Almanya’nın sığınmacı sevgisi nereden geliyor?

0
almanya, sığınmacı, kapitalizm, sermaye, alan kurdi,

Her yıl sığınmacılara ve mültecilere yönelik onlarca saldırıyla gündeme gelen Almanya’da, hükümetin bir anda “sığınmacı babası” konumuna gelmesi ve Avrupa’ya önerileri kamuyounda tartışılıyor. Peki bayram değil, seyran değil, Almanya sığınmacılara neden kucak açtı?

Nazizm geçmişinden dolayı uzun süredir yerlerde sürünen Alman imajı, nasıl olduysa son günlerde büsbütün değişti. Daha düne kadar Yunanistan’a karşı sert yaptırımları savunduğu için Hitler bıyıklı karikatürleri Avrupa basınında dolaşan Angela Merkel, bugün sığınmacıların kendisinden sevgiyle söz ettikleri bir lidere dönüştü.

Enerji kaynakları ile stratejik önemi olan bölgelerdeki emperyalist savaşlardan kaçıp, canınını kurtarmaya çalışan kitleler, Avrupa’yı adeta Nuh’un gemisi olarak görmeye başladılar. Açlığın, sefaletin, savaş ve aşağılamanın olmadığı adil bir toplum…

Oysa gerçekler çok farklı…

SIĞINMACI SORUNU ALMAN SORUNU MU?
Bugüne dek Alman hükümetinin mülteciler politikası, sığınmacı sayısının olabilen az sayıda tutulması üzerineydi. Kapılarına dayanan 170 bin sığınmacıyı görünce dili çözülen Macaristan Başbakanı Viktor Orban, bu şokun etkisiyle olsa gerek, ”Bu sorun, Alman sorunudur” dedi.

Sığınmacı düşmanı tutumunu gizlemeyen Orban, ”Alman sorunu” derken tümden haksız sayılabilir mi? Mültecilerin ilk adım attığı yerde kalması kararı (Dublin Kararı) bir Alman icâdıdır. Bu kararın arka planında yatan mantık ise açık: Kriz bölgelerine sınırı olan Avrupa ülkeleri (Yunanistan, Bulgaristan vb) sığınmacılarla uğraşsın ama merkez Avrupa ülkeleri her hangi bir zarar görmesin…

DUBLİN KARARI’NDAN KOTA USÜLÜNE
Dublin Kararı’nın mucidi Almanya, ”değişen koşullar gereği” (siz bunu çıkarı gereği diye okuyun) Schengen’i de devre dışı bırakacak yeni bir dolaşım/mülteci politikasına yöneldi.

Bu radikal değişiklikten dolayı Başbakan Angela Merkel, sığınmacılara kapılarının açık olduğunu söyledi. Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel daha da ileri giderek somut sayılar telaffuz etti: Almanya her yıl 500 bin sığınmacı kabul edebilirdi. Hatta bu yıl bu sayı 800 bine bile çıkabilirdi.

AB Komisyonu, sığınmacıların kota usülüyle üye ülkelere paylaşılması planını öne sürdü. Plan ilk etapta yalnızca ”merkez ülkeler” tarafından alıcı buldu. Ancak AB’nin yalnızca kağıt üzerinde eşit olan Doğu Avrupa üyeleri bu plana çarşı çıkıyorlar. Avrupa Parlementosu dönem başkanı Martin Schulz, Macaristan’ı kastederek ”egoistlerin Avrupası” diye çıkıştı. (10 Eylül 2015, Die Zeit)

AVRUPA BİRLİĞİ KRİZDE
AB Komisyon Başkanı Jean Claude Junker dün yaptığı yaptığı ‘duygusal’ konuşmada, Avrupa değerlerinden dem vurarak, birliğin krizde olduğunu dolaylı da olsa dile getirmiş oldu.

Buradaki amaç da, Doğu Avrupa ülkelerini kota usülüne ikna etmekten başka bir şey değil.

IRKÇI VE CİNSİYETÇİ GAZETEDEN SIĞINMACILARA ‘İNSANÎ’ DESTEK
Ülkenin en etkili anaakım medyasını temsil eden Axel Springer Grubu’nun amiral gemisi Bild gazetesi geçen hafta Arapça ek yayınladı. Sığınmacılara destek verilmesi için çağrı ve kampanyalar örgütledi. Oysa aynı gazete, hem sığınmacı düşmanlığında hem de yabancı düşmanlığında nam yapmış etkili bir yayın organıdır.

Koalisyon hükümetinin bileşenleri dışındaki burjuva partilerinin tamamı ”terörizme karşı savaş” nakaratını dillendirip, şu an silah satışında dünya üçüncüsü olan Almanya’nın dış politikasına hep destek veregeldiler.

Parlementoda grubu olan Sol Parti tenzih edilmek koşuluyla (ki, bu partinin 5 milletvekili de Akdenize filo gönderilmesi lehinde oy kullandılar), bütün partiler NATO ve ABD’nin uluslararası haydutluğuna onay vermişlerdir.

almanya, sığınmacı, kapitalizm, sermaye, alan kurdi,

IRKÇILIK DİZ BOYU
Ülke içinde de durum daha parlak değildir.

Irkçılık diz boyu: Amadeus Antonio Vakfı ile Pro Asyl derneği, 2014 yılında toplam 35 kundaklama, 79 yaralama, 186 çok yönlü saldırı, tehdit ve hakaret, 270 mülteci karşıtı toplantı ve gösteri olduğunu açıkladı. 2015’in ilk üç ayı için bu sayılar ise sırasıyla şöyle: 3 kundaklama, 22 yaralama, 22 çok yönlü saldırı, 21 mülteci karşıtı toplantı ve yürüyüş olarak bildirildi.

Almanya’da mültecilere yönelik 2012’de 24 saldırı gerçekleşmişken bu sayı 2013’de 58’e, 2014’de ise 150’ye ulaştı. 2015 yılının ilk aylarında resmi raporlara işlenen sayı daha şimdiden üç haneli sayılara ulaştığı açıklandı.

Nazi geçmişiyle bağını gevşetmiş ama asla kesmemiş Alman güvenlik aygıtı, yabancıdan da, sığınmacıdan da nefret eder. ”Küçük Adolf” lakaplı istihbarat şefinin desteğiyle 8 Türkiyeli ve bir Yunanlıyı katleden Nasyonel Sosyalist Yeraltı (NSU) çetesinin cinayetleri 9 yıl gizlenebildi. Olaydan haberi olmayan sıradan bir devriye polisinin çete elemanları ile çatışmaya girip, hayatını kaybetmesi üzerine kamuoyunun dikkatini cezbeden dava, Alman güvenlik aygıtı ve yargısının marifetiyle iki genç tanığın ”ani” ölümleri ile sarpasardı. İki yıldır sürmekte olup, ”tanıksız kalan” davanın takibi dahi imkansız hâl aldı.

Alman faşist hareketinin kullanım amaçlı yer yer uzun tutulan zincirinin, iktidarın yeni mülteci politikası gereği olabilen en kısa sınıra çekildiğini görüyoruz. Şimdi sığınmacı ve yabancı düşmanı politikaların zamanı değil, deniliyor özetle.

Peki bu radikal değişikliğin asıl nedeni ne?

BÜYÜK SERMAYE: BİZ DE TAM BU TİP İNSANLAR ARIYORUZ
Çünkü Alman büyük sermayesi gereksinim duyduğu işgücünü bu mülteci krizini fırsata çevirerek aşmak istiyor.

Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel, Almanya’daki doğum oranının düşük, yaşlı nüfusu olmasını bir kez daha belirtti ve ülkenin her yıl 500 bin işgücüne ihtiyaç duyduğunu ikirciksizce dile getirdi. Aklı kör şiddetten başka bir şeye basmayan faşist hareket hariç, burjuva toplumunun tüm etkili unsurları Gabriel’e hak verdiklerini açıkladılar.

Deutsche Bahn, BASF, Siemens, Evonik, Deimler-Benz gibi ülkenin en etkili büyük sermaye grupları iktidarın yeni mülteci politikasını selamladıklarını tek tek açıkladılar. Alman patronların devletten tek ricaları, sığınmacılar için dil kurslarının hemen açılması oldu.

Deutsche Bahn’ın şefi Rüdiger Grube, ”sığınmacıların topluma aktif entegrasyonu için özel bir sorumluluk” aldıklarını söyledi, Deutsche Bahn’da yaklaşık 100 farklı etnik kökenden insanın çalıştığını da eklemeyi ihmal etmedi.

Porsche’nin şefi Mattias Müller, Süddeutsche gazetesinin hafta sonu baskısına verdiği demeçte, ”sığınmacılara yardım etmek zorundayız” diye açıkladı.

Kimya işkolundan Evonik, bir milyon avroluk bir kampanyayı hemen yürürlüğe soktu. Ve işletmelerinde genç sığınmacılar için çıraklık eğitimi alanları açtığını müjdeledi. Evonik’in Yönetim Kurulu Başkanı Klaus Engel, ”ülkemiz çok önemli bir sınavla sıanmaktadır. Bu sıan, hem ülkemiz hem de ekonomimiz için çok önemlidir” sözlerini sarf etti.

Siemens’in personel şefi Janine Kugel, ”kalifiye sığınmacılara iş olanağı sağlanıp, entegre edilmeleri için özel çaba sarfedilmelidir” diye açıklama yaptı.

Bir başka kimya devi BASF ise, sığınmacıların ”çalışma yaşamına kazandırılması” amacıyla pilot projelerin yapımına kendi işletmelerinde başlandığını bildirerek, yapılan çalışmaların daha şimdiden ”çok verimli gittiği”ni açıkladı.

Siemens şirketiyaptığı açıklamada, ”sığınmacıların entegrasyonu hepimizin üzerine düşen en önemli toplumsal ödevdir” sözlerine yer verdi. Bayer şirketi de genç sığınmacılara yönelik ilk pilot projelerini Kärnten’de başlattıklarını açıkladı.

Ama içlerinde en açık konuşan Daimler’in şefi Dieter Zetsche oldu: ”Sığınmacıların önemli kısmı genç, iyi eğitimli ve çalışmaya istekli. Biz de tam da bu tip insanlar arıyoruz.” (7 Eylül 2015, Süddeutsche gazetesi) Kaynak: soL

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here