konuştuğunuzda tamamen kaybolmuş gibi hissettiklerini görüyorsunuz. Ülkelerini de tümüyle kaybettiklerini hissediyorlar.

Halep’te sizi en çok etkileyen, hiç unutamayacağınızı düşündüğünüz anınız nedir?

Halep’teki ilk günlerimde, çatışmaların ilk haftalarında, Ekim 2012’de bir grup serbest gazeteciyle beraberdim. Ağır top atışı altında kaldık ve bir aşamada sığınak bulmak için fırladık. Kadınlarla, çocuklarla, ailelerle dolmuş bir bina bulduk. Ama ben içeriye giremedim. Bir metrekare dahi yer kalmamıştı…

İçeriden yaşlı bir adam çıktı ve bana onun yerine içeri girmemi işaret etti; benim hayatımın onunkinden daha kıymetli olduğunu çünkü bir gazeteci olarak Suriye’de neler olduğunu dünyaya anlatabileceğimi söyledi.

Bu adamın yürüyüp toz ve dumanın içinde kayboluşu gözlerimin önünden gitmiyor. Bu görüntüyü bir gazeteci olarak hayatımın sonuna dek unutamam.

IŞİD’in ortaya çıkması işinizi nasıl etkiledi?

İslam Devleti yeni bir şey değil. Alanda çalışan bir gazeteci olarak nereden nereye evrildiklerini izledim. Şimdi İslam Devleti bayrağı taşıyanlar birkaç ay önce başka bayraklar taşıyorlardı. Ama yekpare (monolitik) bir örgüt değiller. İslam Devleti’nin yerel Suriyeli savaşçıları ile yabancı savaşçıları arasında fark var.

İslam Devleti’nin yönetim, insani yardım, yeniden inşa gibi etkinliklerini yürüten üyeleri ile savaşçıları arasında ise dağlar kadar fark var. Bir yıl önce İslam Devleti’nin halka insani yardım götüren Suriyeli üyeleriyle beraber, yani onlara ilişik çalıştım. Dolayısıyla YouTube videolarında gördüklerimizle benim izlenimlerim arasında fark var.

Örneğin, mayıs ayında, bombardımanlar nedeniyle çok sayıda insan ölürken, İslam Devleti, El Nusra Cephesi ve Hareket El Hazm üyeleri, altı tane otobüs bulup tamir etti ve Halep’ten Türkiye sınırı yakınlarındaki kırsal alanlara doğru insanları tahliye etmek üzere seferler başlattı. Ama İslam Devleti’nin Batılı gazetecilere yönelik tehditleri üzerine, sonra ben de Halep’ten ayrılmak zorunda kaldım.

Yani siyah ve beyaz değil her şey. Alandaki gerçeklik çok daha karmaşık.

Suriye gazeteciler için dünyanın en tehlikeli yerlerinden biri. Halep’teki deneyimlerinizi bu açıdan aktarır mısınız?

Mayıs ayında, Halep’ten sağ çıkamam diye düşünüyordum. Yine de Halep’teki son dönemim en güzel zamanlarımdı. İnsanlar yüzünden, insanlıkları sayesinde.

Suriye gibi bir yerde zaman anahtardır, yani bir yerde uzun süre geçirme fırsatı bulabilmek… Böylece insanlarla tanışıp, birden fazla kez, aylarca, farklı zamanlarda, öncephede ya da arkaplanda konuşabiliyorsunuz.

Türkiye sınırında iken, güvenliğim için örtünmeye karar verdim. Sınırda genç ve yalnız bir kadın olduğunuz için, İslam Devleti ya da devriye gezen herhangi bir grup sizi derhal fark ediyor. Başörtülü olmama rağmen Arap olmadığım da aşikar. Bir keresinde, sınırda bir grup kadın İslam Devleti üyelerinin beni gözetlediğini fark etmiş. Bunun üzerine hemen çevreme toplanıp arkadaşlarıymışım gibi davrandılar. Sınırda ve Suriye içinde buna benzer çok olay oldu, beni hep Suriyeliler korudu, kolladı.

Gazeteci olarak güvenilğimin sağlanmasında Suriyeli kadınların özel bir rolü var. Suriye’deki gibi, bir savaş içinde parçalanmalar başladığında, silahlı gruplara ilişerek gazetecilik yapmanın, onların silahlı korumasından yararlanmaya çalışmanın faydası yok. Sahip olabileceğiniz tek koruma Suriyelilerin sağlayabileceği ‘sosyal koruma’ olabilir. Sosyal korumanız olabilmesi için, ilişkiler kurmanız gerekir; bunun için de zamana ihtiyaç var ve işte şimdilerde gazetecilerin sahip olmadığı tek şey bu: zaman.

Alana gönderilen muhabirlerin sayısı azaltılıyor. Bu nedenle aynı gazeteci oradan oraya koşmak zorunda kalıyor ki bu da onları tehlikeye atıyor. Suriye’de sadece bir hafta geçirirseniz tehlikedesiniz demektir. Çünkü nelerden kaçınmanız gerektiğine dair tecrübeniz yoktur. Bu açıdan meseleye sadece sahadaki IŞİD varlığı açısından bakmıyorum; medya endüstrisindeki değişiklikleri de göz önünde bulunduruyorum.

Kaynak: Diken

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here