Tahtayı en kalın yerinden delmek: Bilimin sancılı mücadelesi

0


Yeni bilim köşemizin heyecanı ve mutluluğuyla merhaba. Bu köşede bilim tarihinden hikâyeler, bilimde güncel gelişmelere dair yorumlar ve bilimsel bilgiler paylaşmayı düşünüyorum. Bilimsel olmanın muhalif olmakla neredeyse eşdeğer olduğunu düşünen bir bilim insanının yazıları olacak bunlar. O yüzden, ilk yazıda, bilimin mücadeleci ve aklı özgürleştiren doğasına dair bir çerçeveyi paylaşmayı arzu ediyorum.

BİLİM BİR ÜRETİM SÜRECİDİR

Malumunuz, gözlem,
deney ve inceleme gibi belli genelgeçer yöntemlerle  doğanın yapı ve işleyişine dair tutarlı bir
bilgi bütünü elde etme sürecinin adıdır bilim. Olabildiğince objektif ve veriye
dayalı bir akıl yürütme sürecidir. Bilimin amacı, rasyonel bir düşünüş ve edim
metodu sonunda tutarlı bir bilgi bütününden türeyen bir önermeye varabilmektir.
Nihai bilgiye ulaşmaktan çok, “henüz çürütülmemiş bir hipotez” yaratma
sancısıdır bilim. Tam da bu nedenle, bilime sanatsal bir üretim sürecidir de
diyebiliriz. Paradigmanın merkezine dinamit koyarken yanımıza aldığımız bir
sanatçı uyumsuzluğudur. Yaşamı ve bizatihi bilginin kendisini topyekun
sorunsallaştıran bir konumlanıştır. Belki bir varoluş mücadelesi olmalıdır
bilim; başlı başına bir ayak direme, bir manifesto ve inatçı bir direniş.
Bilimin itaatsizliği, Bruno ile Galilei’nin gökyüzüne bakışlarındaki farkta, içlerinden
yalnız birinin yakılmayı göze alabilmesinde gizlidir. Nihayetinde, bu direngen
özelliği nedeniyle bilim, politiktir.

Bilim ve politikayı
yan yana getirmekten korkmamak gerekir. Zira bilim bir düşünüş biçimi ve yaşama
bakış metodudur. Bir argümanı zihnin süzgecinden geçirme aşaması bilimin
başlangıcıdır. Politika ise toplumun isleyişini ve bilimin mecrasını belirler.
Dolayısıyla da bilimin özgürleşmesi, politik konumlanıştan bağımsız
düşünülemez. Çocukken ansiklopedilerden kupürlerini kesip sakladığım Linus
Pauling’in eşsiz hikâyesi bilim insanlarının toplumsal sorunlara ne ölçüde
müdahale edebileceğinin güzel bir örneğidir. Pauling, dünyanın en önemli 20
bilim insanı içinde kabul edilir. Moleküler biyolojinin ve kuantum kimyasının
kurucularındandır. Artılar ve eksiler birbirini çeker deriz ya, işte neden
çektiklerini açıklamıştır Pauling. Akdeniz anemisinin bir genetik hastalık
olduğunu bularak insan hastalıklarının mutasyonlar ile gerçekleştiğini ilk
söyleyenlerdendir. Diğer çalışmaları, DNA’nın keşfine de yol açmıştır.
1940’ların başına kadar politikayla ilgilenmez Pauling, ancak eşi Helen’in
aktivizmi sonucu nükleer savaş karşıtlığına soyunur. Devleti kızdırır ve
pasaportuna el konur (1952), işinden olur (tanıdık geldi mi?). Pauling, DNA
yapısı için bir model önerir (1952). Modelin bir yerinin eksik olduğunu
düşünmekte ama neresi olduğunu çözememektedir. O zamanlar, Londra’da King’s
College’da çalışan Rosalind Franklin adında genç bir araştırmacının X-ışını
kristalografisi çalışmalarını duyduğundan beri, modelini tamamlamak için
Franklin ile konuşmak istemektedir. Ancak bu buluşma hiçbir zaman gerçekleşmez,
çünkü Pauling seyahat edememektedir. O sırada, Cambridge’de araştırma yapan
James Watson, Pauling’in modelinin bilgisiyle yine King’s College’daki
Wilkins’e gider (1953). Onu bulamayınca Franklin ile konuşur ve aralarında bir
kavga başlar. Watson ayrılır. Daha sonra Wilkins, Franklin’in bir çalışmasını
izinsizce Watson’a sunar. Bu bilgi Watson için essiz değerdedir ve nihayetinde
DNA modelini oluşturup Pauling’den önce, yayınlar (1953). Nature dergisindeki
yayında Franklin’in adı yoktur.

NOBEL ÖDÜLÜ KAZANDI

Pauling, pasaportunu
geri aldıktan birkaç gün sonra (1954), maddelerin atomlarının kimyasal bağları
ile ilgili çalışmaları nedeniyle Nobel Kimya Ödülü’nü tek başına alır. Bunun
keyfini çıkarıp sadece bilim yapmak yerine, radikalizmini ve aktivizmini
arttırır. Einstein’ın başını çektiği nükleer karşıtı bilim insanları grubuna
katılır. Russell-Einstein manifestosuna imza atar (imzacıdır). ABD ve

Linus Pauling

Sovyetler Birliği’nin
nükleer silahsızlaşma anlaşmasının yürürlüğe girdiği gün Pauling’e Nobel Barış
Ödülü kazandığı haberi verilir (1963) (1962 için aldığı ödül yeni
açıklanmıştır). İki farklı alanda Nobel ödülünü tek başına kazanan ilk kişidir.
1962’de, Pauling’in DNA modelini geliştirerek yapısını çözen Watson, Crick ve
Wilkins tıp alanında, Crick’e Franklin’in çalışmalarının bir kopyasını izinsiz
olarak veren ve Wilkins vasıtasıyla Watson’ın çalışmasını destekleyen Max
Perutz da kimya dalında Nobel ödülü almışlardır. Yani, Steinbeck’in dediği gibi
“başarının hırsı, çoğu zaman iş ahlakının üstündedir”. Tesadüf odur ki 1962’nin
aynı haftası, Steinbeck de Nobel Edebiyat Ödülü’nü alır. Franklin ise 1958’de
37 yaşında ölmüştür. 1955 yılında Franklin, öğrencisi Aaron Klug’a
kristalografi konusunda bir proje verir. Klug, Franklin’in ölümünden sonra buna
devam eder ve o da 1982 yılında Nobel ödülü kazanır.

Pauling, “tahtayı en
kalın olan yerinden delmek için uğraştım” demiştir*. Bölüm başkanı olduğu
Caltech, kendisini bu görevinden alır (1958). ABD güvenlik senatosunda ifadeye
çağrılır (1960). Life dergisi Pauling’i komünist ajanlıkla suçlar (1963).
Vietnam Savaşı’na karşı ön saflardadır (1964). Ho Chi Minh ile görüşür (1965).
Lenin Barış Ödülü’nü alır (1968). Kaliforniya Üniversitesi’nde işe başlar ancak
Nixon nedeniyle yürütemez (1969). Pauling, bir bilim insanının hem radikal
aktivist hem de başarılı olabileceğine dair en güzel örneklerden biridir. Ancak
elbette gün yüzünde olmayan, bilmediğimiz nice bilim insanı vardır baskıya
karşı duran, korkmayan ve ağır bedeller ödeyen, Barış için Akademisyenler
vardır mesela. Velhasıl, bilim hem itaatsizdir hem de politik bir mücadeledir.

Yorumlarınız ve sorularınız için Twitter’da @CaKizil hesabina
#KizilSorular etiketi ile mesaj gönderebilirsiniz. Bilimle kalın!

* Pauling ile söyleşi, 1985, Molecular Research Center, Palo Alto, (Söyleşiyi yapan, Stuart Fishelson ve Wally Glickman, derleyen Eylem Delikanlı) Bu yayımlanmamış versiyonu benimle paylaştığı için Long Island Üniversitesi’nden Prof. Stuart Fishelson’a teşekkür ederim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here