Yolsuzluk damgası!

0

2015 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlandı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nı sundu.

 

2015 yılı bütçe görüşmeleri Meclis Genel Kurulu’nda başladı. Bütçe ile ilgili sunum yapan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye ekonomisinin, 2014 yılında bir miktar yavaşlayarak yüzde 3,3 büyüyeceğini belirttikten sonra küresel ekonomiye ilişkin değerlendirmede bulundu. Ardından bütçeye ilişkin bazı ayrıntıları paylaştı.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu yaptığı konuşmada, hükümetin ekonomi ve dış politikasını eleştirdi.

HDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan “Bu bütçeye damgasını vuran en önemli konu yolsuzluklardır” derken HDP Grubu adına konuşan Hakkâri Milletvekili Adil Zozani ise, Türkiye’de fiili bir başkanlık sisteminin uygulandığını söyledi.

TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİM HAKKI

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bütçe üzerine yaptığı konuşmasında “Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen insanların sorumluluğunu AK Partili milletvekilleri üstleniyor” dedi.

Kılıçdaroğlu Sayıştay raporlarının kısaltılarak Meclise gelmesini şu sözlerle eleştirdi:
“Sayıştayın hazırladığı raporlar kuşa çevriliyor. Sayın Cemil Çiçek buna engel olun. Makaslanıyorsa düzeltiliyorsa hangi gerekçeyle düzeltildiğini bizim bilmemiz gerekiyor. Eğer Sayıştay’ın üzerindbir baskı varsa o kurum TBMM üzerinde denetim yapamaz.”
AKP iktidarının tüm hükümetlerden 1 trilyon dolar daha fazla para harcadığını ifade eden kılıçdaroğlu, “Vatandaş borç batağında. Evde tencere kaynayacak mı vatandaşın derdi bu” dedi.

Başbakan Davutoğlu’nun TRT’de bir programda sarf ettiği,  “Emek ücretleri bizde çok yüksek. Çin’de olmayan ücret bizde” şeklindeki sözlerini ise şu sözlerle eleştirdi: “Başbakanın bu ülkenin gerçeklerle uzaktan yakından ilgisi yok. Türkiye’de işçilerin yüzde 4’ü sendikalı Amerika’da yüzde 10. Taşeron işçi 1 milyon 36 bin 73. Hangi yükseklikten söz ediyorsunuz. Kendi maaşınıza bakıp mı söylüyorsunuz?”

 

BÜTÇE EMEKÇİNİN HALİNİ GÖRMÜYOR

TBMM Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmelerinde hükümetin 2015 yılı için ön gördüğü bütçenin sunumunu Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yaptı. Şimşek, 107 sayfalık konuşmasının tamamını kendisine tanınan 1 saatlik sürenin yetmeyeceğini belirterek hepsini okuyamadığını ve dağıtılan kitapta okunmayan yerlerin mevcut olduğunu söyledi.

Bakan Şimşek Memura yüzde 2015’in ilk 6 ayında yüzde 3, ikinci altı ayında yüzde 3 toplamda yüzde 6.1 oranında zam yapılacağını açıkladı.

Kamu-Sen’in araştırmasına göre, Şimşek’in zam rakamları, memurların içinde bulundukları darboğazı karşılamaktan çok uzak. Kamu-Sen’in araştırmalarına göre son bir yıl içinde yoksulluk sınırındaki artış yüzde 10.3; açlık sınırındaki artış yüzde 10.9; 4 kişilik ailenin asgari geçim haddindeki artış ise yüzde 11.8’i buldu.

4 kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması toplamı 945.39 TL oldu. Ortalama 2 bin 185.3 lira maaş alan bir memur, maaşının yüzde 43.26’sını gıda harcamaları için ayırmış oldu. Türkiye İstatistik Kurumu verilerinde bulunan kira gideri ise ortalama maaşının yüzde 28.28’ini götürdü. Böylece bir memur, ortalama maaşının yüzde 71.5’ini yalnızca gıda ve barınma harcamalarına ayırmak zorunda kaldı.

Diğer ihtiyaçlarını karşılamak için ise maaşının yüzde 28.5’i kaldı. Başka bir ifade ile memur ailesinin bir aylık ulaşım, ısınma, haberleşme, temizlik gıda gibi zorunlu ihtiyaçları için elinde 622.81 lira kaldı.

YÜZDE 3 KARŞILAMAZ!

Asgari geçim sonuçlarına ilişkin açıklama yapan Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, vatandaşın cebine yansıyan enflasyonun çift haneli rakamlara ulaştığını belirterek, bir memurun maaşının yüzde 70’den fazlasının sadece yeme içme ve kiraya gittiğini söyledi. Memur maaşlarına ek zam yapılmasının zaruri hale geldiğini öne süren Koncuk, şu değerlendirmelerde bulundu: “2013 yılında yapılan toplu sözleşme rezaleti kamu çalışanlarını zor durumda bıraktı. Bu gerçeği görmezden gelenler, ek zam talebimize de gözlerini kapatmakta, başlarını kuma gömerek kaçacaklarını sanmaktadırlar. Oysa gerçekler gün gibi ortadadır. Vatandaşın cebine yansıyan, mutfak enflasyonu resmi verilere göre yüzde 10’u aşmış durumdadır.”

 

CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN BÜTÇE KONUŞMASI’NDAN ÖNE ÇIKANLAR

Cumhuriyet’in haberine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bütçe konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Kayıt dışı bütçe var. 36 milyar bunlardan birisi. Döner sermayeler, vatandaş para veriyor. 35 milyar lira. Bu bütçede yok. Niye yok? Hangi gerekçe ile yok? Neden koymuyor? Siz yeri geldiğinde hesap vermeyecek misiniz? Siz bütçeyi, babanızın çiftliği gibi kullanamazsınız. Parlamento’nun düzenlemesi vardır. Yasası, kuralları vardır. İstediğim gibi kullanırım, istediğim hesabı verir istediğim hesabı veremem. Bu doğru değil. 35 milyar lira eski para ile 35 katrilyon lira yine bütçenin denetimi dışındadır. TOKİ’nin hesabını bilen var mı? Niye gelmiyor buraya neden çıkardılar bütçeden? 157 rapor geldi nihayet. Bu raporlarda birden fazla sıkıntı var. Bu raporla Sayıştay tarafından kuşa çevrilerek geliyor. Sayın cemil Çiçek’e sesleniyorum. Sayın Başkan TBMM adına kamu harcamalarını denetleyen kurum özle bir çalışma ile denetçilerinin raporlarını kuşa çeviriyor. Buna engel olun. Makaslanmıyor düzeltiliyorsa hangi gerekçe ile yapıldı bilmemiz gerekiyor.

Eğer Sayıştay’ın üzerinde bir vesayet varsa, bir siyasi baskı varsa o kurum TBMM adına sağlıklı denetim yapamaz. Bunun sorumlusu da sayın Cemil Çiçek’tir. Orman Su İşleri Bakanlığı’nın bütçeleri denetleniyor. Milli Parkların kiralanması ile ilgili büyük olaylar var. Denetim raporları, denetim kurulundan da geçiyor. Parlamento’ya gelecek fakat karanlık bir el tekrar devreye giriyor. Aynı kurul raporu yeniden incelemeye alıyor. Rapor gerçek anlamda kuşa çevriliyor ve önümüze geliyor. Bunun muhatabı hükümet değil. Hükümetin burada bir kabahati yok. Sayıştay’a sahip çıkmayan Parlamento. Sayın Cemil Çiçek’e soruyorum: hangi gerekçe ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Milli Parklarla ilgili raporu ikinci defa komisyona gelip makaslanıyor. Bunun bilgisini istiyoruz.

Sayın Başbakan da duyuyor herhalde, gerekli mali tablolar alınamadığı için denetim yapamıyoruz diyor Sayıştay. Hangi gerekçe ile bu tablolar verilmedi? Siz, ben sayın Çiçek bilmiyor. Hükümet biliyor ama. Burada sorumlu hükümettir. Sayın Davutoğlu’na birinci sorum: Hangi bakanlıkların mali raporları denetim elemanlarına ibraz edilmedi. Hangi gerekçe ile. Ben merak ediyorum. Size oy verecekler en azından oy verirken vicdanları rahat etsin diye cevaplarını bekliyorlar. Hükümetin bir bütçe, ekonomi politikası var mı? Neyi hedefliyor. 12 yıldır yapısal reformlardan bahsediyorlar.

Bu büyüme masalı ile bu milleti artık aldatmayın. Kişi başına milli gelir, 2014 yılında 10 bin 537 dolar. 4-5 yılda 93 dolar artmış. Parlamento’ya hangi yüzle gelip bu bütçeyi getiriyoruz bize oy verin diyorlar.  Bütün Cumhuriyet hükümetlerinin harcadığı paradan 1 trilyon dolar daha fazla harcadılar. Ortalama büyüme yüzde 4.7 En son rakamlar çok daha kötü.

Vatandaş borç batağı içinde. Nefes alamıyor. Evde tencere kaynayacak mı? vatandaşın derdi bu. Bu rakamlar yanlışsa çıkıp özür dileyeceğim. Doğruysa hükümet çıkıp bu milletten özür dilesin. Borçtaki artış yüzde 11 bin 954. Cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümet bunu yaşatmadı.

İran bilimsel yayınlarda bizi geçti. Bu ayıp bu hükümete yetiyor zaten. Siyasette, ahlakı egemen kılmadığınız zaman bozulma başladığında, yolsuzluk olduğunda bu tablo karamsar bir tablo olarak ortaya çıkar. Siz aklın zenginleşmesine karşı çıkan bir milli eğitim politikasını hayata geçiren bir hükümet ile karşı karşıyasınız.”

‘6 AYDA 9 BİN KİŞİ İŞ İSTİYOR’

İşsiz sayısının arttığını söyleyen Kılıçdaroğlu, “6 ayda 9 bin kişi iş istiyor. İşsizlik yüzde 10’u geçti. Genç nüfusta işsizlik yüzde 20’lerde. Üniversite mezunlarında yüzde 20,25’lerde. Beyefendilerin çocukları işsiz değil. Bir eli yağda bir eli balda” diye konuştu.

‘BONZAİ TÜKETİMİ NİYE BU KADAR ARTTI? SİZ Mİ TEŞVİK EDİYORSUNUZ?’

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu eleştiren Kılıçdaroğlu, “Sayın Başbakan, Bonzai tüketimi niye bu kadar arttı? Siz mi teşvik ediyorsunuz?  Boşanmalar niye arttı. Aile yapısı neden bu kadar derinden sarsılıyor. Uyuşturucu batağına, fuhuşa bu ülke  neden sürükleniyor?” diye konuştu.

 ‘İLK KEZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ YANDAŞ İŞ ADMALARININ TAHSİLATÇISI KONUMUNA GETİRİLDİ’

Kılıçdaroğlu, “Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, Türkiye Cumhuriyeti devleti, yandaş iş adamalarının tahsilatçısı konumuna getirildi.  Bir devlet, bir yandaşın tahsilatçısı olur mu? Böyle bir şeyi nasıl yaparsanız? Bu hükümetin burada oturacak yeri bile yoktur. Yatacak yeri yoktur” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, “Bu hükümetin bir markası daha var. Saman ithal ettiler” dedi.

‘HÜKÜMET İLE MEMUR-SEN EL ELE KOL KOLA GİTTİLER, MEMURLARA EN BÜYÜK KAZIĞI ATTILAR’

Memur-Sen’nin “Sarı sendika” olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu,  “Hükümet ile Memur-Sen el ele kol kola gittiler. Memurlara en büyük kazığı attılar. 123 lira verdiler. Hayatlarından çok memnunlar öyle görünüyor memur arkadaşlarımız. Şimdi enflasyon farkı diye bağırıyorlar. Eğer bir sendika memuru satarsa, onun adı sarı sendikadır. Ve siz satıldınız. Kimse kusura bakmasın” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, “Sayın Başbakan, “Beni muhatap alın” diyordu. Biz de altına imza atıyoruz. Ama kaygılarımız var. Üstünüzdeki siyasi vesayetten kurtulacaksınız sayın Başbakan. Sizin boynunuza davulu astılar. Tokmak yukarıdaki birisinin elinde. Olmaz, olmaz arkadaşlar, olmaz. Siz kendiniz Başbakan olarak yetkilerinizi sonuna kadar kullanacaksınız, biz eleştiririz eleştirmeyiz o ayrı bir şey ama Türkiye’de çift başlı yönetim olmaz. İki tipik örnek vereceğim ve kısa keseceğim bu bölümü. Birincisi şu: 26 Kasım 2014, Sayın Cumhurbaşkanı açıklama yapıyor: “BAĞ-KUR’lulara kredi vereceğiz, şunu yapacağız, bunu yapacağız, inşallah bu öğleden sonra gerçekleşecek.” Ben merak ediyorum, ya Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı var mı? Var. Kime bağlı? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına bağlı. Açıklamayı yapacaksa o yapsın. Haydi o yapmadı, Başbakan olarak siz yapın; siz de yapmıyorsunuz, hiç bu konularda yetkisi olmayan birisi yapıyor. O zaman bizim kafamızda kocaman bir soru işareti: Bu ülkeyi kim yönetiyor? Kocaman bir soru işareti. Çiftçiye kredi açılacaksa, esnafa kredi açılacaksa, memura bir avantaj sağlanacaksa bunu açıklayacak olan Sayın Başbakandır. Yukarısı açıklarsa tokmak orada, davul burada olmuyor, ses çıkmıyor, farklı bir ses çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, “Ahenk yok. Devlet yönetiminde ahenk yok. O nedenle söyledim, iki koltuk da boş gibi görünüyor. E birbirinizin işine karışıyorsunuz. Affedersiniz, siz karışmıyorsunuz, o sizin işinize karışıyor. Olmaz. Olmaz böyle bir şey” dedi.

Kılıçdaroğlu, “Sayın Putin geldi, Sayın Erdoğan’la toplantı yaptılar. Doğal gaz dolayısıyla yüzde 6’lık indirimi görüştüler. Putin de çıktı, açıklama yaptı. Ya bu konuda Enerji Bakanının bir açıklaması var “Yüzde 6 yetmez” diye. Pazarlığı kim yapıyor? Siz Hükûmet değil misiniz? Neden müdahale etmiyorsunuz? O nedenle siz, bu eleştirilerimi sakın ola ki size yönelik, sizi karalamak için yapılan bir eleştiri olarak algılamayın Sayın Başbakan. Bu eleştirinin temel mantığı, bulunduğunuz koltuğa sahip çıkın. E ben onun için eleştiriyorum. Birisinin sizin alanınıza müdahale etmesine izin vermeyin. Verirseniz sizin Başbakanlığınız sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada tartışma konusu olur. Sayın Başbakan arada bir çok güzel laflar da ediyor, cümleler de kuruyor. Kendisine gerçekten minnettarım, o ifadeleri kullandığı için. 27 Ağustos 2014’te bir açıklaması var. Siyaseti erdem ve ahlak meselesi olarak görüyor. Yürekten kutluyorum. Siyaset erdem ve ahlak meselesidir. Ayrıca şunu da söylüyor: Siyasetimizin ahlakı Şeyh Edebali’nin ahlakıdır. Bunun altına da hiç kuşkusuz hepimiz imza atarız. Şeyh Edebali’nin ne olduğunu hepimiz biliriz. O ahlakı yüceltmek hepimizin ortak görevidir Ahlakın bütün inançların ortak paydası olduğunu da bilerek söylüyorum, gayet güzel bir cümle ve Sayın Davutoğlu şöyle söylüyor: “Kadim şehirlerimizde -ki bunun başında İstanbul geliyor- dikey değil, yatay mimariyi geçerli kılacağız.” diyor. Çok güzel Sayın Başbakan, yatay mimariyi geçerli kılacaksınız” açıklamasında bulundu.

‘İSTANBUL ZEYTİNBURNU’NDA 16/9 KULELERİ, SULTANAHMET CAMİİ’NE BİR HANÇER GİBİ SAPLANMIŞ’

Kılıçdaroğlu, “Ben şimdi size -Başbakansınız, başbakanlığınızı kanıtlayacaksınız- güzel, açık, net bir örnek vereceğim. İstanbul Zeytinburnu’nda 16/9 kuleleri, Sultanahmet Camii’ne bir hançer gibi saplanmış. Onun siluetini bozuyor. Mahkeme kararı çıktı, tıraşlanması lazım. Eski Başbakan “Ben ‘tıraşla’ dedim, tıraşlamadı. Ben de küstüm.” dedi. Şimdi siz Başbakansınız. Hukuka, Şeyh Edebali’ye yollama yapıyorsunuz, güzel.

Önce bu dairelerden söz edeyim size, bu apartmandan. Bu dairelerin fiyatı 1 milyonla 4 milyon arasında değişiyor. Eski fiyatla 1 trilyonla 4 trilyon arasında değişiyor. Kimler aldı buradan daire? Eski Bağcılar Belediye Başkanı, eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri, Genel Sekreter Yardımcısı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu Başkanı, Zeytinburnu Belediyesi İmar Komisyonu Başkanı ve sizinle beraber görev yapan Sayın Nihat Zeybekci. Onun birden fazla dairesi var. İşin garip tarafı şu: Bu kadar büyük bir bedeli hiçbir yerden kredi çekmeden “şak” diye ödemişler. Bunu hafızanızın bir köşesine koyun Sayın Başbakan. Benim sormak istediğim şu: Siz hukuku egemen kılacak mısınız? Mahkeme kararlarını uygulayacak mısınız? Anayasa’nın 138’inci maddesini gündemde tutacak mısınız, ona uyacak mısınız? Onu tıraşlarsanız, diyeceğim ki: “İşte, gerçek Başbakan. Tıraşlamazsanız, kusura bakmayın, Başbakanlığınız tartışma konusu” dedi.

‘SAYIN BAŞBAKAN, SİZ NİYE BU KAÇAK SARAY KONUSUNDA HİÇ KONUŞMUYORSUNUZ?’

Kılıçdaroğlu, “Sayın Başbakan belki de heyecanla “Ey Kılıçdaroğlu, Yalova’da ağaçlar kesiliyor sen neden konuşmuyorsun? Hiçbir şeyini duydunuz mu?” diye çağrı yaptı. Haklı, doğru. Bizim ağaç konusunda duyarlılığımız varken “Niye konuşmadın?” diye soruyor. Hâlbuki bir gün beklese konuşacağım. Neyse… Konuştuk, doğru bulmadığımızı söyledik. Neden doğru bulmadığımızı da anlattık. Ama benim Sayın Başbakana bir sorum var. Bana sordun ben cevabını verdim, düşüncelerimi aktardım. Sayın Başbakan, siz niye bu kaçak saray konusunda hiç konuşmuyorsunuz? Niye konuşmuyorsunuz? Sayın Arınç konuştu, “İsraftır.” dedi, siz niye konuşmuyorsunuz? En çok sizin konuşmanız lazım. Neden biliyor musunuz? Nedeni şu: Bakın, değerli arkadaşlar, Şubat 2012 3 kurum bir araya geliyorlar; Başbakanlık, Orman Genel Müdürlüğü, TOKİ. Bir protokol hazırlıyorlar. Başbakanlık binası yapılmak üzere protokol imzalanıyor ve uygulamaya geçiliyor” dedi.

‘BAŞBAKANLIK BİNASI OLARAK YAPILAN BİR BİNAYI HANGİ GEREKÇEYLE SİZ CUMHURBAŞKANLIĞINA TAHSİS ETTİNİZ?’

Kılıçdaroğlu, “Sayın Başbakan, Başbakanlık binası olarak yapılan bir binayı ve protokolü hangi gerekçeyle siz Cumhurbaşkanlığına tahsis ettiniz? Hangi gerekçeyle? Başbakanlık için yapıldı. Giderken binayı da götürüyor.  E, siz demeyecek misiniz, “Ya, bu bina Başbakanlık için yapıldı, protokol var ortada. Nasıl olur da siz gidersiniz? Şimdi, bu binayla ilgili, bu kaçak sarayla ilgili bazı rakamlar vereceğim, hepiniz de hayret edeceksiniz, eminim. Bu rakamlar bana ait değil, devletin bir denetim kurumuna ait, Sayıştaya ait. Kaçak sarayda ciddi yolsuzluklar var. Örnek: “Makine ile her derinlikte yumuşak ve sert toprak kazılması.” Tanım böyle. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının belirlediği fiyat, metreküpüne 3 lira 10 kuruş. Müteahhide verilen fiyat ne biliyor musunuz? Para 37 lira 19 kuruş, fark yüzde 1120. “Makine ile her derinlikte yumuşak ve sert küskülük kazılması.” Fark yüzde 980. “El ile kum ve çakıl serilmesi.” Fark yüzde 1915. Bir liste var, Sayın Başbakan, arzu ederseniz ben bu listeyi size veririm; arzu ederseniz, Başbakansınız, Sayın Cemil Çiçek Sayıştaydan bu raporu getirir, önünüze koyar. Soru şu: Bu kadar büyük fiyat farklarının olduğu bir yerde siz bir soruşturmayı başlatacak mısınız, başlatmayacak mısınız? Siz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruyacak mısınız, üstüne şal mı örteceksiniz? Bunu öğrenmek istiyorum” diye konuştu.

‘SAYIN BAŞBAKAN ARADA BİR CELALLENİYOR TABİİ, HAKLI’

Kılıçdaroğlu, “Tabii, Sayın Başbakan arada bir celalleniyor tabii, haklı. Şunu söylüyor: “Milletin hakkına uzanacak eli kardeşimiz olsa koparırız.” diyor. Eyvallah, hiç itirazımız yok. AK PARTİ kadroları şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele konusunda töhmet altında bırakılamaz.” Eyvallah, o zaman gereğini yap. Konuşmak değil, herkes konuşur. Başbakanlık makamları konuşma makamı değil, gereğini yapma makamlarıdır. Gereğini yaparsanız size saygı duyarız. Size haksız bir eleştiri getirmek doğru değil ama gereğini yapmazsanız eleştirmek zorundayız. O sarayla ilgili Ebu Zer örneğini vermiştim. Sahabedir, makamı Adıyaman’dadır. Muaviye Şam’da kendisine görkemli bir yeşil saray yapıyordu, bunun gibi. Ebu Zer gitti ve Muaviye’ye aynen şunları söyledi: “Ey Muaviye, bu sarayı halkın parasıyla yaptırdıysan hırsızlıktır, haksızlıktır; eğer bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan israftır, haramdır. Sizden sadece ve sadece Ebu Zer’in düşüncelerine tercüman olmanızı istiyorum. Bakın, Ebu Zer’in düşüncelerine tercüman olmanızı istiyorum. Şimdi, bakın, bu sarayın kaçak olduğunu söyledik, hukuksuz olduğunu da söyledik. Bu kürsüde bu Meclise Adalet Bakanı en sonunda “Evet, yargı kararı var.” dedi. O da dedi ki: “Burada bir hukuksuzluk var.” Ne dedi Sayın Cumhurbaşkanı: “Güçleri yetiyorsa yıksınlar.” Biz yıkmaktan yana değiliz, onu da söyleyeyim başta ama “Güçleri yetiyorsa yıksınlar.” ne demek biliyor musunuz? Sayın Davutoğlu, size açıkça meydan okuyor. Çünkü onu yıkacak olan sizsiniz, ben değilim. Yargı kararını uygulayacak olan sizsiniz. “Güçleri yetiyorsa yıksınlar.” diyor. E, sizin gücünüz yeter mi? Ben şahsen yetmeyeceği kanısındayım, kimse kusura bakmasın. Bu konuda samimi düşüncemi söyleyeyim: Güçleri yetmez. Ve işin bir başka garip tarafı değerli arkadaşlarım, sarayın fiyatını soruyorlar; ya, maliyeti kaç? Maliyeti kaç lira bunun? Maliye Bakanı Plan Bütçe Komisyonunda bir açıklama yaptı, 1 milyar 370 milyon lira diye bir rakam yanlış hatırlamıyorsam, yani eski fiyatla 1 katrilyon 370 trilyon liraya yapıldı. Bilgi Edinme Yasası’na göre, Ankara Mimarlar Odası TOKİ’ye yazı yazıyor, diyor ki: “Bunun gerçek fiyatları nedir, bize bildirin.” Verdiği cevap ne biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? “Açıklanması ya da zamanından önce açıklanması hâlinde ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar verecek veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi ve belgeler bu kanun kapsamına girmediği için size bildiremiyoruz fiyatı.” Yahu, açıklanması hangi ekonomiye zarar verecek? Malı götürdüyseniz zaten yeteri kadar götürdünüz, fiyatları açıkladık. Nasıl oluyor da böyle bir şeyi siz açıklamıyorsunuz? Hangi gerekçeyle açıklamıyorsunuz?” diye sordu.

‘METREKARESİ 8 BİN LİRAYA YAPILAN JAKUZİLER  METREKARESİ 8 BİN LİRAYA YAPILAN BUHAR ODALARI VAR’

Kılıçdaroğlu,  “Neden açıklanmıyor biliyor musunuz, ben size söyleyeyim: Metrekaresi 8 bin liraya yapılan jakuziler var, biliyor musunuz? Metrekaresi 8 bin liraya yapılan buhar odaları var. Sizin vicdanınız buna elveriyor mu? Benim vicdanım elvermiyor, ben rahatsızım. Sizin vicdanınız elveriyorsa hiç itirazım yok. Ebu Zer örneğini özellikle verdim. O zaman, hepimizin oturup düşünmesi lazım. Kendi parasıyla yapsa vallahi ses çıkarmayacağım ama bu milletin fakir fukarasının parasıyla yapıldı o saray, kaçak saray; yazık, günah değil mi?

Efendim, o itibarmış. Büyük saraylar hiçbir topluma itibar kazandırmamıştır, örneği de yoktur dünyada, itibar kazandıran saray. Merkel nerede oturuyor, biliyor musunuz? Dairesinde oturuyor. Almanya’nın itibarı sıfır, böyle mi düşüneceğiz? Japonya’ya bakın veya Amerika’ya bakın, bizim kaçak saray onun yanında 3 misli, 4 misli daha büyük; gariban Amerikalı, itibarı sıfır! İtibar bilgiyle olur, itibar üretmekle olur; itibar sizin üniversitelerin yayınladığı bilgilerle, raporlarla olur; itibar ahlakla olur, erdemle olur; itibar adaletle olur. Eğer bunlar varsa itibarlısınız, bunlar yoksa itibar yoktur” ifadelerini kullandı.

‘SAYIN BAŞBAKAN KİMSENİN KOLUNU KOPARMAYIN, SADECE DEVLETİN KURUMLARINI HAREKETE GEÇİRİN’

Kılıçdaroğlu, “Ve bir başka kaçak iş: Sayın Başbakan diyor ya, “Kolunu koparırım kim yolsuzluk yaparsa.” Sayın Başbakan, kimsenin kolunu koparmayın, sadece devletin kurumlarını hareket geçirin o kadar, biz onu istiyoruz. Size bir hikâye anlatacağım; 1,5 ton altın hikâyesi değerli arkadaşlar. 1 Ocak 2013, Gana’dan bir uçak kalkıyor, Atatürk Havalimanına iniyor. Gümrükçüler gidiyorlar, “Ne var içinde?” diyorlar, “Vallaha, içinde doğal taş var.” diyorlar. “Ya, Türkiye’nin her tarafı taş, yani bizim ihtiyacımız yok. Kime getirdiniz bunu?” adres de veriyorlar, adresi okuyayım: Güzelyurt Mahallesi, Yıldırım Beyazıt Caddesi, Delta Apartmanı, A2 Blok, No:22, Beylikdüzü/İstanbul. “Buraya getirdik.” diyorlar. “Açın ya, bu taşları bir görelim.” diyorlar. Açıyorlar kapağı, içinden 1,5 ton doğal taş değil 1,5 ton altın çıkıyor; 1,5 ton altın. Şimdi, değerli arkadaşlarım, siz kaçak televizyon getirseniz televizyona el koyarlar, bisiklet getirseniz bisiklete el koyarlar, bilye getirseniz bilyeye el koyarlar. 1,5 ton altına hangi gerekçeyle el konmadı -bir diğer soru Sayın Başbakana- hangi gerekçeyle? El konulan mallar nerede satılıyor? Ulus’ta TASİŞ mağazasında satılıyor. Merak eden milletvekili arkadaşlarım gitsinler, görsünler orada. Elbise de var onların içinde, televizyon da var, sehpa da var, her şey var. Kaçak geliyorsa el konulur. 1,5 ton altın geliyor, kaçak geliyor, el konulmuyor” diye konuştu.

‘GANA’DAN DÜZENLENEN BELGELER’

Kılıçdaroğlu, “Size müfettişin raporunu da okuyayım Sayın Başbakanım: “Gana’dan düzenlenen belgeleri” Rıza Zarraf devreye giriyor, telefon ediyor, “Rüşvet ver kurtar. Gümrük dediğin nedir?” diyor. Karşıdaki kişi diyor ki: “Teoman’a neler yaptın, ne vaatler…” Adam “Ben memuriyetimi yakmam, almam rüşvet.” diyor. Bunu sonra başka yere gönderdiler, rüşvet almaya adamı, ödüllendirerek başka yere gönderdiler. Şimdi, ben şu soruyu da merak ediyorum Sayın Başbakan: Mala el koymadınız. Gümrük müfettişlerinin raporu var, onu da gördünüz. Görmediyseniz ben size o raporu da göndereyim. Uçağı gerisin geriye gönderdiniz, altınla geri gönderdiniz, el koymadınız. Birinci sorum: Neden el koymadınız kaçak mala? İkinci sorum şu değerli arkadaşlar, daha garip bir şey: Altınlar geri giderken bakıyorlar, 292 kilo altın yok, 292 kilo altın yok. Bir diğer soru şu Sayın Başbakan: 292 kilo altını kim yürüttü, kim götürdü? Bugüne kadar… Bakın, Rıza Zarraf hiç şikâyet etmiyor, “Ya, altınlarım gitti.” demiyor, mahkemeye de müracaat etmiyor ama hakkında bir yazı çıksa koşuyor mahkemeye, doğru tekzip gönderiyor. 292 kilo altının fiyatını söyleyeyim: 14 milyon 600 bin dolar. Hangi gerekçeyle bu altın geri gönderildi? Kim 292 kilo altını aldı? Şimdi, siz Başbakansınız, emrinizde devletin bir sürü kurumları var, harekete geçirin. Bunu da ben kısaca burada keseyim. Sizden bunun yanıtı bekliyorum, Parlamento da bekliyor, Parlamento da bekliyor. 1.5 milyon Suriyeliyi Türkiye’ye getirdiniz. Ben soruyu size sormuyorum arkadaşlar, soruyu buraya soruyorum. Siz bu Hükûmeti şımartıyorsunuz. Yasaya uymuyor ses çıkarmıyorsunuz, yolsuzlukları var ses çıkarmıyorsunuz, yasa dışı işlemler yapıyorlar ses çıkarmıyorsunuz. Ben o nedenle size sormuyorum. Zaten sizden bir şey de beklediğimiz yok, bunlara soruyorum ben. Niye alınıyorsunuz?” diye konuştu.

‘BUNLAR YÜRÜTME ORGANI, NELERİ YÜRÜTTÜKLERİNİ ÖĞRENECEĞİZ’

Kılıçdaroğlu, “Siz, yasama organıyla yürütmeyi karıştırıyorsunuz. Bunlar yürütme organı, neleri yürüttüklerini öğreneceğiz. Bu kadar basit. (CHP sıralarından alkışlar) Siz yasama organısınız, hesap sorması gereken organ sizsiniz. Size biz hesap sormuyoruz ki, gerçekleri anlatıyoruz, sorularımızı soruyoruz. Varsa bir yanlışımız çıkar burada anlatırlar. Hükûmet onlar değil mi? Neden onların sorumluluklarını üstleniyorsunuz? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen insanların sorumluluğunu niye üstleniyorsunuz? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Suriye’de kan akıyor. Sayın Başkanın söylediği bir cümle vardı, çok önemli, bir toplantıda söylemişti: “Birisi saldırıyor ‘Allah Allah’ diye, öbürü de saldırıyor ‘Allah Allah’ diye ve birbirlerini öldürüyorlar.” Bu tabloyu kim hazırladı? Kim hazırladı bunu? Yazık günah değil mi orada ölen insanlara. 1.5 milyon Suriyeli Türkiye’de. Gidin bakın bakalım, o kadınlara, o gencecik kızlara neler yapılıyor Türkiye’de. Hadi bize inanmıyorsunuz, Birleşmiş Milletler raporlarını da mı okumuyorsunuz arkadaşlar? Ben insan oldukları için üzülüyorum, insan. Elbette kabul edelim, elbette

misafirlerimiz ama değerli arkadaşlarım, bu dış politikanın faturası bizim millete çıkıyor.  Neden bu politikayı siz övüyorsunuz? Hangi gerekçeyle övüyorsunuz? Hani iki ayı kalmıştı?” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, “Bakın, üç büyük merkezde büyükelçiliğimiz yok. Kahire’de yok. Kahire’de büyükelçiliğimiz yok, Şam’da büyükelçiliğimiz yok, Tel Aviv’de büyükelçiliğimiz yok ama Fransa’nın yetkilisi gidip pekâlâ Şam’da görüşebiliyor, Amerikan Dışişleri Bakanı görüşebiliyor. Biz büyükelçi göndermek istedik Mısır’a, Mısır “Sizin büyükelçinizi istemiyoruz.” dedi. Bu ayıp yetmez mi arkadaşlar? Bizim Mısır’la ne alıp veremediğimiz var? Darbeye karşıyız, elbette karşıyız darbeye. Darbeye karşıyız diye gidip orada darbe mi yapacağız? Demokratik yollardan söylersin, düşüncelerini açıklarsın, darbenin yakışmadığını söylersin, darbeye karşı olduğunu söylersin ama bir halkı toptan düşman ilan edemezsin. Evet, bir halk toptan düşman ilan edildi. El Ezher’in şeyine söylenen laflar yutulacak sözler mi? Gidin, Mısır’da taksiye binin bakayım, Türk olduğunuzu söyleyin, bakayım ne söyleyecekler size? Değerli arkadaşlarım, ilk kez Türkiye böyle bir tabloyla karşı karşıya. Buradan bütün yurttaşlarıma sesleniyorum: Asla karamsar olmayın, asla karamsar olmayın. Türkiye büyük ülkedir, Türkiye güçlü ülkedir, bütün sorunlarını aşar bu Hükûmete rağmen.

Hepinize saygılar sunuyorum” diye konuştu.

 

HDP GRUBU ADINA KONUŞAN ADİL ZOZANİ:

Türkiye’nin 2014 yılı 3. çeyrek büyümesi OVP’de yüzde 2.9-3 aralığında bekleniyordu. Bugün açıklanan yüzde 1.7. Başından itibaren söylenenlerin ifade edilenlerin gerçeği yansıtmadığını ifade etmiş olayım. Genel Kurul bir ödeneği artıramayacak. Ya kabul edecek ya ret edecek. E sonu baştan belli bir tabloyu konuşuyoruz. Kabul edeceksiniz bu şekilde gidecek. Plan ve bütçe komisyonu sağlayabilir. 40 üyeli komisyonun parlamento aritmetiği ne olursa olsun 25 üyesi iktidar partisinin. 25 üyeli bir komisyonda hükümetin komisyonun önüne getirdiği bir bütçede bir yazı var mıdır? Yoktur.”

KADIN YOK SAYAN BİR BÜTÇE

GAP bölgesinde kişi başına düşen yıllık milli gelir 4 bin 500 dolar. Bu bütçe, cinsiyet eşitlikçi bir bütçe değil. Kadını yok sayan, kadın emeğini yok sayan bir bütçedir. Kadına sadece ev işlerini reva gören bir siyasi zihniyet ile karşı karşıyayız.

Kadının toplumsal yaşamdaki görünürlüğünü hak ettiği yere gelene kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Toplumsal özgürlüğün temel dinamiği kadının kendisidir.

Türkiye’de şu anda fiili başkanlık sistemi uygulanıyor. Sayın Başbakan kendisini bu sistem içinde ne olarak ifade ediyor; merak ediyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sokaktaki polise kadar talimat veriyor.

Bina fetişizmi ile hiçbir işim olmaz. Bizim esas önemsediğimiz Recep Amca’nın ayağındaki kara lastiktir. Sistemi baştan tartışma arzusundayız.

HDP ŞIRNAK MİLLETVEKİLİ HASİP KAPLAN

HDP grubu adına konuşan Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, bütçeye damgasını vuran en önemli konunun yolsuzluklar olduğunu belirterek “Yolsuzluklar kanser gibi yayıldı. İnsanlığı, adaleti, toplumu çürütüyor. Uluslararası Şeffaflık Örgütü 2014 sonuçlarına göre 175 ülke içinde 53’üncü sıradayken 64’e düştük. Avrupa’da 27’nci sıradayız. Avrupa Komisyonu’nun da içinde olduğu bir rapora göre yüzde 64,5 mahkemelerin tarafsızlığına ve bağımsızlığına inanmıyor. MİT, internet, HSYK, torba kanunlar hepsi sizin eseriniz. Yakında Kenan Evren davası da zaman aşımından düşecek. Burada Hasip Kaplan söyledi, diyeceksiniz. 12 Eylül darbecilerini de akladınız. Çünkü bütün 12 Eylül davaları zaman aşımına uğramaya başladı. Bugün Dünya İnsan Hakları gününde sizi insan haklarına davet ediyorum. Bu hükümeti insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı uygulanmaz, diye bir hüküm getirmeye davet ediyorum” ifadelerini kullandı.

‘OLAĞANÜSTÜ HAL ANAYASA’YA GÖRE İLAN EDİLİR’

Konuşmasında yeni yargı paketinde yer alan makul şüphe uygulamasına değinen Kaplan, “Sizin iktidarınız zamanında yurttaş makul şüpheli oldu. Kutsal savunma hakkını kaldırdınız. Avukatlar dosya incelemesin dediniz. El koymadan, gizli dinlemeye hukuku yok ettiniz. Polise mahkeme kararı olmadan gözaltı ve 48 saat tutma hakkı getirdiniz. Türkiye’de olağanüstü hal ilan ettiniz. Oysa ki Anayasa’ya göre bu ilan edilir. Sıkı yönetim olağanüstü halin ilan koşulları vardır” şeklinde konuştu.

‘ENERJİ RESMEN MAFYALAŞMIŞTIR’

Türkiye’nin cari açıkta açık vermesinin nedenini ithal edildiğini savunduğu enerjiye bağlayan Kaplan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Enerji alanı artık bu hükümet zamanında mafyalaşmıştır. Enerji resmen mafyalaşmıştır. Putin geldiği zaman Akkuyu Nükleer Santrali 22 milyar dolar hemen ÇED raporu çıkıyor. Japonlar geliyor. Sinop’ta 22 milyar hemen hallediyorlar. HES’lerde sınır tanımıyorsunuz. Sizin vicdanınız kurusun. Hükümet olarak tarihe en büyük kültür ve doğa katliamını yapmış hükümet olarak geçeceksiniz. Şu Hasankeyf resmine iyi bakınız. Tarih ve halk sizi affetmeyecek. Bunun için yaptınız. Osmanlı tarihi diyorlar. Osmanlı Türkçesi diyorlar. Marka diyorlar. Hasankeyf 15 bin yıllık marka değil miydi? Hasankeyfe kıydınız”

‘LANET OLSUN BU ENERJİ MAFYASINA’

Manisa’nın Soma ilçesine bağlı Yırca Köyü’ndeki zeytin ağaçlarının kesildiğini elinde taşıdığı Yırca zeytinliklerine ait fotoğrafla hatırlatan Kaplan, şunları kaydetti: “HES’lerde sınır tanımadınız ama zeytinlere kıydınız. Şu zeytinlere bakın. Zeytinler kutsaldı. Eski Yunan tanrıçaları onlara dokunanları öldürürdü. İdam ederdi. Tüm kutsal kitaplarda zeytin kutsal ağaçtı. Ahmed Arif, ‘Değil öyle yoksulluklar, hasretler. Bir tek başak dargın kalmayacak, bir tek zeytin dalı yalnız’ derken kıydınız efendiler, kıydınız. Zalimce kıydı bu enerji mafyası. Lanet olsun bu enerji mafyasına. Biraz vicdan sahibi olacaksınız vicdan. Ama siz cüzdan, cüzdan, cüzdan diye tutturmuşsunuz. Bu ülkeyi 20 yıllığına borçlandırdınız. Torunlarımızı da borçlandırdınız. Allah’ınızdan mı bulasınız diyeyim, ne diyeyim size?”

‘DİN TÜCCARLARINDAN HDP HESAP SORACAKTIR’

Konuşmasında silüeti bozduğu gerekçesiyle tartışılan 16/9 kulelerinin yer aldığı resmi göstererek hükümeti eleştiren Kaplan, “Tarihe sahip çıkalım derken tarihi katlettiniz. İşte size İstanbul’un silüeti. Bu sizin fotoğrafınız ey iktidar. Bu silüet sizin imar anlayışınız. Beton anlayışınız. Zalim anlayışınız. Hani tarihinize sahip çıkıyordunuz? Sultanahmet’in arkasında bu silüetler nedir? Güzelim İstanbul’u betona çevirdiniz. AVM’lere çevirdiniz her tarafı. Bu bütçe en çok kazananın en az vergi verdiği, en kazananın en çok vergi verdiği bir devlet, hükümet bütçesi bu . Bu bütçe Ermenekli Recep Amca’nın bütçesi değil. Bu bütçe zat-ı şahanelerin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Başkanın. İki Recep var. Bir bu Recep bir de bu Recep. Saraylarınız, dolarlarınız bol olsun fakat zekat vermeyen Müslümanlardan din tüccarlarından, vergi vermeyen zenginlerden HDP hesap soracaktır” dedi.

’36 KİŞİYLE İLGİLİ HANGİ İŞLEM YAPILMIŞTIR?’

6-7 Ekim Kobanê eylemleri üzerinden hükümete çağrıda bulunan Kaplan, “İnsanların her türlü baskıya maruz kalması için yasa çıkaracaksınız biz meydanlara dökülürüz dediğimiz zaman başbakan çıkacak, hayır siz cinayet işlersiniz, dersiniz. Peki bu muhalefet sussun mu? Bu muhalefet meydanlara çıkmasın mı, yürümesin mi, konuşmasın mı, gösteri yapmasın mı? 6-7 Ekim olaylarında hükümetin şu cevabı vermesi lazım. Hükümet İzmir’de öldürülen, Antep’te öldürülen Dargeçit’te, Varto’da, Esenyurt’ta bu öldürmelerin polis, jandarma ırkçı milis çeteler ve kendi güdümündeki gruplarca işlendiğine dair basında yer almasına rağmen 36 kişiyle ilgili hangi işlemi yapmıştır?” ifadelerini kullandı.

 

MALİYE BAKANI ŞİMŞEK’İN GENEL KURUL’DAKİ KONUŞMASININ TAMAMI

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Bugün 2013 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile 2015 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine başlıyoruz. Yoğun ve özverili çalışmalar sonucunda bu tasarıların Genel Kurula getirilmesinde emeği geçen Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine, Bakan arkadaşlarıma ve kamu idarelerinin temsilcilerine teşekkür ediyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilk olarak küresel ekonomiye ilişkin kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. Küresel krizin üzerinden altı yıl geçti ancak küresel ekonominin karşı karşıya olduğu hâlâ ciddi sorunlar var ve kriz öncesi seviyelere dönemedik. Küresel ekonominin 2014 yılında yüzde 3,3’le beklentilerin ve potansiyelin altında büyüyeceği beklenmektedir. Bunda temel olarak ABD ekonomisinin beklentilerinin altında büyümesi, avro bölgesinde süregelen durgunluk, jeopolitik gerginlikler, gelişmekte olan ekonomilerde yavaşlayan büyüme belirleyici olmuştur. Küresel büyümenin 2015 yılında yüzde 3,8; 2015-2019 döneminde ise ortalama yüzde 4 civarında olacağı tahmin edilmektedir. Tabii ki bu oranlar, kriz öncesi dönemde elde edilen yüzde 5’lik büyümenin oldukça altındadır” dedi.

Şimşek, “Gelişmiş ekonomilerde büyüme iyileşmekle birlikte potansiyelin altında seyretmektedir. 2013 yılında gelişmiş ülkeler yüzde 1,4 oranında büyümüş, 2014 yılındaysa yüzde 1,8 oranında, 2015-2019 döneminde ise ortalama yüzde 2,4 oranında büyüyeceği öngörülmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde büyüme performansı, zayıf talep ve yapısal sorunlar nedeniyle kriz öncesi dönemin de altındadır. Küresel finansal koşulların göreceli olarak sıkılaşması, Çin ekonomisinin yavaşlaması ve düşük emtia fiyatları bu yavaşlamada belirleyici olmuştur. Bu ülkelerin 2014 yılında yüzde 4,4; önümüzdeki beş yıllık dönemde ise yüzde 5,2 oranında büyüceği tahmin edilmektedir. Çin ve Hindistan hariç, gelişmekte olan ülkelerin 2014 yılında yüzde 2,7; 2015 yılındaysa yüzde 3,6 oranında büyüyeceği tahmin edilmektedir. Küresel ekonomide zayıf talebin etkisiyle ticaret hacmindeki artış hâlâ kriz öncesi seviyelerin oldukça gerisindedir. 2003-2007 döneminde küresel ticaret hacmi ortalama yıllık yüzde 8,4 büyürken, 2008-2013 döneminde sadece yüzde 2,9 oranında büyümüştür. Dünya ticaret hacminin 2014 yılında yüzde 3,8; 2015 yılında ise yüzde 5 artması beklenmektedir. Küresel iktisadi faaliyetteki sınırlı toparlanmanın etkisiyle küresel enflasyon düşük kalmıştır. IMF 2013 yılında yüzde 3,6 olan küresel enflasyonun 2014 ve 2015 yıllarında yüzde 3,9 olacağını öngörmektedir. Enerji ve endüstriyel metal fiyatlarında son dönemde yaşanan düşüşün kalıcı olması hâlinde enflasyon bu tahminlerin altında da gerçekleşebilecektir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın başında da söylediğim gibi küresel ekonomi hâlâ ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Şimdi sizlere küresel ekonominin karşı karşıya olduğu temel bazı risklerden bahsetmek istiyorum” diye konuştu.

Şimşek, “Küresel ekonominin önündeki en önemli risk avro bölgesindeki yavaş büyümenin devam etmesi ve bölgenin 90’lı yıllardaki Japonya gibi deflasyonist bir sürece girmesidir. Bu, Türkiye ekonomisi için de en büyük risklerden bir tanesidir. Gelişmekte olan ülkelerde büyümenin daha da yavaşlaması, Çin ekonomisinde sert bir düşüş, diğer bir temel risk olarak karşımıza çıkıyor. Diğer önemli bir risk ise FED’in yani Amerikan Merkez Bankasının faiz artırımının finansal piyasalarda yaratabileceği aşırı oynaklık ve sermaye akımlarının tersine dönmesidir. Ancak Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının genişletici para politikası uygulamalarına devam ediyor olması bu riski belli ölçüde dengeleyecek bir unsurdur. Öte yandan, jeopolitik gerginliklerin artması küresel ekonomik görünümü aşağı çekebilecek başka bir risk olarak karşımıza çıkıyor. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu bölümde Türkiye ekonomisinin görünümü hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. 2013 yılında hedeflediğimiz gibi yüzde 4,1 oranında büyüyen Türkiye ekonomisinin 2014 yılında bir miktar yavaşlayarak yüzde 3,3 büyüyeceğini tahmin ediyoruz” dedi.

Şimşek, “Şimdi, tabii, bugün üçüncü çeyrek rakamı çıktı, yüzde 1,7. Bu, aslında öngördüğümüze yakın. Biz, yüzde 2,2’lik bir büyüme öngörüyorduk üçüncü çeyrekte yani bizim 3,3’lük tahmininde yüzde 2,2 var. Buradaki temel sapma tarım sektöründen kaynaklanıyor. Tarımda maalesef son on üç yılın en büyük kuraklığını yaşadık ve tarımda üçüncü çeyrekte biliyorsunuz ekonomide ağırlığı büyük ve tarımın tabii ki küçülmesiyle, daralmasıyla üçüncü çeyrekte üçüncü çeyrek rakamı öngördüğümüz yüzde 2,2’nin bir miktar aşağısında, yüzde 1,7 olarak gerçekleşmiştir. Dolayısıyla orta vadeli programda hâlâ öngördüğümüz rakama yakın bir büyümeyi gerçekçi olarak görüyoruz. Tabii, büyüme tahminlerinde aşağı yönlü revizyon sadece Türkiye’ye özgü bir durum değildir. IMF 2014 yılı büyüme tahminlerini, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için 2 kez aşağı yönlü bu sene revize etmiştir. Türkiye’nin 2014 yılı büyüme performansı Latin Amerika’daki gelişmekte olan ülkeler için öngörülen yüzde 1,3’ün, gelişmekte olan Avrupa için öngörülen yüzde 2,5’in, Çin ve Hindistan hariç gelişmekte olan ülkeler için öngörülen yüzde 2,7’nin üstündedir. Tabii, Türkiye, bu büyüme performansını en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliğinde süregelen ekonomik durgunluk, Irak ve Suriye’deki iç savaş ve küresel sermaye girişlerindeki azalmaya rağmen elde etmiştir. Yani zor bir konjonktürden geçtiğimiz açık ve nettir. 2015 yılındaysa küresel ekonomide beklenen toparlanma ticaret ortaklarımızdaki büyümenin hızlanması iç talepte bir miktar canlanmayla büyümenin yüzde 4 olmasını öngörüyoruz. Ayrıca, son dönemde petrol fiyatlarında yaşanan düşüşün kalıcı olması büyümeyi yukarı yönlü tabii ki destekleyecektir” diye konuştu.

Şimşek, “Orta uzun vadeye gelince, siyasi istikrar, güçlü kamu mali dengeleri, sağlam bankacılık sektörü, dinamik Türk özel sektörü, genç nüfusumuz, sağlıklı hanehalkı bilançosu, başarılı ihracat pazar çeşitlendirmesi, esnek kur rejimi ve makroihtiyati politikalar büyümeyi destekleyen ve dış şoklara karşı Türkiye’yi dirençli kılan unsurlar olmaya devam edecektir. Tabii, küresel ekonominin sorunları ve bölgesel sorunlardan az etkilenmek için biz güçlü mali dengelerimizle bu dönemde istikrarı önceliklendirdik. 2015 için de böyle bir çerçeve çizeceğiz. Birçok ülkenin kamu açıklarının ve borç stoklarının yüksek seyrettiği bir dönemde güçlü kamu mali dengeleri Türkiye’yi diğer ülkelerden pozitif yönde ayrıştırmakta ve çıpa görevi görmektedir. Türkiye genel devlet açığında, küresel kriz yılı olan 2009 hariç son on yıldır Maastricht Kriteri’ni sağlamıştır. 2002 yılında yüzde 10,8 olan genel devlet açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2014 yılında yüzde 0,8 olmasını bekliyoruz. Bu oran Maastricht Kriteri’nin üçte 1’inden ve gelişmekte olan ülke ortalamasının yarısından azdır. Orta Vadeli Program dönemi sonunda yüzde 0,1 ile genel devlet fazlası vermeyi öngörüyoruz. Diğer taraftan, 2002 yılında yüzde 74 olan Avrupa Birliği tanımlı borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranını 2014 yılında yüzde 33,1’e, program dönemi sonunda ise yüzde 28,5’e düşürmeyi hedefliyoruz. Borç yükümüz 2014 yılı itibarıyla avro bölgesi ortalamasının yaklaşık üçte 1’i, Maastricht Kriteri’nin ise neredeyse yarısı kadardır” dedi.

Şimşek, “Mali disiplin sayesinde ülkemiz önemli kazanımlar elde etmiştir. 2002 yılında vergi gelirlerinin yüzde 85,7’si faiz ödemelerine giderken, bugün bu oran yüzde 14,3’e kadar gerilemiştir. Bu, 1983’ten beri en düşük orandır. 2002 yılında yüzde 62,7 düzeyinde olan iç borçlanma faiz oranı 2014 Aralık itibarıyla yüzde 8,1’e inmiştir. Reel faiz oranları ise 2002 yılında yüzde 25,4 iken Kasım 2014 itibarıyla eksi 1,4’e kadar düşmüştür. Hükûmetlerimiz döneminde faiz yükünün azalmasıyla elde ettiğimiz mali alanı eğitim, sağlık ve altyapı için kullandık, vergi oranlarını düşürerek özel sektör yatırımlarının ve istihdamının önünü açtık. 1993-2002 döneminde reel olarak yüzde 5 daralan özel sektör yatırımları mali disiplini sürdürdüğümüz son on iki yıllık dönemde yüzde 154 oranında artmıştır. Önümüzdeki dönemde kararlılıkla sürdüreceğimiz mali disiplinle enflasyonla mücadelede etkinliği arttırmayı, tasarrufları arttırarak cari açığı düşürmeyi, yapısal reformlar için gerekli mali kaynağı sağlamayı amaçlıyoruz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bankacılık sektörü gerek güçlü sermaye yapısıyla gerekse varlık kalitesiyle finansal istikrarı ve orta vadede büyümeyi desteklemektedir. Son yıllardaki hızlı kredi büyümesine rağmen Ekim ayı itibarıyla sermaye yeterlilik oranı yüzde 16,4 ile yasal sınır olan yüzde 8’in 2 katından fazladır. Hükûmetlerimiz döneminde, finansal piyasaları güçlendirmek adına kapsamlı makroihtiyati tedbirleri uygulamaya koyduk. Stres testleri, hedef sermaye yeterlilik oranı, yüksek karşılık oranları ve kâr dağıtımına ilişkin getirdiğimiz sınırlamalar bankacılık sektörünü güçlendirmiş ve şoklara karşı direncini arttırmıştır. Bu sayededir ki küresel finans kriz döneminde bankaların kurtarılmasına vatandaşımızın cebinden bir kuruş harcanmamıştır” dedi.

Şimşek, “Hanehalkı yükümlülüklerinin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 22 ile avro bölgesindeki en düşük orandır. Ayrıca, 2009 yılından bu yana aldığımız tedbirler sayesinde hanehalkının kur riski yok denecek kadar azalmıştır. Reel sektörün dış borcunun gayri safi yurt içi hasılaya oranı yüzde 15,3 ile makul bir seviyededir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sürdürülebilir yüksek büyüme ve artan çalışma çağındaki nüfusun istihdamı için enflasyon ve cari açığı daha da azaltmamız lazım, azaltacağız. Enflasyonla mücadele neticesinde uzun yıllar çift hanelerde seyreden enflasyonu hükûmetlerimiz döneminde tek haneye düşürdük. Son dönemde enflasyon bazı negatif şokların etkisiyle yüksek tek hanelere çıkmıştır. Kuraklık nedeniyle yüksek seyreden gıda fiyatları, Türk lirasındaki değer kaybı, jeopolitik gerginlikler ile enflasyon beklentilerindeki bozulma bu yükselişte etkili olmuştur. Ancak alınan makroihtiyati tedbirler, uyguladığımız sıkı para politikası, bu geçici şokların fiyat etkisinin kaybolması ile temel enflasyon göstergelerinin ana eğilimi düşüş yönündedir. Bu çerçevede, Merkez Bankamız enflasyonun yıl sonunda yüzde 8,9’a, 2015’te ise yüzde 6,1’e düşeceğini tahmin etmektedir. Ayrıca, başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarındaki gerileme enflasyondaki düşüş sürecini 2015 yılında hızlandıracaktır. Orta Vadeli Program’da 101,9 dolar olarak öngördüğümüz yani varsayılan petrol fiyatlarının 65 dolar civarında kalması enflasyonu tek başına 1,4 puan aşağı çekecektir” diye konuştu.

Şimşek, “Makrofinansal istikrarı korumak ve yüksek sürdürülebilir büyüme için cari açığı da daha düşük seviyelere çekiyoruz. 2013 yılında 65 milyar dolar olan cari açık 2014 yılı Eylül ayı itibarıyla on iki aylık bazda 46,7 milyar dolara gerilemiştir. Altın ve enerji hariç denge ise 4,1 milyar dolar açıktan 7 milyar dolar fazlaya dönmüştür. 2014 yılında ticaret ortaklarımızdaki ekonomik durgunluk ve jeopolitik sorunlara rağmen pazar ve ürün çeşitlendirme politikalarımız ve rekabetçi kur neticesinde ihracatımız olumlu bir performans göstermiştir. İç talepteki yavaşlamanın etkisiyle de ithalat artışı önemli ölçüde yavaşlamıştır. 2013 yılında yüzde 7,9 olan cari açığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranının bu yıl yüzde 5,7’ye, önümüzdeki yıl ise yüzde 5,4’e gerileyeceğini öngörüyoruz ancak düşen petrol fiyatlarının mevcut seyrini sürdürmesi hâlinde cari açığın yüzde 4’ün altına da gerileyebileceğini tahmin ediyoruz. Güçlü istihdam artışı ekonomik kalkınmayı destekleyen en önemli unsurlardan biridir. Bu nedenle AK PARTİ hükûmetleri olarak istihdamı destekleyen politikaları hayata geçirdik ve istihdam artışında başarılı olduk. Küresel krizin başladığı 2007 yılından bu yana birçok ülke istihdam kayıplarını telafi edemezken Türkiye net 5,6 milyon kişiye iş imkanı sağlamıştır. IMF verilerine göre küresel kriz sonrası dönemde yıllık ortalama istihdam artışında yüzde 3,6’yla Singapur’dan sonra dünya ikincisiyiz. İç talepteki yavaşlamaya rağmen son bir içerisinde yaklaşık 1,3 milyon ilave istihdam sağladık. İstihdamdaki güçlü artışa rağmen işsizlik oranı son dönemde işgücüne katılımdaki artış nedeniyle nispeten yükselmiş ve yüzde 10’un biraz üzerine çıkmıştır” dedi.

Şimşek, “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde makro finansal istikrarı sağlamaya yönelik birçok reformu hayata geçirdik. Bu politikalar sayesinde ekonomimizi hızla büyüttük, yüksek düzeyde istihdam sağladık. Son altmış yılın en büyük küresel finans krizi, en büyük ticaret ortağımız avro bölgesi borç krizi ve Orta Doğu’daki siyasi çalkantılara rağmen Türkiye 2003-2013 döneminde ortalama yüzde 4,9 büyüdü. Bu oran 1923-2002 döneminde gerçekleşen ortalama yüzde 4,5’lik büyümenin biraz üzerindedir. AK Parti hükûmetleri döneminde gelişmiş ülkelerle aradaki farkı azaltıp refah düzeyini artırdık. Örnek olarak, 2000’li yılların başında Türkiye’nin kişi başına millî geliri satın alma gücü paritesiyle Avrupa Birliği’nin üçte 1’i civarındayken bugün yüzde 55’ini aşmış durumdadır. Benzer şekilde, Amerika’nın beşte 1’inden daha az iken bugün üçte 1’i düzeyine çıkmıştır. Aynı dönemde, gelir dağılımını iyileştirdik ve mutlak yoksulluğu azalttık. Türkiye ekonomisini şoklara karşı dayanıklı hâle getirdik. Bütçe açığımız OECD ortalamasının dörtte 1’inden; borç yükümüz ise üçte 1’inden azdır. Bankacılık sektörümüzün ve hane halkı bilançomuzun da risklilik oranları oldukça düşüktür. Ekonominin yumuşak karnı olarak gösterilen cari açıkta önemli bir iyileşmeler sağladık. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetlerimiz önemli makroekonomik sorunları endişe kaynağı olmaktan çıkarttı. Kronik ve yüksek enflasyonu, yüksek bütçe açıklarını ve sürdürülemez borç yükünü, zayıf ve dalgalı büyümeyi geride bıraktık. Şimdi ikinci nesil reform yapma zamanı. Verimliliği artırmak, ülkemizin rekabet gücünü geliştirmek ve küresel katma değer zincirinde yukarı çıkmak için önemli bir reform paketini uygulamaya koyuyoruz. Bu amaçla, Onuncu Kalkınma Planı’nda belirlediğimiz 25 öncelikli dönüşüm programını hızla hayata geçiriyoruz. Önümüzdeki dört yılda uygulayacağımız 1.200’den fazla mikro tedbiri kapsayan reform paketine ilişkin çalışmaları tamamladık. Tek tek her bir tedbirin hangi kurum tarafından, ne zaman uygulamaya konulacağını ve bu reformların gerektirdiği mali yükü belirledik. Reel sektöre dair 9 dönüşüm programının eylem planlarını kasım ayında Sayın Başbakanımız kamuoyuyla paylaştı. Yakın zamanda diğer programları da tüm detaylarıyla birlikte Sayın Başbakanımızın öncülüğünde duyuracağız” diye konuştu.

Şimşek, Şimdi, bu reform alanlarının bazılarına değinmek istiyorum: Orta ve uzun vadede sürdürülebilir büyüme hedefimize ulaşabilmek, ancak yurt içi tasarrufların artırılmasıyla mümkündür. Özel sektör tasarruflarının düşük olması, 2000’li yıllarda ivme kazanan yapısal değişim sürecinden kaynaklanmaktadır. Son on yıllık dönemde finansmana erişimin artması, kredi faiz oranlarının düşmesi, siyasi istikrarla birlikte yatırım ve tüketim ortamının iyileşmesi ile kentleşmenin getirdiği ihtiyaçlar özel sektör tasarruflarını düşürmüştür. Kamu tasarrufları ise son on iki yılda sağladığımız mali disiplin sayesinde önemli ölçüde artmıştır. 2002 yılında kamu tasarruflarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı eksi yüzde 4,8 iken, hükümetlerimiz döneminde bu oran 8 puan artarak yüzde 3,2’ye çıkmıştır. Orta ve uzun vadede toplam tasarrufları artırmak için yapısal reformları hayata geçirdik. 2014-2016 Orta Vadeli Program’da temel önceliklerimizden biri tasarruf oranlarını artırmak ve cari açığı azaltmak olarak ifade edilmişti. Bu hedeflerle uyumlu olarak, 2014 yılında tasarruf oranı bir önceki yıla göre 1,5 puan artmış ve cari açığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2,2 puan azalmıştır. Onuncu Kalkınma Planı’nda ise yurt içi tasarrufların artırılması ve israfın önlenmesi programını kapsamlı eylemlerle belirledik. Uzun vadede ülkemizi katma değer zincirinden yukarı taşıyacak reformlar ve istihdam artışı sayesinde tasarruf oranlarını yüzde 20’lerin üzerine çıkartmayı hedefliyoruz” dedi.

Şimşek, “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çevremizdeki ülkelere oranla petrol ve doğal gaz gibi yer altı zenginliklerimiz oldukça sınırlıdır. Bundan hareketle, AK PARTİ hükûmetleri olarak en büyük yatırımı eğitime yani beşerî sermayemize yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Bu sayede, on bir yıllık süreçte, okul öncesinde 4 katına çıkardığımız okullaşma oranlarını ilk, orta ve yükseköğretimde yüzde 100’ler civarına çıkarttık. Okullaşma oranlarıyla birlikte eğitimde fırsat eşitliğini de artırdık. 2002 yılında 100 erkek öğrenciye karşılık 91 kız öğrencimiz ilköğretimde okurken, 2013-2014 dönemi itibarıyla bu oran yüzde 102,3’e çıkmıştır. Eğitime erişimde büyük mesafe katettik ancak eğitim kalitesindeki artışa rağmen henüz hedeflediğimiz noktada, arzuladığımız noktada değiliz. PISA sonuçlarına göre Türkiye OECD ortalamasının altındadır ancak kaliteyi iyileştirme yönünde attığımız adımlar sayesinde, 2006-2012 döneminde, eğitimde kalitede en hızlı ilerleme kaydeden ülkelerden biri olduk. Hükûmetlerimiz döneminde 234 bin derslik açtık, 458 bin kadrolu öğretmen atadık, bu dönemde üniversitesiz il bırakmadık. Toplam üniversite sayısı 2002 yılında 76 iken, bu sayıyı vakıf üniversiteleri dâhil 176’ya çıkardık. Devlet üniversitelerinde harcı kaldırarak üniversiteye erişimi kolaylaştırdık. Bu çabalarımız sonucunda Dünya Ekonomik Forumu’nun yükseköğretim sıralamasına göre, 2008 yılında 144 ülke içerisinde Türkiye 72’nci sırada iken, 2014 yılında 50’nci sıraya yükseldi. Hedefimiz OECD ülkeleri arasında en iyilerden biri olmaktır.”diye konuştu

Şimşek, “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; altyapı yatırımları yarattığı rekabet avantajıyla ekonomik büyümeyi desteklemekte ve yeni istihdam olanakları sağlamaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalar yol ağında sağlanan yüzde 1’lik artışın verimliliğe yüzde 0,5 puan katkı yaptığını göstermektedir. Ekonomimizin can damarı olan ulaşım altyapısının gelişimine bu nedenle büyük önem verdik. Son on iki yılda çok şeritli kara yolları ağımızı 3 kat artırarak 23.561 kilometreye çıkardık. Yaptığımız yatırımlarla demir yolu taşımacılığını da canlandırıyoruz. Türkiye bugün yüksek hızlı tren işletmeciliğinde dünyada 8, Avrupa’da ise 6 ülke arasındadır. Marmaray Projesi’yle tarihî İpek Yolu’nu Avrupa’ya bağladık. Hükûmetlerimiz döneminde hava yolu halkın yolu oldu. 2003 yılında 34,4 milyon olan toplam yolcu sayısını 150 milyona yükselttik. Aktif havaalanı sayısını 26’dan 53’e çıkardık.”dedi.

Şimşek, “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde yüksek düzeyde istihdam sağladık. Bu başarımıza rağmen, çalışma çağındaki nüfus ve iş gücüne katılım oranındaki artış nedeniyle işsizlik oranı yatay seyrine devam etmektedir. İlave iş gücüne yeterli istihdam sağlamak ve işsizlik oranlarını aşağıya çekmek için yapısal reformları gerçekleştireceğiz. Bu kapsamda, Ulusal İstihdam Stratejisi’yle belirlediğimiz dört politika ekseni üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu eksenleri eğitim-istihdam ilişkisinin güçlendirilmesi, iş gücü piyasasının esnekleştirilmesi, kadınların, gençlerin ve dezavantajlı grupların istihdamının artırılması, istihdam-sosyal koruma ilişkisinin güçlendirilmesi olarak belirledik. Kadınlar, gençler ve dezavantajlı grupların iş gücüne ve istihdama katılımlarının önündeki engelleri kaldırıyoruz. 2005 yılında yüzde 23,3 olan kadınların iş gücüne katılım oranı, Ağustos 2014’te yüzde 30,9’a yükseldi. Uzun vadede, eğitim, çocuk bakımı ve esnek çalışma modellerinin yardımıyla kadınların iş gücüne katılımını yüzde 41 seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.

Şimşek, “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; finansal piyasaların derinleşmesi yatırım ve tasarrufları daha etkin bir şekilde kullanarak sürdürülebilir yüksek büyümeyi desteklemektedir. Bu nedenle, hükûmetlerimiz döneminde finansal piyasaların derinleşmesi amacıyla önemli reformları uygulamaya koyduk. Bu çabalarımız sonucunda, İstanbul 2009 yılında Küresel Finans Merkezleri Endeksi’ne göre 75 ülke arasında 72’nci sıradayken, 2014 yılında 83 ülke arasında 42’nci sıraya yükselmiştir. Hedefimiz, 2018 yılında ilk 25 arasında yer almaktır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin enerjide dış kaynaklara bağımlı olması rekabet gücümüzü olumsuz etkilemekte ve cari açığı yükseltmektedir. Enerji ithalatı 2014 Eylül ayı itibarıyla on iki aylık bazda 56,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu rakam, toplam cari açığın yaklaşık 10 milyar dolar üzerinde olmuştur. Bu nedenle, yatırımlarımızı yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları üzerinde yoğunlaştırıyoruz. Bu konuda da ciddi bir mesafe kat ettik. 2014 yılı Eylül ayı itibarıyla toplam elektrik enerjisi kurulu gücümüzün yüzde 40,4’ü yenilenebilir kaynaklardan oluşmaktadır ancak inşa hâlindeki santrallerin devreye girmesiyle bu oran yüzde 50’ye ulaşacaktır. Enerjide dışa bağımlılığın azaltılmasında en hızlı sonuç alabileceğimiz alan enerji verimliliğidir. Bu kapsamda birincil enerji yoğunluğunu azaltırken kamu binaları ve tesisleri başta olmak üzere enerji verimliliğini yaygınlaştırıyoruz. Öncelikli dönüşüm programlarımız arasında yer alan eylemlerden biri de milyonlarca konutun ısı yalıtımının yapılmasıdır. AR-GE faaliyetleri için ayırdığımız mali ve beşerî kaynakları artırırken sağladığımız teşviklerle bu alandaki desteklerimizi artırarak sürdürüyoruz. 2002-2013 döneminde AR-GE harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranını yüzde 0,53’ten yüzde 0,95’e çıkardık. Bu oranı 2018 yılında yüzde 1,8’e, 2023 yılında ise yüzde 3’e çıkarmayı öngörüyoruz” diye konuştu.

Şimşek, “AR-GE ve teknoloji alanındaki çalışmalarımız sayesinde Küresel İnovasyon Endeksi’nde 2009 yılında 132 ülke arasından 67’nci sırada olan Türkiye, bugün 143 ülke arasında 54’üncü sıradadır. Ülkemizde düşük teknoloji yoğun üretim ve ihracat azalırken orta üstü teknoloji yoğun üretim ve ihracat artmıştır. Önümüzdeki on yılda yüksek teknoloji ürünlerin ihracattaki payını yüzde 3,5’tan yüzde 15’e çıkarmayı hedefliyoruz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; haksız rekabetin önlenmesi, kaynak dağılımında etkinliğin sağlanması, ekonomide rekabet gücünün ve kamu gelirlerinin artırılması amacıyla kayıt dışı ekonomiyle mücadele kapsamında önemli adımlar attık. Bu çabalar sonucunda son on iki yılda kayıt dışı ekonominin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı 6 puan azalarak yüzde 26,5 seviyesine düşmüştür. Kayıt dışı istihdamın toplam istihdam içindeki payını 15,7 puan azaltarak Ağustos 2014 itibarıyla yüzde 36,4’e indirdik. Önümüzdeki dönemde kayıt dışı ekonomiyle mücadeleye kararlılıkla devam ederek orta, uzun vadede kayıt dışılık oranını gelişmiş ülkeler seviyesine indireceğiz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde gerçekleştirdiğimiz reformlarla Türkiye’nin kurumsal kapasitesini güçlendirdik. Mevzuat uyumu ve idari kapasitenin güçlendirilmesi bakımından Türkiye, AB standartlarına önemli ölçüde yaklaşmıştır. Ekim ayında yayımlanan ilerleme raporunda Türkiye’nin 26 fasılda AB müktesebatına uyum düzeyinin iyi olduğu vurgulanmıştır. Müzakere sürecinde bugüne kadar resmî olarak her ne kadar 14 fasıl açıp 1 fasıl kapattıysak da ilerleme raporuna bakarsanız 27-28 faslın açılıp 13-14 faslın kapatılabileceğine işaret etmektedir. Ayrıca ilerleme raporunda Türkiye’nin 33 faslın 30’unda değişik düzeylerde ilerleme kaydettiği ifade edilmektedir. Bütün bunlar Türkiye’de kurumsal altyapının ve mevzuatın AB standartlarına yaklaştığını, arayı kapattığımızı göstermektedir” dedi.

Şimşek, “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde yaratılan istihdam, eğitim ve sağlık alanında yapılan reformlar ile sosyal destek programları sayesinde mutlak ve göreceli yoksulluk azalmış, vatandaşlarımızın yaşam standartları iyileşmiştir. Gelir dağılımı göstergeleri son on iki yılda önemli ölçüde iyileşmiştir. 2002 yılında en zengin yüzde 10’luk kesimin ortalama geliri, en yoksul yüzde 10’luk kesimin gelirinin 18,3 katıydı. Bu oran 2013 yılında 11,9 kata gerilemiştir. Mutlak yoksulluk göstergelerinde de önemli iyileşmeler kaydettik. 2006 yılından itibaren günlük 1 doların altında geliri olan nüfus kalmamıştır.

 

Kaynak: Evrensel

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here