Sosyalizm ile populizm arasında SYRIZA (Çağlar Ezikoğlu)

0

Yunanistan’da yapılan genel seçimler sonucunda sosyalist kimliğiyle ön plana çıkan SYRIZA’nın elde ettiği zafer, başta Avrupa kamuoyu olmak üzere tüm dünyada ciddi bir yankı uyandırdı.

Türkçe’de karşılığı ‘Radikal Sol Koalisyon’ olarak tanımlanan bu siyasi partinin elde ettiği başarı Avrupa’da özellikle ekonomik krizlerle boğuşan ülkeler başta olmak üzere bir domino taşı etkisi yaratacağı tartışmaları gündemi meşgul ediyor. Bir yandan da Yunanistan’daki ekonomik krizle birlikte SYRIZA’nın, AB tarafından verilen bir çözüm reçetesi olan troykadan kurtulma çabaları önemli bir tartışma noktası haline geldi.

Ve elbette bu tartışmaların Türkiye’deki yansımaları, ‘Acaba SYRIZA Türkiye’de hangi partiye eş değerdir’ veya ‘SYRIZA sosyalist değil popülist bir parti midir’ sorularıyla birlikte ele alınıyor.

Nasıl doğdu, nasıl evrildi?

Bu yazı aslında SYRIZA’nın nasıl doğduğunu göstermekle birlikte, doğduktan sonra nasıl evrildiğini ve bu dönüşümün ortaya çıkan seçim zaferiyle bağını da göstermeyi hedefliyor.

1990’lı yıllarda Yunan solunda birliği sağlamak amacıyla kurulmuş olan ‘Solun Birliği ve Ortak Hareketi için Dialog Alanı’ oluşumundan doğan SYRIZA, 2004 yılında Synaspismos, Komünist Ekolojik Sol Yenilenme, Uluslararası İşçilerin Solu gibi küçük radikal sol grupların birleşmesiyle siyasi parti halini aldı.

Yunanistan’ın en köklü siyasi hareketi olan Yunanistan Komünist Partisi’nin (KKE) dışında kalan sol grupların bu birleşimi 2004 seçimlerinde parlementoda altı milletvekiliyle temsil edilme sürecine yol açmıştı. Fakat bu süreçte bu milletvekillerinin tamamının en büyük siyasi oluşum olan Synaspismos üyelerinden olması, bahse konu koalisyon içinde çatlaklara yol açtı.

2007 seçimlerine kadar parti içi mücadele dinamikleri SYRIZA içerisinde daha çok ön plana çıktı. Fakat 2007 seçimlerinde alınan yüzde 5 lik oy oranı ve 2008’de SYRIZA’nın liderliğine seçilen Atina temsilcisi genç Aleksis Tsipras’ın etkinliği partiye yeni bir ivme kazandırdı.

Temel etken ekonomik kriz

Özellikle Türkiye’de SYRIZA’nın doğuşu ve yükselişinin sistematik bir plan ve program dahilinde tutarlı ve başarılı bir siyasi işleyişle gerçekleştiğine dair yorumlar yapılıyor olsa da, bu yükselişin en temel dinamiklerinden birisi Yunanistan’da 2012 yılında yaşanan ve etkileri halen süregiden ekonomik kriz. Bu tespitin en büyük delillerinden birisi de elbette ki 2012 seçimleri. Zira SYRIZA’nın tarihsel gelişim sürecinde, 2008 ile 2012 yılları arasında SYRIZA’ya yönelik bir kitlesel destekten söz etmek oldukça güç.

2012’deki hem mayıs hem de haziran seçimlerinde SYRIZA’nın ikinci parti konumuna yükselmesi Avrupa’da şaşırtıcı bir refleksle karşılanmış olsa da, Yunan siyasetini yakından takip edenler için oldukça normal bir gelişimdi. Zira ekonomik krizin baş mimarı olarak görülen tek siyasi parti Panhelenik Sosyalist Hareket, yani PASOK’tu. PASOK’un yüzde 44’lük oy oranı ekseriyetle Yunan sosyal demokratlarının temsil kabiliyetini göstermekle birlikte 2012’deki bu temsil oranı yüzde 10’lara doğru geriledi.

2002 Türkiye seçimlerinde DSP’nin yüzde 20 lik oy tabanının birden erimesine benzer bir akibet yaşayan PASOK seçmeni için solda ideolojik anlamda en yakın ve krize gösterilecek tepki olarak en uygun duran siyasi oluşum SYRIZA’ydı. SYRIZA’nın başarısını reaksiyonel bir tepkiden ziyade örgütsel bir başarı olarak gören bazı kesimler, PASOK’un bu şekilde erimesine yönelik analizleri göz ardı ediyor.

Hayaller Sosyalist Hellas, peki ya gerçek?

SYRIZA’nın başarısı elbette küçümsenecek bir başarı değil, fakat neden ve nasıl reaksiyonel bir başarı olduğunu tarihsel süreciyle birlikte göstermeye çalıştık. Şimdi günümüze dönelim…

SYRIZA’nın elde ettiği bu zaferden dolayı bir hayli sevinen Türk solunun bazı kesimlerinin ve hatta ‘Biz de Türkiye’nin SYRIZA’sıyız’ diye garip açıklamalarda bulunan partilerin hayallerindeki SYRIZA ne kadar gerçek?

Keskin söylemler terk edildi

SYRIZA kuruluşu ve doğası gereği radikal bir sol siyaset anlayışını merkezine oturtmuş bir oluşum. Bunun gereği olarak da 2015 seçimlerine kadar başta AB olmak üzere uluslararası hiçbir güçle ittifak etmeyeceklerini, bu emperyal güçlerle ittifaktan ziyade mücadele etme yoluyla Yunanistan’ın ekonomik bağımsızlığını ve refahını kazanacağını defalarca belirtmiş bir siyasi partiden bahsediyoruz.

Fakat SYRIZA’nın 2015 seçimlerinden sonra söylem yumuşamasına gitmesi; Avrupa’yla müzakerelerde farklı bir yaklaşımdan söz etmesi kafaları karıştırdı. Daha önce AB tarafından verilen borcu ödemeyip eurodan çıkacağını tahahhüt eden Tsipras ve kurmayları, şimdi AB liderlerini troykanın belirlediği borç miktarının ödenemez bir meblağ olduğunu ‘ikna’ etme çabalarına döndü. Bu ikna sürecinde AB’den veya eurodan ayrılma hususundaki keskin söylemler terk edildi.

Krizden çıkmayı sağlayacak bir ekonomik eylem planı lazım

Türkiye’de siyasetçiler tarafından kullanılan amiyane bir tabir vardır, özellikle iktidar muhalefeti eleştirirken der ki, ‘Bekara karı boşamak kolaydır.’ Bu bağlamda SYRIZA’nın radikal politika anlayışını yumuşatmasını normalleştirme çabaları güdenler oluyor, olacaktır da. Fakat ekonomik krizle boğuşan bir ülkede iktidara gelmiş bir partinin parti programında veya vaatlerinde daha yere sağlam basan ve krizden çıkmayı sağlayacak bir ekonomik eylem planı olması gerekmekte.

SYRIZA’nın bu denli büyük bir borç yüküyle devraldığı Yunanistan ekonomisi için böyle bir eylem planı olduğunu söylemek güç. Özellikle basın ve kamuoyuna yansıyan ‘yöneticilere ait lüks araçların satılması’ veya ‘kemer sıkma politikası sonucu işten çıkarılan işçilerin işe geri dönmesi’ gibi uygulamalar görünürde müspet olsa da, popülist bir yaklaşımla sergilendiği aşikar. Zira bahse konu ekonomik krizin derinleşmesinin ilacı bu tip uygulamalar değil Yunanistan’ı yeniden eskiye döndürecek uzun vadeli ekonomik planlar.

Yoksa bu tip uygulamalar her partinin seçim vaadinde az çok görülebilir, merak edenler AKP’nin 2002 Seçim Beyannamesi’ni de inceleyebilir. Ayrıca Savunma Bakanlığı gibi bir noktaya, koalisyonun küçük ortağı ve anti-göçmen bir sağ popülist parti ANEL’in liderinin getirilmesi de ayrı bir tartışma konusu.

Bütün bu süreci incelediğimizde, SYRIZA’nın başarısının temelden gelen bir örgütsel başarıdan ziyade ekonomik krize reaksiyonel tepkiyle gerçekleştiği ve SYRIZA’nın radikal sol söylemlerinin iktidara gelişinden sonra yumuşadığı aşikar. Bu bağlamda KKE’nin SYRIZA’ya yönelik sert eleştirileri özellikle ‘radikal sol’ bağlamında okunmaya değer.

‘Ufuk Uras tipi solculuk’

Ama daha önemli bir sorun SYRIZA’nın bundan sonra izleyeceği yol. Zira parti içindeki kafa karışıklığı bile SYRIZA’nın solun ‘radikal’ kısmından daha ‘liberal’ kısmına geçişin olma ihtimalini gösteriyor ve üstelik bu geçiş olsa bile SYRIZA’nın ayakları yere basan bir ekonomi politikası ufukta yok.

Kravat takmamak gibi bir eylemin sol siyaset açısından önemli görüldüğü ülkemizde var olan ‘Ufuk Uras tipi solculuk’ anlayışı, yani liberal ekonomiye eklemlenmiş bir sol zihniyet belki de radikal sol iddiasında olan bir partinin önündeki en büyük meselelerden birisi olacak. Aksi takdirde hem daha liberal politikalarla troykayı yumuşatmaya çalışmak hem popülist politikalarla halkın takdirini kazanmak ancak günü kurtarır ve ilerisi için benzer ekonomik krizler Yunanistan’ı sarsmaya devam eder.

Ve bu durumda sosyal medyada dile getirilecek şu slogan SYRIZA’nın da geleceğini bize gösterir: Hayaller Sosyalist Hellas, Gerçekler Ufuk Uras…

 

*Aberystwyth (Galler) Üniversitesi, Uluslararası Siyaset Departmanı araştırma görevlisi ve doktora adayı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here