Ana SayfaKültür SanatFotoğrafÜnlü 19 tabloyu fotoğraflarla...

Ünlü 19 tabloyu fotoğraflarla yeniden düşünmek

Pek çoğumuzun bazılarını yakından tanıdığı ünlü tabloları günümüz şartlarında yeniden düşünmek nasıl bir fikir? Aralarında Vincent van Gogh, Picasso, Leonardo da Vinci gibi ünlü ressamların tablolarının da yer aldığı resimleri, bir grup sanat sever aynı mizansenlere sadık kalarak yeniden yorumlamış. Fotoğraf makineleriyle çekilen uyarlamalar, Photoshop gibi rötuş programları kullanılmadan genellikle doğal ışıkta çekilmiş. Listenin tek istisnası 19. maddede bulunan Van Gogh‘un yeni versiyonu olduğunu belirtmekte fayda var. Sanatçı Tadas Černiauskas, mükemmel bir benzerlik yakalamak için fotoğrafta daha sonradan küçük birkaç rötuş yaptığını itiraf etmiş. Sonuç olarak ünlü tabloların günümüz teknolojisinden yararlanılarak yeniden düşünülmesi hayli ilginç bir çalışma olmuş.

Diğer listelere buradan ulaşabilirsiniz.

İşte 19 tablo ve güncel versiyonu:

 

1.

Magritte: La bonne foi / Fotoğraf: Noemi Mazzucchell

La bonne foi

 

 

2.

Wilhelm Heinrich Otto Dix: Portrait of Sylvia Von Harden / Fotoğraf: Stephan Hoffman & SoYeon Kim

Stephan Hoffman & SoYeon Kim

 

 

3.

Leonardo da Vinci: Lady with an ermine / Fotoğraf: Wanda Martin

“Lady with an ermine” by Leonardo da Vinci

 

 

4.

Balthus: Therese Revant / Fotoğraf: Chloe Van Overmeir

“Therese Revant” by Balthus

 

 

5.

Jean Auguste Dominique Ingres: Grande Odalisque / Fotoğraf: Craig White

“Grande Odalisque” by Jean Auguste Dominique Ingres

 

 

6.

Johannes Vermeer: La laitière / Fotoğraf: Justine Rioufrait

“La laitière” by Johannes Vermeer

 

 

7.

Johannes Vermeer: The Girl With The Pearl Earring / Fotoğraf: Bilinmiyor

“The Girl With The Pearl Earring” by Johannes Vermeer

 

 

8.

Andrew Wyeth: Christina’s World / Fotoğraf: Meg Wachter

“Christina’s World” by Andrew Wyeth

 

 

9.

Frida Kahlo: Self Portrait / Fotoğraf: Bazooka Betty

“Self Portrait” by Frida Kahlo

 

 

10.

Caspar David Friedrich: Wanderer above the Sea of Fog / Fotoğraf: Spencer Harding

Caspar David Friedrich: Wanderer above the Sea of Fog / Fotoğraf: Spencer Harding

 

 

11.

Quentin Matsys: Ugly Duchess / Fotoğraf: Alexandre Mury

“Ugly Duchess” by Quentin Matsys

 

 

12.

David: The Death of Marat / Fotoğraf: Ewa Wiktoria Dyszlewicz

“The Death of Marat” by David

 

 

13.

Picasso: Weeping Woman / Fotoğraf: Frances Adair Mckenzie

“Weeping Woman” by Picasso

 

 

14.

Salvador Dalí: The Persistence of Memory / Fotoğraf: Bilinmiyor

“The Persistence of Memory” by Salvador Dalí

 

 

15.

Grant Wood: American Gothic / Fotoğraf: Jesse John Hunniford

“American Gothic” by Grant Wood

 

 

16.

Van Gogh: Bedroom in Arles / Fotoğraf: Joshua Louis Simon

“Bedroom in Arles” by Van Gogh

 

 

17.

Michelangelo: The Creation of Adam / Fotoğraf: Gebbs

“The Creation of Adam” by Michelangelo

 

 

18.

Magritte: Son Of Man / Fotoğraf: Juan de Ezcurra

“Son Of Man” by Magritte

 

 

19.

Van Gogh: Self Portrait 1889 / Fotoğraf: Tadao Cern

“Self Portrait 1889″ by Vincent van Gogh

Listeler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler haberler

Altın Portakal’dan sağlık çalışanlarına festival davetiyesi

57. Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında gerçekleşecek biletli film...

Modern insan Neandertallerle bir çok kez çiftleşmiş

Modern insan Neandertallerle bir çok kez çiftleşmiş Yeni akrabalık: Avrasya’daki insanların,...

Yerli teknoloji şirketinden online danışmanlık platformu

Koronavirüs salgını, hem kalabalıkların bir araya geldiği etkinliklerin hem de danışmanlık...

Tartışı-Yorum

Cumartesi Anneleri: Gözaltındaki kayıpların hikayesi

Kadir Gürhan “Kayıplar” ve “yargısız infazlar” denilince akla ilk gelen Latin Amerika ülkeleridir. Bu ülkelerde askeri cunta yönetimleri “gözaltında kayıplar” ve “yargısız infazlarla” kendisine muhalif olan tüm kesimlere karşı bir korku ve sindirme politikası uyguladı. Hayatın bir parçası haline gelen bu uygulamalarda kaybedilenlerin çoğunu; öğrenciler, öğretmenler, sendikacılar (örgütlü...

Ölümü öldürmek, sonsuz bir umudun baharıdır…

“Evîn Biharek e…”* - Arjen Arî   Bir acılar sarmalıdır sancı, zamanın derinliklerinde gezinen ve hayatın kıyılarına vurur hafızalarının unutulmayacak sesleri. “Lal bû zimanê xwezayê, Girî herikî, jan bû banî” (“Dilsizdi doğanın dili, gözyaşı aktı, acı köprü oldu…”) dizeleri ile anlatıyor şair Semra Çelebî, ‘Birîn’ adlı şiir kitabında, gerçeğin...

Kalbi atan ölü bedenler

Bazı anlar vardır zihinlerimizde çocukluğumuza dair. Hayal mi gerçek mi olduklarını ömrü billah çözemeyiz. Bize anlatılanları, oradan buradan duyduklarımızı kurgulayarak bir görüntü yaratmış da olabiliriz, bizzat gözlerimizle tanık olduğumuz bu anlar zihnimizde mıh gibi tüm gerçekliğiyle çakılı da olabilir. Dediğim gibi hangisinin doğru olduğunu sınamak mümkün değil. Zihnimde...

Kuzguni Gömüt

Siyah kuzguni elbisesi içinde dilinde tek bir Arapça cümle ile Aisha Faris, sadece ağlıyordu. Bizim bilmediğimiz bir dilde, İç’inde kopan çığlıkların gümbürtüsü, siyah elbisesinde kara kara dalgalanıyordu. Aynı Arapça cümleyi tekrarlayarak Engin dertlerine bir de çağlayanlar ekliyordu. Gözyaşları bakışımızın değdiği her yerdeydi. Kara elbisesi; pul parlaklığını, onun...

Direniş Suflesi: Hayır

‘Oku’ diye başlıyor olmasına rağmen kutsal sayılan kelam; ilk maraza mevzunun başında ortaya çıkıyor. Taraflaşmanın daha kolay belirlendiği, hudutların keskin olduğu süreçler elbette yaşandı. Her konuya dair yaklaşımlar farklı idi ve tariflenen alandan hangi konuya nasıl yaklaşılması gerektiği de kendiliğinden açığa çıkıyordu. Karışık ama bence kesinlikle böyleydi. İnsanın yaşadığı...

Üşüyor bir coğrafyanın yüreği

'Eylül Mayıs'a dönüşecek...' Geo Milev   Üşüyor bir şehrin yüreği,  geceler buzdan karanlık. Yan yana dizilmiş çadırlar kanıyor. Üşüyor yeryüzü ve şehrin sokaklarında geziyor soğuk. Bir çocuk gözlerinde acının izlerini taşıyor. Bir bahar var ve gelecek mutlaka çocuk. Umudun ışığını taşıyor, geleceğimiz umudumuz çocuk. En amansız fırtınalar diner çocuk, savrulur...

En çok mor

Sıcak beterdi. Bıyıkları terlememiş bir delikanlılık çağında boncuk boncuk ter atıyordu. Çimento torbaları eşek ölüleri kadar ağırdı. Tuğlalar, yamalı şalvarında kahverengi tozlar bırakıyordu. Yamasını çepeçevre saran alelacele dikişleri hep terden söküktü. Daha O Boy’uyla karar vermişti ev yapmaya. Bir evin temelini attı. Atış o atış.. Seni inşaat işçisi; fayans...

Sınırlar ve rahatça uyunamayan ülkeye dair: Ordu, yeniden…

Levent Ünsaldı Devlet ve milletin yüksek çıkarlarını ait olduğu kurumun çıkarlarıyla eş gören, dolayısıyla bunları yorumlama tekelini de kendisine veren Türk subayı, kışladaki eriyle kurduğu paternalist ilişkisini (“oğlum” ifadesiyle çağrılan er) milletin geneliyle olan ilişkisine de kolayca yansıtabilmiştir. Aktarılan bu hususi ethos (değerler sistemi), subayın tüm yaşamını geçirdiği...

Rıza Yalçın Koçak yazdı: Olağanüstü zulüm

Rıza Yalçın Koçak Etrafımızdaki insanlar büyük bir şaşkınlıkla cevabı bir yanı ile çok basit bir yanıyla ise iler tutar yanı olmayan sorular soruyorlar. İşyerlerinden atılan arkadaşlarının masumiyetlerine iliklerine kadar inanıp ve ama ‘devletin de bir bildiği vardır’ fikriyatının serin sularında kol gezmeye devam ediyorlar. Hükümet ile ‘paralel’ devlet...

Halkın vicdanı; “Gelemem” diyorsun, peki sen bizdeki “öf öf” ü duyuyor musun?

Ne desek, ne etsek, nasıl yapsak bilemiyoruz… Az şey mi yaşadık? Yok, bir şeyler anlatabilmek için yeterli yaşadıklarımız. Çok şey mi yaşadık? Yok, bir şeyler yapabilmek için çok şey görmedik henüz… “Derin bir ah” çekiyoruz, çünkü şu kelimeler sayfaya değerken Hurşit Külter hala kayıp. Ve “ah vicdan”...

Rütbelerin Er’leri

Rıza Yalçın Koçak ‘Türk halkı sessiz kalarak onayladığı bu savaşın mağduru olmaya mahkumdur.’ (TAK-Haziran 2016) Erleri çekin rütbeliler gelsin! Erleri çekmeyecek rütbeliler ordusu. Ere göre tanımlı omuzlardaki apoletler. Kaç erin başı olduğunu bildiriyor unvanlar. Erlerle tanımlayıp erlerle var ediyorlar kendilerini. Erleri çekin rütbeliler gelsin çığlığını bir iyi niyet olarak okumak gerekiyor en başta....

Kadim Süryanilerin Akitu Bayramı

Yerinden yurdundan edilen, sürgün halkların derdini en içten şairler dillendirir. Bu sebeple Yuhanna Bar Madeni der ki: “Ey sağduyulu! Ana vatanında kalman, Saygınlığını korur. Hakareti ve acı dolu gurbeti hor gör. Saç, başta oldukça değerlidir. Olmadığında, küçümsenir ve ayaklar altına alınır” Bundan tam 6766 yıl önce (MÖ 4750) Asur ve Babil kaynaklarına göre, tarihte...