Vadim Stein’in 32 fotoğrafıyla dansçılar

Ahmet Kaya albümlerinde gizli kalmış 12 şair

20 şiiriyle Ülkü Tamer

Dedikodu üzerine söylenmiş 15 acımasız söz

20 şiiriyle Ülkü Tamer

Edebiyat, Kültür Sanat, Listeler 2 Nisan, 16:31'de eklendi

1937 senesinde Antep’te dünyaya gelen Ülkü Tamer, 1 Nisan 2018’de yaşamını devam ettirdiği Muğla’nın Bodrum ilçesinde hayatını kaybetti.

İkinci Yeni şiir akımının önde gelen temsilcilerinden olan Tamer, yetmişin üstünde kitap çevirmiş, şiir antolojileri hazırlamıştır.

1964-1968 yıllarında oyunculuk da yapan usta şair, İkinci Yeni akımının özelliklerine bağlı olarak yazdığı şiirlerinde 1970’ten sonra toplumsal duyarlılıklar öne çıktı. Tamer’in ‘Üşür Ölüm Bile’ adlı şiirini, Dersim’de işkencede yaşamını yitiren Behzat Firik‘e yazdığı rivayet edilir.

‘Üşür Ölüm Bile’ şiiri Ahmet Kaya, Selda Bağcan ve Hasan Yükselir tarafından bestelenen Tamer’in, ‘Gül Dikeni’ şiiri Ahmet Kaya tarafından, ‘Güneş Topla Benim İçin’ şiiri Zülfü Livaneli, ‘Ağıt’ adlı şiiri ise Grup Yorum tarafından bestelendi.

Usta şairi saygıyla anıyor ve liste olarak derlediğimiz unutulmaz dizelerini sizlerle paylaşıyoruz.

1.AĞIT

Bu toprakta kalır adın

Tohumların arasında

Yeşilinde tarlaların

Başakların sarısında

 

Yıllar geçse de aradan

Kopar gelir ırmaklardan

Işır yine kurşunlanan

Dostlarının yarasında

 

Günü gelir dağa çıkar

Yıldızlardan şiir çeker

Kanımızı siler yıkar

Suların en durusunda

 

Bir annedir bir kardeştir

Ovalarda bir ateştir

Sırasında hayat verir

Ölüm saçar sırasında

 

Bayrak olur bize yarın

Rüzgârıyla ilkbaharın

Dalgalanır genç kızların

Gözlerinin karasında


2. BRUEGEL

Gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor.

Köpeklerin bakışlarında birer keman tadı.

Avcılar ve kuşlar avdan dönüyor.

Zaten her yanda hüzün görülür

Uzakta çocuklar kayıyorsa,

Kızaklar tahtadan yapılmışsa,

Kar dinmişse,avdan dönüyorsa avcılar,

İnsan anlamışsa ansızın, başladığını

Gökyüzünün, ayaklarının ucunda.

 

Kuş tüyleriyle kaplıdır burunları

Birer sirk emeklisine benzeyen avcıların;

Soluk alır, tüy verirler yorulunca,

Yürekleri birleşir, geniş bir av ülkesi olur,

İçinde tazılar yaban ördeklerini,

Çantalı okullular kar tanelerini avlar.

Norveç’in nüfusunu bilir de okullular

Karın nüfusunu bilmezler nedense.

Zaten her zaman hüzün bulunur biraz.

Norveç’ten söz açan şiirlerde.

 

Gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor.

Ağzımın kemiğinde dağınık bir şiir tadı.

Gürgenler ve kayınlar avdan dönüyor.

Sırtsız atmacalar çizerdim şimdi

Bir kayığın yelkeni geçseydi elime;

Unutmazdım, yelkenin bir köşesine

Tabut başlı bir avcı yerleştirirdim.

 

İçime çektiğim hava değil, gökyüzüdür.


3. DÜELLO

Yenilirsem yenilirim, ne çıkar yenilmekten?

Seninle çarpışmak kişiliğimi pekiştirir benim.

Ayak bileklerime kadar bu deredeyim işte,

Yerin yassı taşları tabanımın altında,

Alnımda birleşmekte güneşin raylarından

Hışırtıyla geçen kartalların sesleri.

Unuttuğum bir bitkinin yaprakları gibi

Göğsüme değerse kurşunların, ne çıkar?

 

Bilmem nişancılığı, tabanca kullanmadım;

Ama karşıma alıp seni horoz düşürmek de,

Seni vuramamak da yüreğimi pekiştirir benim.

Ölürsem güzel bir ölü olurum,

Saçlarıma yuva kurar bir anda kirpiler,

Kar, örtemeye kalkışır gökkuşağını,

Ve onurlu, yoksul böceklerin gazetecisi

Ben gülümserken resmimi çeker.


4. GECELEYİN

Geceleyin karanlıkta

Suya attım ben sesimi

Türkü oldu birdenbire

Denizinden geçen gemi

 

Geceleyin karanlıkta

Gülümsedim buluta ben

Saçlarına düşen yağmur

Gökkuşağı oldu birden

 

Geceleyin karanlıkta

Yıldız tuttum gök içinde

Işığını sana vurdu

Bir gül açtı yüreğinde


5. HANÇER

Geçen sonbahar gömmüştük hançerimizi

Kare taşlardan yapılmış bir avluya;

Hem değerli, hem keskin bir hançerdi.

Kabzası erimiştir şimdi, benziyordur

Sığırtmaçların yosun tutan saçlarına.

 

İskeletine kan yapışmıştır yer altında,

Solucanların, atmacaların kanı.

Avluyu örten kan taşlarına düşüp

Derinlere dağınık bir çizgi biçiminde

Uçmalarını gönderen atmacaların kanı.

 

Yollarındaki fenerleri yakmıştır deniz.

Hançer tek yenilgisini bizden almıştır,

Bakmaktadır oluğunun ülkesinden akşama,

Düşerken kanatlarına tutunan kuşlara.

Ve biz son yenilgimizi ondan almışızdır.

 

Bir dilencinin sesindeki gri sessizliği

Nedense ürkütüyor, dağcıların göğünü,

Denizleri sırtlarında birer panterle geçen

İp yürekli gemicilerin yüzünü ürkütüyor

Bir hançerin paslanırken çıkardığı gürültü.


6. KIŞTAN ÜŞÜYEN VİRGÜL

Defterin bir çok sayfasını koparmışlar,

Örtünemez artık virgül bazı sayfalarla,

Kış gelir, virgül üşür,

Kış insanı üşütür,

Üşenen hayvanlar da

Girip toprağın altına

Uyurlar,

Toprağın sayfalarını koparmamışlar,

 

Çocukların sayfaları her kış koparılır.

Kar toplarıyla voleybol oynayan

Ağaçlarla,

Her çocuğun defterinde

Bir çok sayfası olmayan

Bir çok güzel virgül vardır,

 

Virgül kıştan üşür,

Çünkü kış gelince koparılır

Artık kalmayan öğrenciliğin,

Artık kalmayan tembelliğin sayfaları,


7. TAŞTAN ASKER

İlk oyuncak neydi?

Kilden mi yapılmıştı, sazlardan mı?

 

-Taştan bir asker yaptım

kurtarsın diye babamı,

sonra boyadım onu

yağmurla.

 

Asker, dağları aş bu gece,

o iri adamın mağarasına git,

köşede duran babamı getir.


8. UYKU

Bana çiçek gönderme

Bir kuş ağacı gönder

Dallarında gezinsin

Kül rengi güvercinler

 

Konsunlar yastığıma

Uyutmak için beni

Sırtlarında kuş tüyü

Gagalarında ninni

 

Kaldırıp yatağımı

Uçursunlar göklere

Kendimi yıldızlarda

Bulayım birdenbire

Bana çiçek gönderme

Bir kuş ağacı gönder

Alnıma dokunanlar

İyileşmiş desinler


9. ÜŞÜR ÖLÜM BİLE

Bir ormanda tutup onu

Bağladılar ağaca

Yumdu sanki uyur gibi

Gözlerini usulca

 

Bir soğuk yel eser

    Üşür ölüm bile

    Anlatır akan kanı

    Beyaz sesiyle

 

Diz çöktüler karşısında

Sonra ateş ettiler

Parçalanan yüreğine

Yuva kurdu mermiler

 

    Bir soğuk yel eser

    Üşür ölüm bile

    Anlatır akan kanı

    Beyaz sesiyle

 

Gelip kondu bir güvercin

Ellerine o gece

Kırmızı bir çelenk oldu

Bileğinde kelepçe

 

    Bir soğuk yel eser

    Üşür ölüm bile

    Anlatır akan kanı

    Beyaz sesiyle


10. YAZIN BİTTİĞİ

Yazın bittiği her yerde söylenir.

Böyle kırmızı kalkan görülmemiştir

Ölüleri örten yapraklardan başka.

Çünkü sahiden yaz bitmiştir,

Göle bakmaktan usanır insan,

Koru tutmaktan, yol gözlemekten;

Çadırlar toplanır, yaralar sarılır;

Durgun bir yolculuk, uzun bir şapka

Artık yaprakları beklemektedir.

 

Aşk mıdır kış gelince başlayan

Beyaz kılıçla yürüyen aşka…

Bırakmaz olur kuşlarını ülkeler,

Yazın her yerde bittiği söylenir;

Yorgunluklar çoğalır silahlardan sonra;

Kardan mezarları görülür ıssızlığın

Ölü öpüşlerin koyuluğuyla…

Aşk kalmıştır otlarda yılı götüren,

Cesur savaşçıları taşıyan kışa.

 

Her yerde yazın bittiği söylenir,

Çürür çiçeklere yapışan kanlar;

Belki uzaktan iki atlı yaklaşır,

Belki yakından iki yaprak kalkar;

Akşamın örtüsü derelerde yıkanır,

Gökyüzünü görünce gecenin devi

Çıkarıp şapkasından yıldızlar saçar,

Cüceler bunu bilir, gürgenler bilir,

Aşkın uyumadığı her yerde söylenir.


11. BEN SANA TEŞEKKÜR EDERİM

Ben sana teşekkür ederim, beni sen öptün,

Ben uyurken benim alnımdan beni sen öptün;

Serinlik vurdu korulara, canlandı serçelerim;

Sen mavi bir tilkiydin, binmiştin mavi ata,

Ben belki dün ölmüştüm, belki de geçen hafta.

Sen bana çok güzeldin, senin ayakların da.


12. AFERİN VİRGÜL SANA

Aferin virgül sana, sansara dikkat!

Bekçi gibi düdüğünü uzaktan çalıyor,

Uzaktan çiftliğe bir ölüm çiziyor,

Çiziyor bir mezar, kazıcısı ibikten,

Taşları tavuk tüyü, orduları ibikten,

Bir manga sansar almış, kümesi kaçır;

Çünkü aydede sansarı sevmiyor.

 

Virgül sana aferin, bence çok önemlisin,

Belki nokta değilsin, ama virgülsün;

Ödevimin sonuna nokta koyarım;

Sansarın boynuna ben silgi astım

Silsin diye burnuyla pençerelerini,

Sen çok cesursun virgül, saklanmıyorsun,

Çünkü silgilerden hiç korkmuyorsun.

 

Sana aferin virgül, silgi sansarı sildi,

Bütün düşmanlar öldü, silgi de öldü;

Piliçler geri dönsün çiftçinin yatağından,

Tirenle geri dönsün, ördek şeftiren olsun,

Tavuklar bando çalsın, horoz da teftiş etsin,

Kazlar madalya versin, sana virgül aferin,

Çünkü sansara bile meydan okudun.

 

Mor bir kalem gelecek siz hepiniz uyurken,

Düşmanlar öldü diye mışıl mışıl uyurken,

Bir denizi kümesin duvarına çizecek,

Ben boğulunca defterler üzülecek,

Öğretmenime kızdım, kıskansın seni nokta,

Sana nişan takmadım, ama gücenme virgül,

Çünkü bu şiirim virgülle bitecek,


13. AKVARYUM

Düşersem boğulur muyum içine,

Akvaryumun o uysal denizine

Sevinmekten kızarınca gözlerim

Kavanozun batık güvertesine.

 

Belki geçer mi ağzımdan balıklar,

Üçer santimlik kırmızı balıklar

Akşamları yenilenince suyu,

Her akşam ölümüm yenilenince.

 

Haydin tavşanlar, beyaz marangozlar,

Siz de kuzucuklar, bilmeyen yüzme,

İndiğim o bulanık göğe gelin

Kaçak öğrenciyi tüyle örtmeye.


14. ARALIK OCAK ŞUBAT

Bir kardan adam yapar seni

kutuptaki arkadaşım,

biraz güç de olsa havaya kaldırır

ve göğe fırlatmayı becerir.

 

Güney kutbundan atılan adam

burada kar olarak düşer,

onun beynini gezen üzgünlük

benim burnumun ucuna düşer


 15. GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

 

Seheryeli çık dağlara,

Güneş topla benim için.

Haber ilet dört diyara,

Güneş topla benim için.

 

Umutların arasından,

Kirpiklerin karasından,

Döşte bıçak yarasından,

Güneş topla benim için.

 

Yazdan, kıştan, ilkbahardan,

Mahpuslarda dört duvardan,

Doludizgin sevdalardan,

Güneş topla benim için.

 

Seheryeli yâr gözünden,

Havadaki kuş izinden,

Geceleyin gökyüzünden

Güneş topla benim için…


16. GECEDE

Kararmaya durdu mu ortalıklar

Büyük mor bir ışık yalın kat yüreğinde

Oysa birçokları yalnız gecede

Yaşar en ışıksız yerini bölünerek

Unuttuğu bir şey vardır başkalarının

Oysa bir yerlerde hepsini duyar

Üşür gecelerden bir ince yürek

 

Ama dağ başında bir yalnız diken

Ama tepelerde iri bir rüzgar

Yaşamazlar birçokları gecede

Karanlık gölgeler düşer yollara

Sonra geçip bütün korkulardan, karanlıklardan

Yiğitçe karşı koyar da bir ince yürek

Yansıyan duru ışıklar gibi iyimserliği

Geçer uzak güneşlerden, sulardan.


17. KIRAĞI

Kırağı taşıdım güne.

Yaprakları, otları araştırdım

Bir kırağı seçtim kendime

Güneş dağına tuttum ısınsın diye

Cebime koydum keyifle

Çıkardım, hava aldırdım

Büyüttüm, misket yaptım

Okuma öğrettim bir anda

gazoz içirdim, limonata içirdim

Sinemaya götürdüm, renkleri beğendi

Maça götürdüm, topu beğendi

Kıyıya götürdüm, denizi beğendi

Ama biraz da korkup elimi tuttu

İstasyona götürdüm, bavuları beğendi

Eve götürdüm perdeleri beğendi

Kitapları karıştırdı, yemek yedi

Plak çaldım, müzik dinledi

Uyudu, güzel bir rüya gördü.

Ertesi sabah erkenden kalktık

Kırağı taşıdık güne.


18. UTANÇ

Soğuk bir tül örtüyorlar yüzümüze,

Sanki ölmek için beyaz bir uykusuzluk;

Belki utanmasak bizi bırakacaklar,

Terliyoruz, tırnaklarımdan damlıyor kan

Onun üstüne,

Soğuk bir tül örtüyorlar üstümüze.

 

Hangi odaya saklansak şimdi onlar,

Hangi sokaklara çıksak ölüm;

Girildikçe biten sevişmemiz onlar yüzünden,

Ne zaman boynuna uzansam ölüm kokuyor

Yalnızlıktan, o yalnızlık,

Kelimesi artık şiirde unutulan.


 19. GÜL DİKENİ

Uçakları nedeyim

Gökkuşağı gönder bana

Senin olsun süngülerin

Gül dikeni yeter bana.

 

Kan kurşundan silinince

Kardeş olur kardeş olur eller bana

Kan kurşundan silinince

Kardeş olur kardeş olur kardeş olur eller bana.

 

Silahları nedeyim

Benim sevgim mavzer bana

Suya attığım çiçekler

Bir gün olur döner bana.

 

Kan kurşundan silinince

Kardeş olur kardeş olur eller bana

Kan kurşundan silinince

Kardeş olur kardeş olur kardeş olur eller bana


20. NEFES

Kırağı taşıdım güne.

Yaprakları, otları araştırdım

Bir kırağı seçtim kendime

Güneş dağına tuttum ısınsın diye

Cebime koydum keyifle

Çıkardım, hava aldırdım

Büyüttüm, misket yaptım

Okuma öğrettim bir anda

gazoz içirdim, limonata içirdim

Sinemaya götürdüm, renkleri beğendi

Maça götürdüm, topu beğendi

Kıyıya götürdüm, denizi beğendi

Ama biraz da korkup elimi tuttu

İstasyona götürdüm, bavuları beğendi

Eve götürdüm perdeleri beğendi

Kitapları karıştırdı, yemek yedi

Plak çaldım, müzik dinledi

Uyudu, güzel bir rüya gördü.

 

Ertesi sabah erkenden kalktık

Kırağı taşıdık güne.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.