Ortadoğu`nun Panaroma Denemesi – Tartışı-Yorum

0
ortaoğu, israil, kudüs, amerika, yakup emrah, tartışıyorum, tartışı-yorum, analiz, küresel analiz,

Tartışı-Yorum / Yakup Emrah

Şüphesiz ki zulmün egemen olması ile birlikte birçok kavram, gücü ellerinde bulunduran totaliter sistemlerin kendi fikriyatlarını muhafaza etmek adına ürettikleri büyülü sözlerdir. Örneğin İnsan Hakları Bildirgesi olarak dünya hukukun temel öğretisi olan Magna Carta aslında birkaç şövalye çetesinin korunması adına yapılan bir metinden başkası değildir. Veya sözde bireyselliğiya da özgürlüğü haykıran liberalizmin kurucusu Locke aslında liberalizmle büyük sermaye sahiplerinin haklarını savunmuştur. İşte demokrasi, insan hakları, özgürlük, kavramları böylelikle ideolojik denetimi kurma yönlendirme vakasıdır. Ve yine bu oyundan en büyük payını alan, modernizm ile birlikte ortaya atılmış Ortadoğu kavramıdır.
Ortadoğu kavramı ilk kez Amerikalı denizci Mahan tarafından 1902 tarihinde Hindistan ve Arabistan arasındaki kalan topraklar için kullanılır. Birinci dünya savasından sonra resmiyet kazanan bu kavram en vahşi sömürge devleti olan İngiltere kendilerinden geriye kalan doğu için kullanır ve kültürel sosyal ekonomik sömürgeleri için Ortadoğu Araştırma Enstitüleri oluşturur. ABD’nin emperyalist bunalımlarıyla sosyalizmin çöküşünden ve 11 Eylül ortaoğu, israil, kudüs, amerika, yakup emrah, tartışıyorum, tartışı-yorum, analiz, küresel analiz,olayından sonra ciddi bir evirilme yaşayan bu kavram, doğuda bulunan tüm İslam milletleri için kullanılır. Ki Afganistan ve ırak işgalleri bunun en büyük delillerdir.
Böylelikle Emperyalizmin Ortadoğu’da bulunan yerel hain ve işbirlikçilerinin varlığı İslam coğrafyasını kaosa sürüklemiş ve bu bölge kan ve gözyaşı merkezine dönmüştür. Kendi iktidarlarının yücelmesi için mazlum Müslüman halkın sırtlarından yürümeyi kendilerine hedef seçen bu zalimler bütün anlamıyla bir devlet terörü estirmiş, yüce tanrılarının teveccühünü kazanmak hevesiyle kandan beslenmişlerdir. Ortadoğu halklarına devlet terörünü estiren büyük emperyalist sömürge devleti Amerika ve bir terör rejimi olan İsrail’dir. Dolara ve bombaya endeksli politikası ile dünyada en nefret edilen devlet olarak bilindi. Demokrasi ve insan hakları adına yüzlerce toprağı işgal edip yatakları kirleten, zenginlikleri çalıp götüren bir portre çizdi. Dolaylı yada dolaysız yüzlerce ülkeye müdahale etti. Vietnam, Laos, Kamboçya, Lübnan, Dominik Cumhuriyeti, Burma, Endonezya,Küba, Kongo, Angola, Brezilya, Uruguay, Afganistan, Irak… Ve Emperyalizm bir kardeş ideoloji arayacaktı buda kökleri kadim olan ve 1948 de dünyaya bela oluveren Siyonizm’di. 1948 yılında Birleşmiş Milletler kararıyla kurulan İsrail Devleti hem kuruluşuyla, hem de 1967 toprak işgalleri ve 1980 toprak ilhaklarıyla, insan haklarını ihlal etmesiyle ve Filistin’le yaşadığı ihtilaflarla Ortadoğu’nun terör rejimi haline geldi.

Peki, Ortadoğu’nun gizemi neydi? Niçin Ortadoğu?
Tarihin şehadetiyle biliyoruz ki Ortadoğu, özellikle Filistin ve Kudüs İbrahim’i dinler için jeo-kültürel ve dinsel öğretilerin savaşım alanına dönmüştür. Yahudi kutsal metinlerindeki vadedilmiş toprakların ele geçirilmesi Süleyman’ın mabedinin Kudüs’te yapılması ve tüm Ortadoğu’yu Yahudi devletine dönüştürmesi bölge için kaçınılmaz amaçlardan bir tanesidir. Hz. İsa’nın bu bölgede doğması ve yaşaması Hristiyanlar içinde kutsal bir toprak haline gelmiştir. Haçlı seferleri diye bildiğimiz kanlı saldırıları, papanın kutsal yerleri geri alma ve sevap kazanma düşüncesi yine bu bölge için oluşan dinsel tahayyüllerdir. Ve 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali bu şekilde düşünen Hristiyan evanjelik mezhebinin etkili olduğu da bilinmektedir.
Ortadoğu’da dinsel öğretileri yanı sıra bölge ekonomik mücadelelerine de sahne olmuş, dünya petrol rezervlerine büyük payla sahip olan Ortadoğu global aktörlerin hakimiyet kurmak istedikleri bir alan haline gelmiştir. Dünya petrolünün %54 oranının Ortadoğu’da olması şüphesiz ki en fazla büyük şeytan Amerika’nın iştahını kabartmaktadır. ABD’nin bu bağlamda yeni stratejilerine değinen Huntington şöyle demektedir; hedef petrole sahip veya petrol potansiyeli olancoğrafi mekânlardır. Aynı zamanda bu bölgeler büyük güçler tarafından sınırları çizilmiş, halkları birbirine karıştırılmış ve siyasi manipülasyonlara sahne olmuş yerlerdir.
Yine emperyalist güçlerin bölgeye yüzünü dönmesinin başka sebebi ise İslami Hareketlerdir. Dava ve davetin prototip modeli olan hasan El Benna’nın mısırda, Osmanlının düşüşünün hemen ardından kurulan İhvan-ı Müslimin hareketi kısa sürede küresel bir mücadeleye dönüşmesi batıyı ciddi anlamda etkilemişti. Benna’nın toplumsal ve ideolojik (İslam’ın egemen düzeni savunması) çıkışları kısa sürede Suriye, Yemen, Bahreyn, Filistin, Türkiye, Ürdün kısacası tüm Ortadoğu’yu gizemli bir şekilde sarmıştı. Modernizmin pratiğini yaşayan dünyanın bu Ortadoğu’da yeni bir inşa süreci ve devlet bilinci şüphesizki ürkütmüştü. Bunun içindir ki emperyalist güçlerce asimilasyon, ölüm, işkence, savaş, sindirme, oryantalist tahrip bölgenin kaderi olmuştu.
Peki bu denklemde Ortadoğu’nun siyasi sürecini nasıl okumalıyız?
Son birkaç yıl içinde yaşanan Ortadoğu ayaklanmaları küresel hegemonyanın satranç oyunlarını altüst eden bir siyasal mücadeleye döndü. Cami ve cuma merkezli isyanlar İslami hareketlerin önderliğinde küresel bir hal aldı. Tunus’ta üniversite mezunu bir gencin işsizlik ve baskılar sonucu kendini yakması mücadelenin ateşini tutuşturmuştu. Ve daha sonra ayaklanmalar Mısır, Libya, Yemen, Fas, Bahreyn, Cezayir, Ürdün Müslümanların inkılap telakkisini yeniden canlandırmıştı. Bu hal dünya egemenlerinin Ortadoğu’da asimilasyon ve entegrasyon çalışmalarını şaşkına döndürecekti şüphesiz. Vahyin evrensel özüne dönen toplumların varoluşu ve direnişi egemenlerin yeresel işbirlikçilerini de çelişkiye düşürecekti. Bin Ali, Kaddafi, Mübarek daha niceleri…
Mısır her ne kadar cuntacıların tahakkümünde kalsa da İhvanın 90 yıllık hareket pratiği bunu aşacaktır. Tunus Raşid El Gannuşi önderliğinde Nahda Hareketi özgürlüğün şafağındadırlar. Yemen İhvanın uzantısı olan Hizbi İslam hareketi bir umut kaynağı. Bahreyn ayaklanmaları Şii ve Sünni yakınlaşmalarını sağladı. Hasılı kelam isyan bir kıyama tebdil oldu.
Bu minvalde Ortadoğu’nun siyasal geleceğini şüphesiz ki İslami hareketler belirleyecektir. Siyasal realitesi kuranın gölgesinde oluşan tüm teorik söylemler olacaktır. Küresel emperyalizmin bitişi ve Müslüman halkların direnişi bunu göstermektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here