Google Haberler'de takip et!

Siyah kuzguni elbisesi içinde dilinde tek bir Arapça cümle ile Aisha Faris, sadece ağlıyordu. Bizim bilmediğimiz bir dilde, İç’inde kopan çığlıkların gümbürtüsü, siyah elbisesinde kara kara dalgalanıyordu. Aynı Arapça cümleyi tekrarlayarak Engin dertlerine bir de çağlayanlar ekliyordu. Gözyaşları bakışımızın değdiği her yerdeydi. Kara elbisesi; pul parlaklığını, onun gözyaşlarından alıyordu. Onun ağlamaktan bizim susmaktan takatimizin kalmadığı anda nihayet Arapça tercüman bulunmuştu. Aisha Faris, Antep İnsan Hakları Derneği’nde derdini anlattı. Adımız üstümüzde İnsan Hakları Derneği’ydik. Bulup o hakları vereceğimizi, içindeki közü biraz soğutacağımızı sanıyordu.

“Kocasını vurmuşlar” dedi tercüman. Vurmuşlar fiilindeki Ş harfi, birinin derdinin bir diğer kişiye gelene kadarki sıradanlaşan haliydi. Ş harfi bu topraklarda gerçekten savaş olduğuna inanmayanların, nasılsa benim kapımda değil rahatlığının alfabesiydi.

suriye savaş

Aisha Faris’in eşi Halep-Kilis sınırında öldü. Abdo Dubaa, eşi ve yedi çocuğu ile savaştan yani ölmekten kaçarken, öldü! Azap memleketi Halep’ten Antep’e gelirken Aishe Faris’e eşinden geriye, eline tutuşturulan otopsi raporu kaldı. Kimisinin misafir dediği, kimisinin sığınmacı dediği kimisininse adı ve hakkı tanınmamış mülteciler dediği ailelerden biri Faris ailesi. Aisha Faris, adı işte her neyse diğer Suriyeliler gibi Antep’te yaşayacak garaj buldu. Onlar garajlarda yaşıyorlar! Onların kapıları yok, darabaları var! Hiç ziyaret edilmeyen bir gömütün içinde yaşayan Aisha Faris kahkahalar atan, düşler kuran bir kadın değil. Gecesini gündüzünü; eşinin ölümü ve o ölüme tanıklık etmiş gözlerini, ilerde gözlerine ve çocuklarına vereceği hesabı, çocuklarına kurmak istediği geleceği, anlatırsa sınır dışı edilme ve çocuklarından ayrı yaşama korkusuyla geçiriyordu. Kara bir kıtaya dönüşmüş İç’inde; susturamadığı çığlıkları, çocuklarının gözlerine bakamadığı bakışları vardı. Sınırın öte tarafı ölüm, Sınırın bu tarafı; İçinde ve kafasında her gün yeniden yeniden yaşadığı ölümleriydi.

Onun ‘vurdular’ dediği bize gelene kadar ‘vurmuşlar’ olan bu hikâye bir yaşam hakkı ihlaliydi. Bu dilde, ‘muş’ bir geçmiş zaman eki. Bu topraklarda, Yaşam Hakkı bir ihlal. Yaşam hakkının geçmişi yok. İhlal edemezsiniz! Sınır ihlallerinin yaşam hakkı ihlallerine karıştığı karanlığı Aisha Faris elbise olarak giyiyordu.

Derneğe başvuru yaptığı günün, ertesi sabahı oğlu Muhammed ile bizim istediğimiz birkaç kâğıdı getirmişti. İddiayı ispat derdimiz var! Söyleyebilse, ispat gözlerim diyecek. Doğru gören gözün dili yalan söyler mi? Eline verilen tüm kâğıtları toplamış, gelmişlerdi. Muhammed sekiz-on yaşlarında. Esmer ve çok yakışıklı. Sol elinde taşıdığı kâğıdı isteğimde hiçte yabancı olmadığım ürkek ve duru bakışlarını gördüm. Muhammed, babasının otopsi raporunu taşıyordu. Bir an gözlerimde babasının tabutuna omuz veren minik bir beden canlandı. O belirtiyi hemen sildim. Öyle ya, sil kurtul! Düşünme kurtul! Olmuş, ölmüş, vurmuş de kurtul! Ş harfinin anlama kattığı alaycılıktan ve acıyı hafifleten tınısından nefret ediyorum!

Geri kalan evrakları toplamak için bi valiliğe gidiyoruz bi notere. Oralardan bizi başka başka yerlere de gönderiyorlar vekâlet belgesi, vatandaşlık belgesi, fakirlik belgesi almak için. Belge isimleri pek karizmatik! Savaştan kaçtığınızı bu belgelerle ispat ediyorsunuz! İroniye bakın, Aisha Faris’in bu topraklarda yaşadığına dair bir belge alacaz! Aisha Faris, ‘hiç ziyaret edilmeyen bir gömütün içinde yaşıyor’ deyip duruyoruz biz de kravatlı ölülere. Üç haftada anca topladık bu belgeleri. Aisha Faris her gün yeniden kaybediyordu eşini. Muhammed ise babasını bulacağımızın hayallerini kuruyordu ışıl ışıl dünyasında.

Suriye savaş

Adım başı nohut dürüm ve tatlıcı olan Antep sokaklarında bedenlerimizi ite ite ilerlerken bir an Muhammed’in tatlıcıya baktığını gördüm. Yiyelim mi diyorum? İçinde, hem evet hem hayır olan bir bakış fırlatıyor yüzüme yüzüme. Israr ediyorum yiyelim diye ama kabul etmiyor. En iyi tatlının boynu altında kalsın İnşallah, Muhammed iştahsız! Yemekten içmekten utanç duyduklarımız arasına böylece şerbetli tatlılar da ekleniyor. Muhammed şimdi gazete toplayıcılığı yapıyor. Yalanlarınızın kâğıt baskılarını topluyor Antep sokaklarından. Topladığı yalanlardan Halep’e yol olur! Muhammed, elinin, iştahsız bakan gözlerinin değdiği her yeri güzelleştiriyor. Abdo Dubaa ve Aishe Faris’in çocuğu olarak dünyaya gelen Muhammed, şimdi bu yaşamın çocuğu! Babasının otopsi raporu ile yürüdüğü yollar var! Ziftler dökün, asfaltlar üstüne asfaltlar yapın o yollara! Muhammed babasının tabutuna omuz veren minik bir Can.

Belge toplama süreci ile dava açma sürecimizde Aishe Faris hep o kara elbisesini giydi. İç dünyasını üzerine giyiyordu. Kapı önü sohbetleri artık yok. Gelin olduğu, doğumlar yaptığı, mutfağını tüttürdüğü Halep, sadece aklında kalan anılardan ibaretti.

Hukuk ve Adalet bu, boru değil ya herkes sever, herkes ister, herkese lazım! Aylarca topladığımız belgeler ve açtığımız dava ‘Takipsizlik’ ile sonuçlandı. Takip etmeyin denildi. Konu kapanmıştır! Çekilebilirsiniz!

Suriye savaş

Yaaa işte böyle!

Öyle kefeni giyip urganı takma ile atlatılmıyor savaşlar. Geriye en acı, en gerçek haliyle bir gömüt bir de otopsi raporu kalıyor. Aisha Faris öyküsünün gücü onun gerçekliğinden geliyor. Gerçekler sıradandır ama elde kalandır aynı zamanda. Hümanizm, anlayış, duyarlılık çağında değiliz, Haşa! Ama ne zaman anlarız? Ne zaman akıllanırız? Morg önlerinde herkes kendi cenazesini ararken, başa gelecek güzel aklınızı, kendinize saklayın! Morglarda akıl dağıtmıyorlar! Hiç mi beklemediniz o kapıda? O uzun bekleyişten sonra en sevdiğinizin teninde o mavi-beyaz donukluğa hiç mi dokunmadınız? Onu bir kez sizi milyon kez gömdükleri o mezarlar, kefenleri ve urganları kuşanmanızla çoğalıyor. Sınırlardan sınır beğendirilen Muhammed’ler bu yaşta vazgeçiyor şerbetli tatlı yemekten.

Muhammed tüm bu yollardan geçti. Muhammed şimdi iştahsız. Aisha Faris kuzguni bir gömütte derisinin her katına işlemiş acılarıyla yaşıyor.

Böyle!

10,053BeğenenlerBeğen
244TakipçilerTakip Et
1,038TakipçilerTakip Et

Listeler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler haberler

10 fotoğrafla Rus fotoğrafçısı Aleksandr Yakovlev’den Büyük Patlama Teorisi

Rus fotoğrafçısı Aleksandr Yakovlev, Büyük Patlama Teorisi adlı çalışmasında un, dans...

Ankara tarım müzesinden tarım tarihimize ışık tutan 20 antika

Tarih kokan Türkiye'nin ilk ve en kapsamlı tarım müzesi olan Ankara...

21 fotoğrafla kadınların erkeklerden uzun yaşadığının kanıtı

Kadınların erkeklerden daha uzun  yaşadığı istatistiksel bir gerçek. Doğal olarak bilim adamları...

Sosyal medyanın seçim analizi ve trend 7 Haziran paylaşımları

Her kesin merakla beklediği 7 Haziran seçimlerini de geride bırakırken AKP,...

Tartışı-Yorum

Hani biz de imza atmıştık ya, şu müstemleke aydınları!

Tanımlar, Sınırlar, Ötekiler Dün telefon açtım ona, yengeyle çocuklar güvende mi diye sordum, malum, lojmanlar yakın… İyiler dedi. N’olur dikkat edin kendinize dedim. Kendisi Sur’da, malum mesele, hani biz de...

Düşünürken

Sevgili okur bu atmosferde yazı yazmak hiç olmadığı kadar zor, öyle ki ciğerden kaleme kan çekmek kalemden kağıda mürekkep akıtmaktan daha kolay. Neden mi? Öyle bir iklim yaşıyoruz ki...

Antonio Gramsci’nin 1916’da yazdığı “Ermeni sorunu üzerine” adlı makalesi

Tartışı-Yorum / Antonio Gramsci Bu yazı Antonio Gramsci’nin gençlik yıllarında yazdığı ve 11 Mart 1916’da Il Grido del Popolo’da (Halkın Çığlığı) yayımlanmış "Ermeni sorunu üzerine" makalesinin tam metninidir.Hep aynı hikâye....