AKP aslında ne yapmaya çalışıyor?

0
AKP aslında ne yapmaya çalışıyor?

Cizre’de son günlerde yaşananları Evrensel gazetesinde değerlendiren Koç Üniversitesi öğretim üyesi Harun Ercan, Cizre olaylarını, AKP’nin tutumunu ve HDP’yi değerlendirdi. İşte Harun Ercan’ın Evrensel’deki yazısı:

 

“İç” Güvenlik yasası olarak adlandırılan yeni OHAL rejimi kuralları, yeni gözaltılar ve Cizre’de son 1 haftalık süre zarfında AKP’nin yaptığı bütün tercihler tek bir yöne işaret ediyor: Kürt hareketi bulunduğu konumdan geri adımlar atsa dahi, AKP tabiri caizse mevzu çıkarmak için sürekli kazıyor. O halde sormak elzem: AKP aslında ne yapmaya çalışıyor?

Cizre’de 14 yaşında bir Kürt çocuğu daha polis kurşunlarıyla öldürüldü. Sonrasında, hızlı şekilde soruşturma hakkında gizlilik kararı çıkarıldı. Önceki sayısız vakadan bunun ne anlama geldiğini bilenler için bu hukuk pratiğinin devlet lisanında meali şu: “Soruşturma yürütülmeyecek. Öldürülen Kürt çocuğunun hesabını hiçbir polis hiçbir mülki amir vermeyecek. Öldürdük. Bir daha öldürebiliriz”.

6-8 Ekim’deki Kobanê ayaklanmasından Ümit Kurt’un öldürüldüğü güne kadar, en çok da hendeklerin varlığı sayesinde, kentin kayda değer bölümüne asker/polisler giremediğinden faili doğrudan asker/polis olan can kaybı yaşamadı Cizre halkı. Ümit’in öldürülmesinden 8 gün önce, yerel kaynaklara göre, kolluk kuvvetleri tarafından korunan HÜDA-PAR’lıların gece saldırısında taziye çadırında bulunun 2 kişi yaşamını yitirdi. Bu saldırıdan sonra, devlet yetkilileri ve Kürt hareketinin temsilcileri arasında yapılan görüşmelerle 2 Ocak günü hendekler kapatıldı ve dükkanların kapalı kepenkleri yeniden açıldı, hayat “normale” dönmeye başladı.

Ertesi gün, Hrant Dink suikastı esnasında Trabzon İstihbarat Müdürü olan Ercan Demir Cizre’ye yeni Emniyet Müdürü atandı. Hendekler kapatıldıktan 4 gün sonra, Ümit Kurt polislerin açtığı rastgele ateş sonucunda 6 Ocak günü öldürüldü. Bu gelişme üzerine, Cizre halkı nefsi müdafaa aracı olarak gördüğü hendekleri 7 Ocak’ta yeniden açtı. Aynı akşam, PKK tarafından Cizre’deki polis noktasına roketatarlı bir saldırı gerçekleştirildi ve 2 polis yaralandı. Sonrasında Cizre’de plakaları sökülmüş Özel Harekât Polisi araçları dolaşmaya başladı. Velhasıl, Cizre özelinde müzakere yoluyla karşılıklı adım atma denemesi Ümit Kurt’un öldürülmesi nedeniyle berhava edildi. AKP sükûnet isteseydi, mümkündü, istemedi. Cizre’de suların durulduğu 2 Ocak’tan 6’ Ocak’a kadar geçen kısa süre içinde bir dizi gelişme daha yaşandı. 5 Ocak’ta, Türk devletinin diyalog/müzakere sürecini birlikte yürüttüğü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması için imza kampanyasına katılan Mardin-Kızıltepe Belediyesi Eş Başkanları, Batman Belediyesi Eş Başkanı ile Belediye Meclis Üyeleri terörle mücadele birimleri tarafından gözaltına alındı ve sorgulandı.

“İç” Güvenlik yasası olarak adlandırılan yeni OHAL rejimi kuralları, yeni gözaltılar ve Cizre’de son 1 haftalık süre zarfında AKP’nin yaptığı bütün tercihler tek bir yöne işaret ediyor: Kürt hareketi bulunduğu konumdan geri adımlar atsa dahi, AKP tabiri caizse mevzu çıkarmak için sürekli kazıyor. O halde sormak elzem: AKP aslında ne yapmaya çalışıyor?

Bu sorunun bir kısa bir de uzun bir cevabı var. Kısa cevabı, Kürt meselesi ile asgari düzeyde ilişkili olanların hâlihazırda malumu: AKP, 7 Haziran 2015’te gerçekleştirilecek olan Genel Seçimlere Kürt meselesine dair risk almadan yani kayda değer pratik adımlar atmadan gitmek istiyor. Uzun cevaba gelince: AKP, aslında Kürt hareketine, barışçıl veya politik şiddet temelinde, hangi mücadele yöntemi kullanılırsa kullanılsın, siyaset yaptırmamak için tüm enerjisini sarf ediyor. Siyasi gidişatın normal şartlar altında ilerlemesi durumunda Kürt hareketinin legal alanda mesafe kat etmesinin objektif koşulları fazlasıyla var. Cumhurbaşkanlığı Seçimi analizi yapıldığında, HDP’nin oylarını az veya çok arttırdığı üç temel rota olduğu görülecektir. Birincisi, bu seçimde aslında beklendiği ölçüde Demirtaş’a yönelmeyen ve genellikle AKP’ye oy veren muhafazakâr Kürtler. İkincisi, Kürt bölgesinin çeperinde yer alan ve kimliklenme ihtiyacı temelinde Demirtaş’ı tercih eden Sünni muhafazakâr veya Alevi Kürtler. Üçüncüsü ise Türkiye’nin batısında, ağırlıklı olarak da metropollerde yaşayan yoksul veya eğitimli Türkler, Aleviler ve diğer ayrımcılığa uğrayan gruplar. Kobanê direnişi ve IŞİD saldırıları, AKP’nin muhafazakâr Kürt tabanında ulusal/etnik temelde ciddi bir çatlak yarattı. Bu çatlağı dolduracak şekilde HDP’nin sesinin duyulması demek kayda değer oy kaymalarının olması anlamına geliyor. Diğer yandan, CHP’nin yeni bir siyasi söylem kuramaması ve HDP’nin marjinalleştirilmemesi, 2014 Yerel Seçimlerinde CHP’ye oy veren seküler lakin sonra Demirtaş’a yönelen sosyal demokrat Türklerin veya Alevilerin oylarının HDP’de kalması anlamına da geliyor. Ama bu grupların hemen hepsi, seçimlerin atmosferine bağlı olarak, siyaset yaptırılmayan bir HDP senaryosunda konjonktürel dinamikler nedeniyle geri adımlar da atabilir.

Normal koşullar altında; yani dağda veya sokakta çatışmaların yaşanmadığı, HDP’nin hemen her gün medya aracılığıyla marjinalleştirilmediği, Kürtlerin ve ezilenlerin sesini ulaştıramadığı kesimlere duyurabildiği koşullarda HDP siyasetinin performansını görme imkânımız oldu: HDP, Cumhurbaşkanlığı Seçiminde Yeni Yaşam çağrısıyla önceki Yerel Seçimlere kıyasla yaklaşık 800 bin daha fazla oy aldı. Kürt meselesini Orta Doğu siyasetinden ve tarihsel kökenlerinden soyutlama pahasına şunu iddia edebiliriz: HDP’nin %10 seçim barajını aşması, Türkiye siyaset sistemindeki İslamiyet’e ve Türklüğe dayalı suni dengenin ortadan kalkması demek. Genel Seçim sonrası anayasayı değiştirmek ve Başkanlık Sistemi tesis etmek isteyen AKP’nin bu adımlar için HDP ile her aşamada pazarlık yapmak zorunda olması demek. Ayrıca, Kürt meselesine Türkiye siyasi rejimi içinde hakiki bir çözüm olasılığının belirmesi demek. Bunu engellemenin yolu, HDP’nin siyaset yapmasının diyalog/müzakere koşullarının izin verdiği sınırlarda sürekli zorlamaktan geçiyor. Özellikle Kürt coğrafyasında, Kobanê direnişi ve Kobanê ayaklanması sonrası Kürt halkının ulaştığı politizasyon seviyesi de düşünüldüğü vakit, bu, ancak be ancak sürdürülebilir çatışma rejimi tesis etmek ile mümkün. Bu, AKP’nin çatışmalı sahada kendi iktidarını da en güvende hissettiği rejim demek. Öcalan ile müzakere edilen barış anlaşması üzerinden Türklere “terörü sonra erdirme” söylemiyle seslenebilmek demek. Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra HDP ve siyaset bağlamında şiddet, çatışma ve ölümler bağlamı dışında gerçekten bir siyasi tartışma yapıldığını kimse duymadı. Bunun bir nedeni, Kürt meselesinin zaten Orta Doğulu bir mesele olması ise, diğer sebebi de sürdürülebilir düzeyde —yani Kobanê ayaklanması eşiğinin altında kalacak şekilde— AKP’nin Kürt hareketini kıstırmak, boğmak ve kışkırtmak istemesi.

Harun ERCAN, Koç Üniversitesi Öğretim Görevlisi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here