Murat Sabuncu: Gül-Babacan hareketi yakında yola çıkacak

0


Türkiye siyasetinde kısa bir süre sonrasında bilhassa AKP’nin kuruluşunda öncü rol oynamış ve bir dönem eleştiri görevler üstlenmiş adların yeni oluşumlarını konuşuyor olacağız. Bu ‘oluşumlar’ için şimdiden siyasetin etkin oyuncuları pozisyonlarını belirlemeye başladı.

Bir yanda Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘İstanbul’da seçimler yenilenmeli-Cumhur İttifakı’ndan başka ittifaka gerek yok’ açıklamasının içine yerleştirdiği ihtimaller içinde yeni parti/yeni oluşum mevzularındaki ‘görüşleri’:

Tam da bu şekilde bir vakit aralığında, siyasette yeni arayışlar görülmekte, sözde manifestolar yayımlanmakta, yeni hükümet sistemi direkt doğruya hedef alınmaktadır. Ulusal vicdanda hiçbir karşılığı olmayan politika eskilerinin muhasım odakların dikkatini çekme gayretleri, Türkiye düşmanı yabancı arkadaşlarının tavsiye ve tembihleriyle hareketlenmeleri bayağı bir operasyonun tezahürüne delalettir.”

Öte yanda eski HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın geçtiğimiz günlerde BBC Türkçe’ye verdiği bir söyleşideki eleştiri bölüm:

“Sayın Abdullah Gül uzun süre cumhurbaşkanlığı yapmış oldu. Ben de o sıralarda partimin eş başkanlarındandım. Birçok mevzuda düşüncemiz uyuşmasa da diyaloga açık uyumlu tarzıyla, kendi yetkilerini ve sınırlarını dikkate alan tutumuyla elit bir yönetim anlayışı vardı. Kendi beyanlarına gore etken siyasette yer almayı düşünmüyormuş. Fakat ülkedeki dehşet boyutlarına ulaşan hukuksuzluklara karşı daha açık bir tutum sergilemesinin Türkiye demokrasisinin hayrına olacağı kanaatindeyim.”

Bu cümleleri okuduğumda aklıma Gül’ün Cumhurbaşkanlığı esnasında Çin ziyaretine giderken (25 Haziran 2009) heyetine ilk kez bir DTP’li vekili almış olduğu günler geldi. O vekil DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş idi. Aynı heyette şimdi İyi Parti Genel Başkanı olan o tarihte MHP’li Meral Akşener de vardı. O geziye katılanların naklettiklerinden biliyoruz ki 6 gün süresince değişik görüşler de olsa aynı ortamlarda bulunulmuş oldu, diyalog kuruldu. Aradan oldukca uzun seneler geçti. Gül şimdi kurucusu olduğu partinin şu anki yönetenleri ve yönetim şekliyle araya ciddi bir mesafe koydu. Akşener MHP’den ‘kavgalı’ bir halde koptu, yeni parti kurdu. Demirtaş 2.5 senedir hapiste.

Meclis’in halk adına söz/tesir sahibi olduğu günlerden giderek daha oldukca ‘tek ses’e mahkûm olunan Cumhurbaşkanlığı sistemine… O günlerden bugünlere…Şimdi bırakın aynı heyette yer almayı AKP-MHP ittifakı HDP’lilerin neredeyse tamamını en hafifçe deyimiyle ‘kriminalize’ ediyor. Ara sıra hedef gösteriyor. Yalnız HDP değil, resmen duyuru edilmemiş bir ittifakı sandığa taşıyarak bilhassa büyükşehirlerde başarı yakalayan CHP de ‘hedefte’ bir süredir. Ve bu hedef gösterilme hali Çubuk’ta bir faciaya dönüşmek üzereydi neredeyse…

Peki Demirtaş’ın deyimiyle ‘ülkede dehşet boyutlara ulaşan hukuksuzluklara karşı’ Gül daha açık bir tutum sergileyecek mi? Bu probleminin peşine düştüm. Fakat işi yalnız ‘yeni parti kuracaklar mı?’ boyutuyla değil daha değişik yönleriyle de araştırdım. Kaynağım Türkiye’nin yakından tanımış olduğu, AKP’de de bir dönem mühim görevler üstlenmiş bir siyasetçi. Hem şu anki AKP yönetimini geçmişten beri tanıyor mühim kısmıyla hâlâ irtibatı var, hem Gül kanadını iyi tanıyor/konuşuyor/haber alıyor.

Ondan aldığım notları aktarıyorum:

Gül susuyor / tavır-risk almıyor eleştirileri: Sayın Gül’e bunu söylemek birazcık haksızlık değil mi? Gelin yalnız son döneme bakalım. 24 Haziran seçimlerinde Tayyip Bey’e karşı aday olmayacak mıydı? Son dakikada eğer ittifak eden partiler içinde ihtilaf yaşanmasaydı aday olacak, savaşım edecekti. 696 sayılı KHK’nın yazımındaki hukuk diliyle bağdaşmayan muğlaklığa da dikkat çeken gene son seçimde KHK ile ihraç edilenlere tutanak verilmemesine tepki gösteren o değil mi? Seçimlerin yapılması ve sonuçlarıyla ilgili tartışmaların yoğunlaşmasından üzüntü duyduğunu bunun Türkiye’ye içeride ve dışarıda zarar verdiğini söylemedi mi? Sayın Kılıçdaroğlu’na linç girişiminden sonrasında derhal karşı tavır almadı mı? Daha örnek oldukca fakat bu tarz şeyleri unutmamak gerekir.

‘Sistem kaygısını en baştan dile getirdi’: Bugünkü yönetim sisteminin ülkenin hayrına olmadığı, sorunları çözmediği belli. Hatırlayın bunu ilk dile getirenlerden birisi kendisi. 2015 senesinde sistem tartışmaları yapılırken ‘Türk tipi başkanlık sistemi olmaması gerekir. Eğer bir başkanlık sistemi olacaksa kuvvetler ayrılığının açık, seçik yazıldığı, gelişmiş demokrasilerdeki hukukun üstünlüğüne dayalı sistem olmalı’ demişti. Ayrıca ülkedeki sistem/Anayasa değişirken susan, konuşmayan, eleştirmeyen akademisyeninden politikacısına pek oldukca kişinin varlığı da üzülsek de kayda geçirilmeli.

Avrupa standartına giderken Asya’ya gerilemek: Hukuktan ekonomiye her alandaki gerileme Türkiye’yi değişik bir lige taşıyor. Dünyadaki idrak son aşama negatif. Suriye mevzusunda Türkiye’nin almış olduğu pozisyon da son dönemde dış politikada yaşamış olduğu bilhassa bölgedeki sıkışıklık (ABD-Rusya arasında- M.S.) gelecekle ilgili riskleri artırıyor. Sayın Gül iki noktada uyarılarını yapmıştı. Birincisi Suriye’de ortaya çıkan durumu ‘Afganistan’ın Akdeniz’in kıyısına geldiği’ şeklinde yorumlamıştı. İkincisi ise Türkiye’nin ‘orta gelir tuzağına düşmemesi’ icap ettiğini belirterek bunun yolunun ‘soft power’dan geçtiğinin altını çizmişti. Bugün gelinen durum Avrupa standartlarında bir ülke olma hayali-vizyonundan kaos içindeki kimi Asya ülkelerine gerilemek noktası.

S-400 direnme değil envanter işi: Yumuşak güç (soft power) dedik oradan devam edelim. S-400’ler mevzusu. ‘Türkiye egemen bir ülke olarak istediği sonucu alır’ deniyor. İyi de bunun egemenlikle ne ilgisi var. Bu bir tabanca envanteri işi. Sizin envanterinizin neredeyse tamamı NATO’dan. Türkiye’de ve başka ülkelerde radar sistemleriniz var. Bu radarlar ile bu tabanca ya da Rusya’dan alabileceğinizi söylediğiniz uçaklar iyi mi entegre olacak? Bu işler direnme değil envanter işi. Doğal bunu ülkede tartışacak/anlatacak kimsenin kalmaması da ek olarak vahim bir durum. (İktidar medyası bu yazının yazıldığı saatlerde Trump’ın temmuzda Türkiye’ye geleceğini iddia ediyordu. S-400’lerin de haziran sonu temmuz başı Türkiye’ye teslim edileceği bildiriliyordu. Eğer haber doğruysa Türkiye S-400’lerden tam vazgeçmese/vazgeçemese bile bir zamanlar Yunanistan’ın S-300’lerde yapmış olduğu benzer biçimde alıp sandığa kaldıracak. Doğal bu hem de Rusya ile ilişkilerin bozulması başta İdlib, Suriye’de Türkiye’nin sıkıntıya girmesi anlamına da gelir. – M.S.)

İmamoğlu’nun üslubu yapıcı: Sayın Gül; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na meydana getirilen saldırıyı kınarken ‘politika diline hakim olan nefret söyleminin tehlikesi ümit ederim artık fark edilir’ demişti. Hakikaten de Türkiye kutuplaştırıcı dilden sıkıldı. Bakın CHP’li Ekrem İmamoğlu’nun kullandığı yapıcı dil toplumda iyi mi karşılık buldu.

Görüştüğüm siyasetçiye her insanın merak etmiş olduğu suali sormuş oldum: Abdullah Gül, Ali Babacan ile beraber ‘yeni bir parti/oluşum hazırlığında mı?’…Yanıtın bir kısmı yazılmamak kaydıyla idi. Fakat şu açıkça vurgulandı: Bu şekilde bir yapı/oluşum için yoğun bir emek harcama yapılıyor. Bunun için çok da fazla uzun süre beklenmeyecek. Bir de… Ortaya çıkacak hareketin Ahmet Davutoğlu ile bir bağları bulunmuyor… Gelecek günler kim bilir birbirinden ayrı düşünen kişilerin/grupların daha demokratik/hukukun üstün olduğu bir ülke için yan yana geldiği kimi hareketleri ortaya çıkaracak.

T24



CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here