Ana SayfaDerlemelerVurulduk Ey Halkım, Unutma...

Vurulduk Ey Halkım, Unutma Bizi (Öznur Özkaya)

Google Haberler'de takip et!

Vurulduk Ey, Halkım Unutma Bizi;

 

 

 

 

mumcu

24 Ocak 1993, çocukluğumdan kalma ağır, puslu bir havadır benim için. Şemsiye kalabalığından asfaltın görünmediği, insanların kol kola gözyaşları içinde yürüdüğü bir gündür, annemin irkilten “Ah”ıdır, babamın gözlerini kaçırarak dalgın, hüzünbaz seyredişidir camdan dışarıyı. Bu tarih; küçük bir kız çocuğuyla bir delikanlının babasız, genç bir kadının yoldaşsız kalmasıdır, hukukun üstünlüğüne inanmasına karşın “hukukun üstünlüğünden payını alamayan, kendine bir avukat bulamayan insanların var olduğu bu ülkede” dürüstçe yapılmadığı takdirde avukatlığı ‘tam anlamıyla egemen sınıf tezgâhtarlığı’ (s. 140) diye nitelediği için avukatlıktan vazgeçip gazeteciliğe başlayan, yazmaktan başka hiçbir heybeti olmayan gözlüklü amcanın paramparça edilişinin tarihidir.

1962’de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Türk Sosyalizmi” başlıklı yazısıyla Yunus Nadi Ödülünü alarak adını duyuran, modern hukukun ve siyasetin teokrasiyle çeliştiğini belirterek eleştirilerini din sömürüsü üzerine yoğunlaştıran, kendi deklaresine göre solcu bir aydın ve Kemalist olan, daha seksenli yıllarda çeteler, “siyaset – tarikat – ticaret” ilişkileri, İpekçi başta olmak üzere faili meçhul cinayetler üzerine odaklanan Uğur Mumcu’nun yazıları; araştırmacılığı ilke edinmiş bir gazetecinin, bir aydının duyarlılığını yansıtır. “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmayacağını” dile getiren Mumcu, haksızlıkları, sömürüleri, adaletsizlikleri çekinmeden sergileyebilmiş, “ülkesinde işlerin yolunda gitmeyişinden kaygı duyan bütün ilkeli aydınlar kadar yalnız” kalarak bunun bedelini canıyla ödemiştir.

Sevgi Özel’in kaleme aldığı “Uğur Olsun! Bir Devrimcinin Öyküsü” yıllar sonra yeniden basıldı. Kitapta ilk baskıya nazaran pek fazla değişiklik yapmadığını belirten yazar, Uğur Mumcu’nun özel hayatını, kişiliğini, gazetecilik serüvenini anlatırken belki de kitabın yeniden basılmasıyla bu acı olayı hatırlatarak tarih bilincimizin yitmemesini diliyor, genç kuşağa kısa bir Türkiye Siyasi Tarihi çizerek dünü ve bugünü irdelemesini öğütlüyor. Bu siyasi panoramayı incelerken belki de gerçek gazeteciliğin, basın özgürlüğünün, kalemini onurlu bir biçimde kullanıp bükülmez hale getirebilmenin portresini çiziyor.“Yapıtı yeniden gün ışığıyla buluşturmaya hazırlarken kendime kızdım; çünkü pek çok yurttaş gibi yaşananların bir bölümünü belleğime gömmüştüm.” diye hayıflanan yazar; Mumcu’nun biyografisinin yeniden basılma amacının doğru kaynaklara yönelme ve gerçeklerin izini sürme gerekliliği ile bundaki dirayet olabileceğini düşündüğünden “Umut hep var; 2013 yazında Gezi Direnişiyle ayaklanan gençler, umudumuzu da ayaklandırdı”, diyor ve Mumcu’nun gazetecilik yaşamından kesitler sunarak “çalışan gazeteci”yi örnekliyor.

Düşüncelerini hiçbir çıkar grubunun baskısı altında kalmadan özgürce ifade edebiliyorsan, onurun sayacağın kalemini düzen insanları veya sermayedarlar adına kullanmıyorsan, tekelleşen medyanın eline düşmeyip susmuyorsan “çalışan gazeteci”sindir. Adını “Babıâli’deki dokuz patron olayı”ndan almış olsa da, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde; basın meslek örgütleri, yalnız iş sözleşmelerinin yazılı olarak yapılması, sözleşmelere işin türü ve ücret miktarının yazılması gibi gazetecilerin sosyal ve yasal haklarını belirleyen hükümleri içeren “ 212 sayılı yasa” üzerine değil, aynı zamanda çok sayıda gazetecinin çalışamaz hale getirilmesi, bu konuda baskının yoğunlaşması, haber alma hakkının alabildiğine sınırlandırılması, internet sitelerinin kolayca kapatılabileceğinin “muştulanması” üzerine de odaklanmalıdır.

Uğur Olsun! Bir Devrimcinin Öyküsüİktidar değişse de hiç değişmeyen, her zaman güçlü olanla dirsek temasına girişen, yaptığı ısmarlama haberleri reklam verenin veya belli bir grubun çıkarlarına uygun hazırlayan, temel gazetecilik ilkesinden çok uzakta olsa da “iyi gazeteci” sıfatıyla kamuoyuna takdim edilen, plazalarda astronomik paralar karşılığında mesleğini icra eden gazeteci “çalışmayan gazeteci” iken, editoryal baskıya boyun eğmeyen, sansürle soslanmış haber aktarmayan, bir görüşe doğru olduğu için doğru, yanlış olduğu için yanlış diyen, kamuoyunu salt kendi egosunun tatmini için değil; onun iyiliği, huzuru ve refahı için yönlendiren, halkın haber alma özgürlüğüne aracılık eden ve toplumun sağlığını, mutluluğunu, zenginliğini engelleyenlerin peşini bırakmayan da “çalışan gazeteci” dir.

Orda burada, sağda solda yazan, belki biraz daha boy göstermek için sürekli yer değiştirenlere inat Uğur Mumcu’nun yıllar önce Erol Simavi’ye verdiği ‘hayır’ yanıtı pek manidardır. Uğur Mumcu; çizgisini kolayca değiştiren, ışığın geldiği yöne yüzünü dönen pervanelerden olmadığı için, “kendi yetenekleri, üretimleri ile değil, varlıklı soyu sopuyla, hatırlı eş dostun süslü kartvizitiyle ün ve servet edinmeye çalışanların pıtrak gibi çoğaldığı bir ülkede “bir kişiye yapılan haksızlık bütün topluma yapılmış sayılır” diyerek araştıran, hesap soran,“hodri’si silinen meydanda” kendini kullandırtmayan bir gazeteci olduğu için modeldir günümüzde. “İş takipçisi gazetecilerin varsıllaştığı süreç başlayalı çok olmuşsa da, “insanın çekinecek bir şeyi yoksa, açığa çıkar korkusuyla başını eğeceği bir ayıpla gezmiyorsa, haksız kazançla lükse, rahata alışmamışsa, böyle bir gazeteciyi kim kullanabilir?”

Bazı kareler yaşamınızın her anında zihninizin bir köşesine kazınmış olarak kalır. Belleğinize gömdüğünüzü sansanız da, aslında her yerde her zaman yanınızdadır. Küçük bir çocukken zihnime kazınmış bir fotoğraf var. Bir televizyon haberiyle, annemin içli “Ah”ıyla, babamın hüzünlü gözleriyle yer etmiş, üstünden seneler geçse bile silinmeyecek, üzerinde düşündükçe yeri sağlamlaşacak bir fotoğraf. Evet, o parçalanmış arabanın görüntüsü hiç çıkmayacak hafızamdan. “Ölü Aydınlar Ülkesi”nin* bir yurttaşı olan Uğur Mumcu; “Dağ gibi kara yağız bir delikanlıydık. (…) Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık. Vurulduk ey halkım, unutma bizi!” diye sesleniyor derinlerden. İşte, tam da bu yüzden kalemin gücünden, mürekkebin haşmetinden korkanları açığa çıkarmak için “çalışan gazetecilere” sımsıkı sarılın; çünkü onlara sarılırken Uğur’a da sarılmış olacaksınız!

10,053BeğenenlerBeğen
244TakipçilerTakip Et
1,038TakipçilerTakip Et

Listeler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler haberler

Aztek’lerden Sümerler’e 14 eski uygarlığın dilline ait sesler

Dünya üzerinde milyonlarca yıl birçok medeniyet kurulup yıkılmıştır.Bir çoğumuz bu medeniyetlerin...

Nietzsche’nin ruhuna üflediği 15 film

Felsefe her zaman kültür, sanat ve bilimi etkilemiştir. Felsefe tarihinin en...

8 Maddeyle şiddet gören kadınların yaralarını kapatan Dövme sanatçısı Flavia Carvalho ve çalışmaları

Ataerkil bir dünyada erkeğin tahakkümü altında bulunan kadın hem eşit koşullarda...

10. İşçi Filmleri Festivali ‘İşimiz Gücümüz Yaşamak’ sloganıyla İstanbul, Ankara ve İzmir’de başlıyor!

Bu yıl 10.'su düzenlenen Uluslararası İşçi Filmleri Festivali (İFF), İstanbul, Ankara...

Tartışı-Yorum

Rütbelerin Er’leri

Rıza Yalçın Koçak ‘Türk halkı sessiz kalarak onayladığı bu savaşın mağduru olmaya mahkumdur.’ (TAK-Haziran 2016)Erleri çekin rütbeliler gelsin! Erleri çekmeyecek rütbeliler ordusu. Ere göre tanımlı omuzlardaki apoletler. Kaç erin başı olduğunu bildiriyor...

Alevilikte Tenasüh İnancının Kökeni

Tenasüh (reenkarnasyon, metampsikoz), yaygın tabirle insan bedeni öldükten sonra ruhun başka bedene göç etmesi ve hayatını sürdürmesi. Tenasüh inancı insanoğlunun yaşadığı tüm coğrafyalarda kendine bir şekilde yer bulmuş eski...

Cumartesi Anneleri: Gözaltındaki kayıpların hikayesi

Kadir Gürhan“Kayıplar” ve “yargısız infazlar” denilince akla ilk gelen Latin Amerika ülkeleridir. Bu ülkelerde askeri cunta yönetimleri “gözaltında kayıplar” ve “yargısız infazlarla” kendisine muhalif olan tüm kesimlere karşı bir...