izmir escort
Ana SayfaPolitikaRütbelerin Er’leri

Rütbelerin Er’leri

Google News presshaber.com

Rıza Yalçın Koçak

‘Türk halkı sessiz kalarak onayladığı bu savaşın mağduru olmaya mahkumdur.’ (TAK-Haziran 2016)

Erleri çekin rütbeliler gelsin!
Erleri çekmeyecek rütbeliler ordusu.
Ere göre tanımlı omuzlardaki apoletler. Kaç erin başı olduğunu bildiriyor unvanlar.
Erlerle tanımlayıp erlerle var ediyorlar kendilerini.
Erleri çekin rütbeliler gelsin çığlığını bir iyi niyet olarak okumak gerekiyor en başta. ‘Gerçek düşmanımızı biliyoruz’ kıvamıdır bu sözlerin damarlarında dolaşan.
Harp halinde, can havliyle kimin rütbesini hangi dürbünle kontrol edeceksin? Mümkün mü?
Bomba güçlendirici demir bilyeler o hızla fırladıkları bedenlerde masumiyet testi yapma kudretine sahip değiller!

Öğrendik. Daha da öğreneceğiz.

Sivil katletmek devlet tarafından savaşın esaslı arenalarından biri olarak kullanıyor iken; sanki savaşın taraflarından biri steril bir strateji yürütüyormuşçasına diğer tarafı her fırsatta kın kın kınamak en az sessiz kalarak onaylamak açmazı kadar haysiyetsiz bir yerde duruyor.

Meselenin bir ayağı özel yaşamlarımızdaki öfkelenme halimizin altını doldurduğumuz argümanlarla ilgili. Toplumsal olarak kabul edilen hudutlar öfke ve sonucu geliştirilen şiddeti ne denli meşru gördüğümüzü ortaya seriyor.

‘Suçsuz birini 10 kişi dövmüşler. O da almış eline pompalıyı dört beş tanesini indirmiş’, ‘adamların evini kundaklamışlar, onlar da demir çubuklarla dalmış bunların ortasına, Allah ne verdiyse artık’, ‘adam vurmuş ama o da ağır sövmüş milletin içinde, kim olsa aynısını yapardı.’ ‘adam hırsıza sıkıyormuş ama yoldan geçenlere de gelmiş, tabi kötü olmuş ama adam sıkmasın mı hırsıza? ‘adamın çocuğunu kaçırmışlar, adam da gitmiş evlerini ateşe vermiş kaçıranların, dört ev kül olmuş, yazık olmuş diğerlerine tabi ama adam haksız mı, kim olsa aynısını yapardı!’’Kadın namusuna sahip çıkmak için herifi av tüfeğiyle öldürmüş, kurşunun biri de herifin babasının bacağına gelmiş, ne güzel etmiş’

Görüldüğü üzere toplumsal olarak kabulümüz olan gerekçeler söz konusu olduğunda karşısında uygulanan şiddeti makul görmekte kimsecikler elimize su dökemiyor. Hatta eşiğimiz o kadar yüksek ki haklı öfkenin tezahürü esnasında alakasız ve de masum insanların zarar görmesini üzüntü ile karşılıyor fakat anlaşılır buluyoruz.
Hele meselesinin öznesi iken hem öfkemizin hem de sonucu uyguladığımız şiddetin ne kadar sınırsız olabileceğini anlatmaya gerek bile yok.
Haklı yere öfkelendi isek; yapacaklarımız kabul görmelidir.
Diğer bir nokta ise; savaş ortamını yaratanları bu denli es geçiyor olabilmekte. Hiçbir savaş sivil kayıplar olmadan, savaşın doğrudan tarafı olmayanlar zarar görmeden süremez. Üstelik savaş olgusu kendisini bu zemin üzerinde var eder. Diğer olasılıklar sürtüşme, atışma, müdahale, saldırı vs gibi tanımlarla adlandırılır. Ancak artık savaştan söz ettiğimiz durumda hiç kimsenin bu yangının dışında olmadığını görmek gerekmektedir. Bu durumda ise öfke savaşı çıkaranlara yöneltilmelidir. Uyguladığı şiddet ile karşı şiddeti doğuranlar tüm zarar ziyan ve kayıpların mesulüdürler.
AKP, bile isteye çıkardığı, yürüttüğü ve genişlettiği bu savaştan dolayısıyla tüm yaşananlardan sorumludur. Engelleme kaygısı taşıyanlar karşı şiddeti mahkum ederek, savaşın sebebini unutmak yerine savaş çıkarıcının karşısına yaşamak ve yaşatmak kaygısı ile dikilmelidir. Aksi her söz ve eylem manasızlığın sularında volta atmaya mecburdur. Karşılığı yoktur. Olmayacaktır. Yaşanan acıları dindirmeyecek, taraflardan birinin yaşadıklarını önemsizleştirecek, ayrılık dehlizini büyüttükçe büyütecektir.

Bir karşı koyuş örgütlenecekse bu bir arada yaşamı savunurken savaşı çıkaranları hedefe koymakla mümkündür. Çünkü savaşın daha da yaygınlaşması oturduğumuz rahat koltuklardan ve hep birlikte çok sevdiğimiz klavyelerimizden mahrum kalacağımız anları getirecektir. Füzelerle vurulduğu için harabeye dönmüş yerlerde akıllı telefonlarımızı şarj etmek mümkün olmayacağından masumiyetlerimizi tweetlemek de imkansızlaşacaktır.
Sessiz kalmak niyetten azade onaylamaya dönüşüyor iken her devrin er’leri olarak rütbelileri karşımıza almak tek çözüm yolumuz.
Öğreneceğiz. Bir şekilde.

Listeler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler haberler

Tartışı-Yorum

Cumartesi Anneleri: Gözaltındaki kayıpların hikayesi

Kadir Gürhan“Kayıplar” ve “yargısız infazlar” denilince akla ilk gelen Latin Amerika ülkeleridir. Bu ülkelerde askeri cunta yönetimleri “gözaltında kayıplar” ve “yargısız infazlarla” kendisine muhalif olan tüm kesimlere karşı bir korku ve sindirme politikası uyguladı. Hayatın bir parçası haline gelen bu uygulamalarda kaybedilenlerin çoğunu; öğrenciler, öğretmenler, sendikacılar (örgütlü...

Ölümü öldürmek, sonsuz bir umudun baharıdır…

“Evîn Biharek e…”* - Arjen Arî Bir acılar sarmalıdır sancı, zamanın derinliklerinde gezinen ve hayatın kıyılarına vurur hafızalarının unutulmayacak sesleri. “Lal bû zimanê xwezayê, Girî herikî, jan bû banî” (“Dilsizdi doğanın dili, gözyaşı aktı, acı köprü oldu…”) dizeleri ile anlatıyor şair Semra Çelebî, ‘Birîn’ adlı şiir kitabında, gerçeğin...

Kalbi atan ölü bedenler

Bazı anlar vardır zihinlerimizde çocukluğumuza dair. Hayal mi gerçek mi olduklarını ömrü billah çözemeyiz. Bize anlatılanları, oradan buradan duyduklarımızı kurgulayarak bir görüntü yaratmış da olabiliriz, bizzat gözlerimizle tanık olduğumuz bu anlar zihnimizde mıh gibi tüm gerçekliğiyle çakılı da olabilir. Dediğim gibi hangisinin doğru olduğunu sınamak mümkün değil.Zihnimde...

Kuzguni Gömüt

Siyah kuzguni elbisesi içinde dilinde tek bir Arapça cümle ile Aisha Faris, sadece ağlıyordu. Bizim bilmediğimiz bir dilde, İç’inde kopan çığlıkların gümbürtüsü, siyah elbisesinde kara kara dalgalanıyordu. Aynı Arapça cümleyi tekrarlayarak Engin dertlerine bir de çağlayanlar ekliyordu. Gözyaşları bakışımızın değdiği her yerdeydi. Kara elbisesi; pul parlaklığını, onun...

Direniş Suflesi: Hayır

‘Oku’ diye başlıyor olmasına rağmen kutsal sayılan kelam; ilk maraza mevzunun başında ortaya çıkıyor.Taraflaşmanın daha kolay belirlendiği, hudutların keskin olduğu süreçler elbette yaşandı. Her konuya dair yaklaşımlar farklı idi ve tariflenen alandan hangi konuya nasıl yaklaşılması gerektiği de kendiliğinden açığa çıkıyordu. Karışık ama bence kesinlikle böyleydi.İnsanın yaşadığı...

Üşüyor bir coğrafyanın yüreği

'Eylül Mayıs'a dönüşecek...'Geo Milev Üşüyor bir şehrin yüreği,  geceler buzdan karanlık. Yan yana dizilmiş çadırlar kanıyor. Üşüyor yeryüzü ve şehrin sokaklarında geziyor soğuk. Bir çocuk gözlerinde acının izlerini taşıyor. Bir bahar var ve gelecek mutlaka çocuk. Umudun ışığını taşıyor, geleceğimiz umudumuz çocuk. En amansız fırtınalar diner çocuk, savrulur...

En çok mor

Sıcak beterdi. Bıyıkları terlememiş bir delikanlılık çağında boncuk boncuk ter atıyordu. Çimento torbaları eşek ölüleri kadar ağırdı. Tuğlalar, yamalı şalvarında kahverengi tozlar bırakıyordu. Yamasını çepeçevre saran alelacele dikişleri hep terden söküktü.Daha O Boy’uyla karar vermişti ev yapmaya. Bir evin temelini attı. Atış o atış..Seni inşaat işçisi; fayans...

Sınırlar ve rahatça uyunamayan ülkeye dair: Ordu, yeniden…

Levent Ünsaldı Devlet ve milletin yüksek çıkarlarını ait olduğu kurumun çıkarlarıyla eş gören, dolayısıyla bunları yorumlama tekelini de kendisine veren Türk subayı, kışladaki eriyle kurduğu paternalist ilişkisini (“oğlum” ifadesiyle çağrılan er) milletin geneliyle olan ilişkisine de kolayca yansıtabilmiştir. Aktarılan bu hususi ethos (değerler sistemi), subayın tüm yaşamını geçirdiği...

Rıza Yalçın Koçak yazdı: Olağanüstü zulüm

Rıza Yalçın Koçak Etrafımızdaki insanlar büyük bir şaşkınlıkla cevabı bir yanı ile çok basit bir yanıyla ise iler tutar yanı olmayan sorular soruyorlar. İşyerlerinden atılan arkadaşlarının masumiyetlerine iliklerine kadar inanıp ve ama ‘devletin de bir bildiği vardır’ fikriyatının serin sularında kol gezmeye devam ediyorlar. Hükümet ile ‘paralel’ devlet...

Halkın vicdanı; “Gelemem” diyorsun, peki sen bizdeki “öf öf” ü duyuyor musun?

Ne desek, ne etsek, nasıl yapsak bilemiyoruz… Az şey mi yaşadık? Yok, bir şeyler anlatabilmek için yeterli yaşadıklarımız. Çok şey mi yaşadık? Yok, bir şeyler yapabilmek için çok şey görmedik henüz… “Derin bir ah” çekiyoruz, çünkü şu kelimeler sayfaya değerken Hurşit Külter hala kayıp. Ve “ah vicdan”...

Kadim Süryanilerin Akitu Bayramı

Yerinden yurdundan edilen, sürgün halkların derdini en içten şairler dillendirir. Bu sebeple Yuhanna Bar Madeni der ki:“Ey sağduyulu!Ana vatanında kalman,Saygınlığını korur.Hakareti ve acı dolu gurbeti hor gör.Saç, başta oldukça değerlidir.Olmadığında, küçümsenir ve ayaklar altına alınır”Bundan tam 6766 yıl önce (MÖ 4750) Asur ve Babil kaynaklarına göre, tarihte...

Şiddete Davet

Rıza Yalçın Koçak Tamam, ölümün dondurucu ayazını buz kesme tehlikesine rağmen düşürmeyelim dilimizden. Kan kokusunun karşısına dikiverelim baharın buğusunu. Envai çeşit çiçekten, yağmuru çekiverince içine buram buram eden topraktan ilham aldığımız hikâyelerle çevreleyelim etrafı. Göz bebeklerimize gelip konan yaşları hesapsızca salıverelim yaşamın göbeğine, çağlayan misali. Tamam, yaşamdan yana...